• Resim

    KİTAP’SIZ!

    “Kitapsız insan kör, sağır ve dilsiz gibidir!”

    Mustafa Kemal ATATÜRK

    Mart ayının son pazartesi günüyle başlayan hafta Türkiye’de 50. Kez Kütüphaneler Haftası olarak kutlanıyor.

    Kurucusu sözcüğün tam anlamıyla kitapkurdu olan bir ülke için gecikmeli de olsa anlamlı bir etkinlik! Kitap okuma alışkanlığına gereksinimin üst düzeyde olduğuna da kuşku yok!

    Mustafa Kemal Atatürk yaşamı boyunca 3997 (üç bin dokuz yüz doksan yedi) kitap okumuş. Yaşamı savaşlarda, mücadelelerde geçmiş bir insan için inanılması güç bir sayı! Anıt Kabir Derneği yayını olarak okurlara sunulan “Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar” 24 ciltlik dev bir yapıt. Okumakla kalmayan Atatürk edindiği kitapların kenarlarına notlar tutmuş! Özümseyerek okuduğuna kanıttır.

    Kitap aşkı, Atatürk’ün ortaçağ karanlığından çıkardığı bir ulusu çağdaş bir devletle buluşturma yolundaki temel itici güçtür. Dünyayı, insanlığı, tarihi, doğayı, uygarlığı bilmektedir. Bildiği hedefe ilerlemesidir aslında Atatürk’ün Cumhuriyet ve Türk Devrimi ile gerçekleştirdikleri!

    Osmanlı’nın Gutenberg’in XV. yüzyılda bulduğu bulduğu matbaa ile tanışması için 18. yüzyıl beklenecektir. Yeniden doğan Batı ile Osmanlı arasındaki gelişmişlik farkını da açıklayan bir zaman aralığıdır bu yaklaşık 300 yıllık gecikme.

    Cumhuriyet Devrimleri ile sağlanan sıçramanın yeryüzünde eşi, benzeri az görülmüş bir gelişme olduğunun altını çizmek gerekir. Ancak, devrimin kesintiye uğraması ve son 30 yılda karşı devrimin hız kazanması bir kez daha ortaçağa dönüşün yolunu açmıştır.

    Bugün Türkiye’de 1118 Halk Kütüphanesi var! Bu sayı Almanya’da 8195, İspanya’da 4164, Fransa’da ise 3410. Bizdeki kütüphanelerin dörtte birine yakınının kapalı olduğunu da eklemekte yarar var!

    Geçen yıl sonunda ülkemiz kütüphanelerindeki toplam kitap sayısı 16 milyonu biraz aşkındır. Aynı sayılar Almanya için 143 milyon, İspanya için 69 milyon ve Fransa içinse 169 milyondur.

    Kişi başına yıllık kitap harcaması Norveç’te 140 $, AB ülkelerinde ortalama 100 $ iken Türkiye’de yalnızca 5.7 $’dır.

    Sayıları iki yüze dayanan üniversitelerimizin kütüphanelerinin toplam bütçesinin Yale Üniversitesi’ninkinden küçük olduğunu eklemekle yetinelim.

    http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/melh-ba/37121-melih-bas-kutuphaneciler-haftasi-ve-ekonomi.html

    Türk insanı okuma engellidir! Toplumu aşağılamaktan çok bir gerçeğin dile getirilmesi olarak algılanmalıdır bu saptama!

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı araştırma sonucuna göre son bir ayda kitap okumamış gençlerin oranı % 61’lerdedir. Aynı zaman aralığında yalnızca bir kitap okuyanların oranı yalnızca % 13’tür.

    Kültür Bakanlığı’nın bir araştırmasına göre Japonların % 62’si, Almanların % 48’i düzenli gazete okuru iken bu oran Türklerde yalnızca % 5’tir.

    Türkiye’deki 1000’i aşkın kütüphaneye karşılık 570 bin kahvehane bulunduğunu belirtelim. Kahvehaneleri geçmişteki adları olan kıraathane (okuma yeri) ile anmak parlak bir düşünce olabilir gerçekten de!

    Gallup’un bir araştırmasına göre kitap okuyanların oranı Japonya’da % 14, ABD’de % 12, Almanya ve Fransa’da % 11 iken Türkiye’de on binde 1 gibi dehşet verici bir dip yapmaktadır!

    https://ta-in.facebook.com/notes/tayyipi-s%C4%B1rt%C4%B1ndan-atan-%C5%9Ferefli-at-cihan%C4%B1-sevenler/%C3%BClkelere-g%C3%B6re-kitap-okuma-istatistikleri/375010563411

    Daha da kötüsü Türkiye’de böyle bir sorunun yok sayılması ve dolayısı ile de bu önemli  sorunun çözümü için eylemsiz kalınmasıdır!

    Sayıların da açıkça ortaya koyduğu gibi Türkiye “kitapsız” bir ülkedir. Körler, sağırlar ve dilsizler topluluğudur!

    “Kitapsız Türkiye” iç karartıcı ve ürperticidir!

    Ceyhun BALCI, 03.04.2014

    Resim

  • SEÇİMİN ARDINDAN

    (KOCAELİ)

    Resim

    İzmir’de yaşamakla birlikte Kocaeli seçimlerinin sonuçları ilginç göründü gözüme! Metropoldekilerle birlikte 12 ilçesi olan yüzeyce küçük ama ekonomice dev bir ilimiz Kocaeli. Kocaeli’ye, üretimin unutulduğu Türkiye’de, üretime dayalı ekonominin kalesi de demek olası. Bu özellik gereğince Kocaeli’de yaşayanların önemli bölümünün emekçi olduğu saptamasını yapmak yanlış olmayacaktır.

    Tam bu anda Kocaeli ilimizin seçim sonuçlarını bilginize sunmak isterim.

    http://secim2014.hurriyet.com.tr/il/kocaeli-41-2

    Emeğini satarak geçim sağlayan Kocaeli insanının iktidar partisi aşkını Stockholm Sendromu ya da cellâdına aşık olan kurban örneğiyle açıklarsak daha fazla yazmaya da, araştırma ve inceleme yapmaya da gerek kalmaz!

    Kurumca çok, sayıca yok hükmündeki sol kesime de birkaç çift söz etmekte yarar var!

    Sınıf bilinci ve emekçi edebiyatı konusunda son derece becerili olan bu cenahın düşünmesini gerektiren bir tablodur Kocaeli örneğiyle gözlerimizin önüne serilenler. Hangi emekçi yığınını arkanıza almayı düşünmektesiniz?

    Dünyada son çeyrek yüzyılda yaşananlar romantik solun dilinden düşürmediği enternasyonalizmi mezara koymuştur. Ne dışarıda ne de içeride romantik solun söylemlerine konu olacak gerçeklik kalmamıştır.

    Emekçi ili Kocaeli’de ortaya çıkan sonuç pek çok kişiyle birlikte sosyalist solu da şapkasını önüne koyup düşünmeye zorlamaktadır.

    Görüldüğü kadarı ile sağın sağcılık, solun da solculuk yapmak için öncelikle uygun ortam oluşturmak gibi bir görev durmaktadır önünde! Sosyalist solun en azından bir kesiminin uzak durduğu vatanı sahiplenme anlayışıyla tanışması zamanı gelmiştir.

    Son söz adaylıkla ilgili!

    Adaylık sürecinde uzun yıllar Kocaeli Büyükşehir belediye başkanlığı yapmış olan Sefa SİRMEN’in büyükşehir yerine metropoldeki İzmit ilçe adaylığı olağandışı bir durumdu! Sonuçlardan sonra durum anlaşılmış oldu.

    Ceyhun BALCI, 01.04.2014

     

  •  

    İYİMSERLİK ZAMANI

    Resim

     

     

    Sayısız dostu elemli ve kederli görüyorum! Buna umutsuzluk ve işin peşini bırakma duygularının da eklendiği kolaylıkla duyumsanabiliyor!

    Okuyan, yazan, anlayan, algılayan, söyleyen ve eyleyen her hangi bir kimse üzgün ve kederli olma hakkına sahip olabilir!

    Ama, hiç birimizin umutsuz ve yılgın olmaya hakkı yoktur!

    İnsanlık tarihi buna benzer örneklerle doludur!

    Galileo Galilei gerçekleri haykırdığı için yaptırımla karşılaştığında vazgeçti mi insanlık?

    İnsanlık bu ve benzeri gelişmelerle karanlıklara gömülecek olsa Giordano Bruno kent meydanında yakıldığında kesintiye uğrardı biz iki ayaklıların yeryüzü serüveni!

    Bu günler de geldi, elbette geçecek!

    İyimserlik zamanıdır! Ernst Bloch’u anımsamalı!

    Onun “Militan İyimser” (*)i bugünler içindir!

    Etkin iyimserlik de denebilir! Elini, kolunu bağlayıp hiçbir şey yapmadan iyimser olmak işin kolayıdır! Zoru seçip, emek harcayıp, alınteri akıtıp iyimser olmak ilk bakışta zor görünebilir! Ama, güvence verebilirim ki; böylesinin verdiği tat başka hiçbir şeyle değişilmez!

    Unutmayalım!

    Bu topraklarda Mustafa Kemal’ler yenilmez!

    Ceyhun BALCI, 01.04.2014

    (*) Militan İyimserlik, Ernst Bloch’un Umut İlkesi kitabında işlediği bir kavram. Ataol Behramoğlu’nun bu kavramla tanışmamızdaki payı da yadsınmaz.

  • SEÇİMİN ARDINDAN (İZMİR)

    Resim

    İzmir, CHP’nin kalesi sayılır. Kale bu kez de düşmedi! Ancak, burçlarda hasar var.  “Oylar bölünmesin” metaforu parti değiştirerek aday olanlara tepkiyle birleşince metropoldeki zayıf halkalar kopmadı.

     

    Aliağa burcu düştü. Dayatmacı, ben yaptım olducu ve şantajla aday belirleme anlayışı Aliağa’da duvara tosladı denilebilir. Bunlara eklenen güçbirliği eksikliği Aliağa’daki yitimin özeti oldu. Oysa, Hakkı ÜLKÜ+CHP seçilmeye yeter oyu fazlasıyla alıyordu.

     

    Kemalpaşa için söylenecek bir şey yok!

     

    Kınık’taki aday krizinin de kayıp hanesine yazdırdığı anlaşılıyor.

     

    Güçbirliği ve doğru aday Menderes’te de kaybı önleyebilirdi.

     

    Ödemiş, İzmir seçiminin şaşırtıcısı oldu. Az farkla da olsa yitirildi. Aritmetik toplamlar doğrulamasa da güçbirliği kazanıma fırsat verebilirdi. İzmir’den göründüğü kadarı ile kaybeden başkan başarısız değildi.

     

    Bir başka güçbirliği faciası Torbalı’da yaşandı. DSP adayı tarafından toplanan % 7.5’lik oranı Torbalı burcunun da düşmesi anlamına geldi.

     

    30-0 iddası ile girilen seçimden bu kez 7 fireyle çıkıldı. (Geçen seçimdeki fire sayısı 2’ydi. Bunlardan birisi son seçime Tire’den CHP adayı olarak girdi ve seçildi.)

     

    Güçbirliğine aritmetik açıdan bakmanın bedeli ağır oldu. Partisel gücü göz ardı edilebilir olan DSP adayları oylarla seçilemeseler de seçilmeyi engelleme işlevi görmüş oldular. Ayrı seçime girip oy bölücüsü olmak kadar birleştirememe yeteneksizliği de eleştirilmeli!

     

    Güçbirliği olgusunun yabana atılmaması gereği oy oranlarından bağımsız şekilde göz önünde bulundurulmalıydı.

     

    İzmir kırsalının oyları büyükşehir seçimine etkide bulunmadıysa da yöresel etki eksik olmadı.

     

    Son söz, seçime gün sayılırken yaşananlar üzerine olsun!

     

    İzmir listelerini tasarlayanların önde gelenlerinden olan milletvekilinin Konak Belediye Başkanı ve DSP adayı Hakan Tartan ile girdiği polemik üzücü ve bir o kadar da düşündürücüydü. Gerginliğin izlerini taşıyan odun atışması İzmir inceliğine hiç ama hiç yakışmadı! Hemen tüm insanlar için kaçınılmaz olan altın kural siyasetçi için de geçerli! Dil, kadar akıl da kullanılmalı! Duygu ve düşüncenin dışavurum aracı olan dilin duyguların esiri olup sürçmesine bu bakımdan şaşırılmamalı!

     

    Eline, diline ve beline egemen olma ilkesi bir kez daha yaşanarak anımsandı! Öğrenildi mi? Bilemiyoruz!

     

    Güçbirliği bundan böyle de gereksinimi duyulacak bir yöntemdi! Aritmetik getirinin yanı sıra geometrik katkı sağlayacak bir olanak(tı). Bir başka getirisi doğru ve uygun aday belirlemeye katkısı olabilirdi.

     

    Metropolde belirginleşen yanlış aday belirleme süreci domino taşı etkisiyle kırsalı etkiledi. Güçbirliği durumunda fire sayısı 2’yi geçmezdi. Geometrik etkiyle 30-0 bile olabilirdi.

     

    Ceyhun BALCI, 31.03.2014

  • SEÇİMİN ARDINDAN

    Resim

    Elektrik kesintisi…

    Her seçimde özellikle büyük kentlerde hem de oylar sayılırken elektriklerin kesilmesi gelenekselleşti. Üzerinde duyarlılıkla durulmaya ve peşi bırakılmamaya değer anlamlı bir durum. Üstelik, karşımızda iktidardan ne pahasına olursa olsun gitmemeye kararlı bir oluşum olduğu da kesin! Ancak, “elektrikler kesildi kazanamadım” savunmasını bir yana bırakıp başka konulara yönelelim!

    Nasıl bir seçim?

    Seçimlere ucu, bucağı belirsiz yolsuzluk soruşturmalarının gölgesinde gidildi. Belki de bu nedenle, muhalefet seçim stratejisini bu tema üzerine kurdu. Hemen her meydanda, “hırsız vaaar!…” ve “başçalan” nidaları işitildi. Seçimler yerele ilişkin olsa da genelden sıra gelmedi ne adaylara ne de kentlerin sorunlarına.

    Korkulan senaryo yolsuzluk ve hırsızlığın seçimle AK’lanmasıydı! Gerçekleşti! Muhalefetin bu tutumuna takılmak yerine bir başka noktaya değinmekte yarar var!

    Seçimlere iddialı olarak katılan tüm partiler benzeşme içindeydi. Örneğin, Kılıçdaroğlu bir yerde “Türbanın serbest bırakılmasını ben sağladım!” derken bir başka yerde “AKP gitse de açılım kesintiye uğramaz!” diyebildi. Bu iki uç yaklaşım bile Türkiye’nin başındaki iki büyük dert karşısındaki ataleti özetlemeye yetmektedir. Daha da kötüsü ben onun yaptıklarını, ondan daha ileriye götürürüm anlayışıdır bu sözlerle somutlaşan.

    Böyle bir durumda deneyimlisi varken kim deneyimsizine ilgi gösterir? Dinci gericilik ve bölücülük ilerleyecekse bugünkü iktidar bu iş için biçilmiş kaftandır. Sahipleri olan alanda siyaset yapmak hiç akılcı ve hedefe ulaştırıcı bir tutum olmasa gerek. Böyle bir yaklaşımın çekirdek kitleyi CHP’den uzaklaştırma potansiyeli olduğunu da unutmamak gerek!

     

     

    Güçbirliği?

    Seçim öncesinde pek çok kez dile getirilmişti güçbirliği gereksinimi! Ne yazık ki duymadım, görmedim, bilmiyorum yaklaşımı yeğlendi. Çok daha geniş kapsamlısı bir yana benzeşenlerin iş ve güçbirliği bile sağlanamadı. Bu olguya aritmetik yaklaşımın hataya yol açması kaçınılmazdır. Bindelik oy oranına sahip partiler bile seçime girip eldekinin yitirilmesine yol açabilirler. Ardahan, Karadeniz Ereğili ve Torbalı seçimleri güçbirliği yapılmaması sonucu yitirilmiştir. Örnekler hiç de az sayıda değildir. Güçbirliğinin aritmetik etkisinin yanı sıra geometrik katkısı olduğu da göz ardı edilmemeli!

    Yarılma!

    Bu seçimin bir önemli sonucu da yarılmayı belgelemiş olmasıdır. Din ve etnisite eksenli yarılmaya giderek derinleşen başka çatlaklar eşlik etmeye başlamıştır. Seçim sonrasında oluşan haritaya bakıldığında bu durum belirgin şekilde görülebilir. Çok temel ve tartışılmaz bir değer yargısı olan hırsızlığa ve yolsuzluğa karşıtlık paydası bu seçimde ağır yara almıştır. Hatta, seçimin asıl yenileni muhalefetin yanı sıra bu erdemdir demek abartı olmaz.

    Yenilgi!

    Komşuya saldırganlığın, dinsel ve etnik ayrıştırmanın ve az önce değinildiği gibi yolsuzluğun bunlara karşıt olanları yenilgiye uğratmış olduğundan söz edilebilir. İç karartıcı da olsa gerçek budur!

    Dik duruş, direnç ve kararlılık…

    Ara başlıktaki üçlü bugünün gereksinimlerini vurgulamaktadır! Umutsuzluk, bezginlik ve geri çekilme kolaycılıktan öte bir anlam taşımaz. Dahası insana yakışmayan tutumdur! İnsanlık tarihinin bu ve benzeri sayısız örnekle dolu olduğunu akıldan çıkartmayalım! Doğru söylediği için bırakın dokuz köyden kovulmayı, kent meydanlarında diri diri yakılan Giordano Bruno unutulmasın! Buna karşın, insanlık yolunu bulabildiğine göre enseyi karartmaya gerek olmadığını söyleyebiliriz.

    Yine unutmayalım! Paylaşılmış bir vatanı kurtaran Mustafa Kemal eşsiz eylemini boynunda idam fermanıyla yaşama geçirdi…

    Ceyhun BALCI, 31.03.2014

     

  • Resim

    BU TOPRAKLARDA

    MUSTAFA KEMAL’LER YENİLMEZ!

     

    Yaşanmış bir olaydır yazıya konu olan! Hem de çok yakın geçmişte! Samsun’da muayenehanesine yazıya konu olan sözleri içeren bir pankart asan hekim baskıyla karşılaşmış ve pankart yerinden indirilmek istenmiştir.

     

    Yel değirmenlerini pek çok kez yenilgiye uğratmasıyla tanınan çılgın doktor boyun eğmeyince Atatürk resimli pankart yerinde kalmıştır.

     

    Pankartın indirilmek istenmesine ise “provokasyona yol açabileceği” gibi akla zarar bir gerekçe ileri sürülebilmiştir!

     

    İlginç olan, bu olayın ulusal çıkar duyarlılığı sıfır olan bir iktidar döneminde, aynı iktidarın koltuk sevdası ile İstiklal Marşı ve Türk bayrağına sığındığı günlerde yaşanmasıdır!

     

    Mustafa Kemal’in kışkırtma unsuru olmasına gelince, yanıtı yine pankartta dile gelen sözde aramak gerekir!

     

    Hem bu söz, hem de o sözlerin gereğini yerine getiren yürekli duruş Atatürk’ün Milli Mücadele’yi başlatmak için ayak bastığı kente çok ama çok yakışmıştır!

     

    Selam olsun Mustafa Kemal’lere!…

     

    “Bu topraklarda Mustafa Kemal’ler yenilmez, yenilmeyecek!”

     

    Ceyhun BALCI

  • DEMOKRASİ FETİŞİZMİNİN SONU

    images

    Sözlükte fetişizmin karşılığı “tapınmacılık” olarak verilmiş. Türkiye, 60 yıldır sürdürdüğü tapınmacılık serüveninde farklı bir noktaya geldi. MİT, Dışişleri, TSK ve elbette yürütmeyi de içeren güvenlik ve gizlilik sorunu tüyler ürpertecek boyutta. En az bunun kadar önemlisi “Yurtta Barış, Dünyada Barış!” ilkesine rahmet okutacak fütursuzluk! Komşu devletle savaşa tutuşmak için gerekçe üretme pespayeliği! Hem de kendi koltuğunu kurtarmak için! Türkiye, bugüne dek sayısız siyasetçi tanıdı! En kötüsü bunu ne düşündü, ne de konuştu!

    Son tapeyle bilgimize sunulanların dehşeti bir yana güvenlik kavramının sözde kalmış olduğu şaşmaz bir gerçek. Bu ülkede yaşamak başlı başına bir korku ve ürkü gerekçesidir artık!

    Sahte belgelerle “Cami bombalayacaklardı!” denilerek zindanlara sürülenlere karşılık “Sekiz kişi yollar, dört tane füze attırırız!” diyenler aramızdadır!

    Demokrasi adı verilen somut sınırları çizilmeyip, soyut kavrama dönüştürülerek fetişleştirilen olgunun önünde sonunda başımızı derde sokacağı belliydi. Bugün artık yaşamın gerçeğine dönüşmüş bu gelişmeyi 12 yıl önce de görmek olasıydı. Halkın seçimi, toplumun tercihi sıvamalarıyla yaldızlanmış demokrasi fetişizmi aklımızı başımızdan almaya yetti.

    Öyle ki, koskoca ordu çok değerli evlatlarını kurban verdi bu tapınmacılığa!

    Koskoca Cumhuriyet’i kuran parti bu tapınmacılık uğruna vekillerini verdi kurban! Onları kurtarır kurtarmaz da tapınmacılığı son hızla sürdürmekte sakınca görmedi.

    Demokrasi fetişizminin yarattığı felaketin gölgesinde seçimlere gidiliyor. Adı yerel olsa da seçim genelin de geneli, önemlinin de önemlisi olarak dayatılıyor seçmene!

    Üç aydır tape güdülemesinde geçen günler her birimizi gözü doymaz tapeciye çevirdi. Hiçbir şey yaşanmamış, yayımlananlarda yeterince rezalet yokmuş gibi daha fazla tape, daha fazla rezalet yolu gözler olduk! Erişkin bir yurttaş bir günde onlarca tape bekleyebilir, izleyebilir hale geldi.

    Bunca rezaletin 30 Mart’ta aklanması olasılığı bir türlü gündemden düşürülebilmiş değil!

    31 Mart’ta “demokratik özerklik” kılıflı bölünme tehdidinin önüne de geçilebilmiş değil!

    Her kesimden oy isteyenler siyasiler arasında farklı davrananları fark edebilmek için çaba göstermek gerekiyor. Parlamentodaki muhalefet anasıyla, yavrusuyla ve gizli ortağıyla, ben senden daha iyisini yaparım yarışına girmiş durumda iktidarla!

    Toprak Devrimi’ni yaşama geçirmekten, Cumhuriyet Devrimi’ni tazelemekten söz eden ya yok ya da sesleri duyulur gibi değil!

    Türkiye bir değişime gebe!

    Ancak, bu değişimin bir iktidar mı yoksa sürücü değişikliği mi olacağı belirsiz. Sürücü değişimiyle yetinilirse bunca rezaletin boşuna yaşanmış olması felaketi kapımızda olacak!

    Böyle bir durumda kabul etmek gerekir ki; yazının başlığı bir gerçeklikten çok bir dileğin seslendirilmesi anlamına geliyor…

    indir

    Ceyhun BALCI, 28.03.2014

    Not : Seçim yasakları bu kadarına izin verdi. Daha fazlası seçimden sonra!

  • Resim

    Eskil dönemin en sarp tiyatrosu : Pergamon

    TÜSAK

    SANATA KURULAN TUZAK

     

    Bugün Dünya Tiyatrolar Günü! Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün öncülüğüyle 1961’den bu yana UNESCO desteğiyle dünyanın pek çok ülkesinde kutlanıyor. Bu 27 Mart’ta tiyatroların yanı sıra sanatın bütünü bir tuzakla karşı karşıya! TÜSAK bu tuzağın adı!

    Sıfırlamacı anlayıştan sanat da pay düşüyor. TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu) aracılığıyla sözüm ona yeniden yapılandırılıyor sanat! Oluşturulan kurulun yöneteceği kurum doğallıkla devşirme kişi ve kurumları egemen kılacak ortama!  Parasal destek verilen kurumlardan gelecek temsilciler sahibinin sesi olmaya adaydır. Parayı verenin düdüğünü çalacaklarından kuşku duyulmasın!

    Böylelikle evcilleştirme, uysallaştırma tasarımı sanat ortamıyla buluşturulmuş olacaktır.

    Oysa, sanat karşı çıkışın, başkaldırının ve her ne pahasına olursa olsun onurlu duruşun adıdır! Özgürlüğün ve özgünlüğün olmadığı yerde sanattan söz edilemez!

    TÜSAK’la ilgili öngörülerim niyet okuma olarak anlaşılabilir! Bu kaygıyı gidermek için tuzakçıların sicillerine bakmakta yarar var!

    “Böyle sanatın içine tükürürüm!” sözünü anımsadığımızda…

    Ya da Kars’ta yerinde yeller esen İnsanlık Anıtı’nı gözlerimizin önüne getirdiğimizde…

    Tesettüre sokulan nü tabloları düşündüğümüzde…

    TÜSAK’ın bir ulusun can damarı da olan sanata kurulan bir tuzak olduğunu algılamak hiç de zor olmayacaktır!

    Ceyhun BALCI, 27.03.2014

  • BEKLEDİM DE GELMEDİN!

    Resim

    Yazıya başlamadan önce sosyal medyada kısaca turladım! Bugün beklenen kasetten iz var mı diye baktım! Yoktu! Umarım yazı bittiğinde de ortaya çıkmaz! Yoksa yazı çöpe gider!

     

    Kamuoyu ilgiyle beklediğine göre hükümetin bir kasetlik canı kalmış olmalı!

     

    Bu arada bir de seçimler var değil mi? Önümüzdeki 5 yıl için yerel yönetimleri seçeceğiz! Meydanlarda parti başkanları boy gösteriyor. Yoksa, genel seçimelere mi gidiyoruz? Yeri göğü inleten başkanların yanı başında boynu bükük duran belediye adayları ikilemimizi gideriyor.

     

    Yönünü ortaçağa çevirmiş bir 21. yüzyıl ülkesinde kurtuluşumuzu kasetle kutlayacağız! Doğrusu ben de dört gözle bekliyorum kasedi. İşimiz seçime kaldıysa vay halimize! Seçim deprem etkisiyle ne var ne yoksa yerle bir edebileceği gibi; diz boyu kepazeliği aklayabilir de! İki tarafı keskin bıçak anlayacağınız!

     

    Seçim yapmak da, sonucunu kestirmek de son derece zor!

     

    Kaset öyle mi? Gösterime girdiği anda ne var ne yoksa önüne katıp süpürür! Siyasiler de bu nedenle işin ucundan tutuyor olsa gerek!

     

    31 Mart’ta “demokratik özerklik” kapıya dayanacak! Okullar, ders kitapları ve hatta kolluk güçleri oluşturuluyor.  Yine, önümüzdeki haftalarda yıkıcı bir deprem daha bu kez ekonomide yaşanacak! Kıbrıs almış başını gidiyor. Nisan’da 2015’e bir kalacak!

     

    Bunca çetrefil sorun yerli yerinde dururken bunlara değinmek yerine kaset beklemek neyin nesidir?

     

    Ne belediyecilik ne de ülkeyi bekleyen tehlikeler konusunda dudak kımıldatılmayan ortamda bize “Bekledim de gelmedin!” nakaratını yinelemek düşüyor.

     

    https://www.youtube.com/watch?v=oIDmoz3sfQU

     

    Ceyhun BALCI, 25.03.2014

     

    Not : Yazı bitiminde sosyal medyaya bir kez daha göz gezdirdim ne olur ne olmaz diye! Gelmemişti! Bu zamandan sonra gelirse sorumluluk kabul etmiyorum!

  • JUANTORENA

                                                                 Resim

    Avrupa Kulüpler Voleybol Şampiyonası’nda kulağıma çalındı Juantorena adı. Halkbank oyuncusu ve tam adı Osmany Juantorena! Ad benzerliği de olabilirdi. Ama, böyle bir adın izini sürmeden de olmazdı.

    Alberto Juantorena 1976 Montreal Olimpiyatları’nda atletizmde hem 400 hem de 800 metreleri kazanan Kübalıydı. Birisi spirnt diğeri de orta mesafe sayılan bu asimetrik ikiliyi bir olimpiyatta kazanan atlet yoktu. Juantorena’yı 40 yıl sonra da bugün gibi anımsıyorum. Fuleli biçemi belleklerden silinecek gibi değildi.

    Basketbol oynarken atletizme ikna edilip rekortmen olimpiyat ve dünya şampiyonu olmuştu.

    Halkbank’ın atletik voleybolcusu Osmany Juantorena efsane atlet Alberto’nun torunuymuş.

    Resim

    Zihinlerimize kazınmış olan Alberto Juantorena’nın torunu Osmany’nin yolu Türkiye’yle kesişmiş.  Torun da tıpkı dede gibi becerikli ve başarılı bir sporcu.

    Torun Juantorena’ya teşekkürler. Efsane dedesini anımsattığı için!

    Ceyhun BALCI, 23.03.2014