10 KASIM 2012
Bize düşen görev gereğince 10 Kasım’da Ankara’dayız! Benim için bir ilk! Yaşamımın ilk Ankara 10 Kasım’ı! Coşkulu, heyecanlı ve bir o kadar da kaygılıyız. Beynimize çivilenmiş bir soru var. Yeterince kalabalık ve katılımlı olacak mı?
Ankara’da ağlayan gökyüzü canımızı sıkıyor. Uzaklardan gelenlerin vazgeçmesi söz konusu değil ama Ankaralı cayar mı? Kaygımız yersiz! Yağmur sel olup sokaklardan akarken, insan seli de ne meydanlara ne de bulvarlara sığacak gibi değil. Ankara caddelerini yağmur selinin yanı sıra insan seli de dolduruyordu. Bu 10 Kasım’da kimsenin geri adım atacağı yok! İliklerimize işleyen yağmura ve soğuğa karşın keyfimiz yerinde!
Yurdun dört bir yanından Ankara’ya akmış besbelli ki Türkler! İzmir’den Ankara’ya varıncaya dek durakladığımız bütün mola yerleri iğne atsanız yere düşmeyecek kadar kalabalıktı. İzmir başta olmak üzere Denizli, Muğla, Aydın Manisa, Salihli, Soma, Kuşadası, Söke ve hatta İncirliova toplaşabildiği ölçüde Ankara’ya yönelmiş.
Bunca kalabalıkta “Şehir Eskişehir’dir” yazılı giysileriyle ve tek örnek yağmurluklarıyla dikkati çeken Eskişehirli Atatürkçüler için ayrı bir parantez açmasam olmazdı.
İktidardaki ile ayrılıkçı-etnikçi tutumuyla bilinen parti dışında tümünün yandaşları Atatürk’ün huzurundaydı. Yanı sıra sendikalar, meslek örgütleri, dernekler ve spor kulüpleri yığınsal katılımın unsurları olarak öne çıkmaktaydılar. Özellikle Ankaragücülü yandaşların coşkulu davranışları yürüyüşe renk kattı.
Olumsuz hava koşullarının şemsiye ve yağmurluk başta olmak üzere gezgin satıcılara hatırı sayılır bir kazanç olanağı yarattığının da altını çizelim.
29 Ekim’in tersine ortalıkta güvenlik gücü saldırganlığından eser yok. Hatta, güvenlik gücü görmedik desek yeridir. Tek ayrıcalık bizler “kaç kişiyiz saysana!” diye tempo tuttukça üzerimizde dolaşan polis helikopteri. Tek tek değilse de kestirim yoluyla katılımcı sayısını belirlemeye çalışıyor.
Kalabalığın içindeki bizlerin kalabalığın boyutunu bilebilmesi olanaksız. Tandoğan’dan, Anıt Kabir ana girişine 1 saati aşkın sürede yürüyebildiğimizi söylersem kabaca bir fikir vermiş olabilirim.
29 Ekim’de olduğu gibi TGB ve ADD görkemli buluşmanın önde gelen özneleri. Yürüyüş kolunun yönlendirilmesi ve bilgilendirilmesi de bu öznelere düşmüş bir görevdi. Anıt Kabir ana giriş kapısı ününe konuşlanmış olan platformdaki TGB yöneticilerinin gelenlere illerini ve örgütlerini de dile getirerek hoşgeldin demeleri büyük incelikti.
Birazcık seyrelmiş olsa da yürümek o çok geniş Aslanlı Yol’da da hiç kolay olmadı.
Soğuk ve yağmurlu Ankara 10 Kasım’ında Aslanlı Yol’un sonunda Anıt Kabir’in bulunduğu geniş alana vardığımızda gözlerimiz önüne serilen manzara tek sözcükle betimlenebilirdi. Muhteşem! Henüz ziyarete açılmamış olan mozole için bekleyenler merdivenleri tıka basa doldurmuştu. Geriden gelen kalabalığın kendisine yer bulabilmesi ancak gelenlerin bir bölümünün alanı kısa zaman içinde boşaltmasıyla olanaklıydı. Bu anlamlı ve görkemli anı ölümsüzleştirmek isteyenlerin yoğun bir fotoğraflama işine daldıkları ve pek çoğunun kendinden geçtiği kolaylıla gözlemlenebiliyordu. Atatürk’ün kendi sesinden yayımlanan Söylev’i ortamın etkileyiciliğini artıran bir başka etken olarak kendisini göstermekteydi.
Yurdun dört bir yanından Ankara’ya akan kalabalığa Ankara’dan katılanları burada bulunmaya zorlayan tek bir etkenden söz edilebilir mi? Oysa, değerbilir insanların varlıklarını borçlu oldukları yüce öndere yılın birkaç gününde de olsa şükranlarını sunmalarını engelleyecek sayısız tehdit ve yıldırmanın varlığı yadsınabilir mi?
29 Ekim’den kısa süre sonra bir kez daha sınanan Atatürkçüler sınavı bu kez de başarıyla geçmiş oldular.
Bu denli görkemli bir ortamı oluşturmak için bir sonraki buluşmaya gün saymak yerine; bu nitelikli potansiyelin gerçek anlamda bir güce dönüştürülmesi doğrultusunda çalışılmalı! İşte önümüzde duran öncelikli görev budur!
Ceyhun BALCI, 11.11.2012
Fotoğraflar için : https://picasaweb.google.com/ceyhun1961/10KasM2012

Yorum bırakın