• Image

    SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİ HAFTASI

    (22 Aralık-05 Ocak)

    Sarıkamış’ta 1914’ü 1915’e bağlayan günlerde toprağa düşen 90 bin şehidimizi anıyoruz! Üçüncü bin yılın başından bu yana bir ayıptan kurtulduk! Hiç olmazsa anımsadık, anmaya başladık! Bu anımsatmaları nedeniyle Prof Dr Bingür SÖNMEZ öncülüğünde kendisini gösteren Sarıkamış Dayanışma Grubu’na ne kadar teşekkür edilse az gelir.

    Farkındalık yaratılmasında yol alındığına göre gerçeklerin kavranmasına gelmiştir sıra!

    “Doksan bin askerimiz tek kurşun at(a)madan, bir gecede donarak şehit düşmüştür!” yollu sözlere alışıktır kulaklarımız. Bu yanlışlık da yerini gerçeklere bırakmalıdır!

    Yaklaşık iki haftayı kapsayan zorlu süreçte Mehmetçik Sarıkamış sokaklarında çatışmıştır. Bununla da kalmayıp, bazı yerleri ele geçirmiş, günlerce süren muharebeler sonunda yenik düşse de kahramanlık sergilemekten geri durmamıştır. Hatta, sonunu getiremese de çevirme harekâtını da başarmıştır.

    Özetle tek kurşun at(a)mamak diye bir durum yoktur. Tersine, destansı bir azim ve kararlılık söz konusudur. Elbette, hatalar ve eksiklikler bu savaşın yitirilmesinde belirleyici olmuştur. Ama, konumuz bu değildir.

    Bizlere düşen görev yurdumuzun ve belki de dünyanın dört bir yanında canlarını veren şehitlerimize olan ilgiyi diri tutmaktır.

    Bingür Sönmez hocanın artık anekdotlaşmış bir öğüdünü paylaşmakta yarar var!  “Bugünlerde Türkiye’nin ve dünyanın her neresinde olursanız olun! Akşamın serinliğinde belki de ayazında pencereyi açın! Serin havayı derin bir nefesle ciğerlerinize doldurun! Bu sırada, Sarıkamış’ta toprağa düşen şehitleri hatırlayın! Bu da bir anmadır!”

    Gelenekselleşme yolunda emin adımlarla ilerleyen Sarıkamış Şehitleri Anma programı bu yıl 4-5 Ocak 2014’te gece nöbeti ve yürüyüş programlarıyla gerçekleştirilecek.

    Erzurum AKUT 2-5 Ocak tarihlerinde zorlu kış koşullarına aldırmadan ordumuzun geçtiği yolları izleyerek anacak dedelerimizi!

    Sarıkamış Şehitleri’nin ruhları şad olsun!

    Ceyhun BALCI, 27.12.2013

  • Image

    ANKARA’YA HOŞGELDİN!

    19 MAYIS 1919

    SAMSUN

     

    22 HAZİRAN 1919

    AMASYA GENELGESİ

     

    23 TEMMUZ 1919

    ERZURUM KONGRESİ

     

    4 EYLÜL 1919

    SİVAS KONGRESİ

     

    27 ARALIK 1919

    HEYETİ TEMSİLİYE ÜYELERİ İLE BİRLİKTE

    ANKARA’YA GELİŞ!

    Boynunda idam fermanıyla Anadolu’da ayak basmadık yer bırakmayan bir çılgın, Mustafa Kemal Atatürk ilmek ilmek ördüğü bir mücadeleyi 23 Nisan 1920’de BMM ile taçlandıracak ve Milli Mücadele utkuya eriştirecektir…

    Birilerine güle güle derken,

    Mustafa Kemal’e Ankara’ya gelişinin 94. yıldönümünde  Hoşgeldin diyoruz!

    Ceyhun BALCI, 26.12.2013

  • Image

    20 December 2013

    The Honorable Barack H. Obama President of the United States
    The White House
    1600 Pennsylvania Avenue NW
    Washington, DC 20500
    USA

    Dear Mr. President:

    KILLERS!

    You have destroyed the secular republic of Turkey. But it’s not only about you, Mr. President. It’s about Bush and Clinton and the other Bush and Reagan and Carter and Ford and Nixon and all the others like them who have been trying through the years to subvert Mustafa Kemal Atatürk’s secular, democratic republic of Turkey. It’s also about your CIA and all its directors and its agents like Abramowitz and Edelman and Fethullah Gülen and Graham Fuller. And it’s about your CIA-inspired collaborating ambassadors to Turkey like Ricciardone and Jeffrey and Wilson and Edelman and Pearson and Parris and Grossman and Barkley and Abramowitz and Strausz-Hupe and Spain and Spiers and Macomber and Handley and Komer and all their double-talking predecessors beginning on 10 November 1938 when Atatürk died. But it’s mostly about your once best friend and key hit-man, Recep Tayyip Erdoğan. And, of course, your under-educated, ever-treacherous under-cover CIA agent, religious huckster, and Pennsylvania resident, Fethullah Gülen. How good of you, Mr. President, to use these two religious hypocrites to employ God as a vehicle to divide and destroy a nation like Turkey. You, Mr. President, you and all the above American agent-provocateurs are guilty of subornation of treason. As a lawyer, I am sure you know what this means.

    You have aided and abetted these two traitors, Erdoğan and Gülen, to engage in high crimes and misdemeanors in destroying the sovereignty of the Turkish nation. You have allowed your puppets, Erdoğan and Gülen, to kill and maim the citizens of Turkey. You have allowed your Erdoğan and his political thugs to plunder the nation of its natural resources, its wealth, its security and its honor. You have allowed your Gülen and his Gülen-controlled police force to brutally attack the Turkish people. And now, fed up with the treacherous, embarrassing Erdoğan, you are trying to dump him. But he is your “child,” Mr. President, another made-in-America political thug. And now you are using your other “child” (via the CIA) to have Gülen’s police to topple him. How stupidly obvious can you be? Erdogan’s corruption (and his political party’s) has been known for years. As has Gülen’s treachery. Your Erdoğan and Gülen’s police killed, gassed, beat, stabbed and otherwise maimed thousands of “Gezi Park” protestors. You and your reprehensible ambassador sold the Erdoğan government tons of tear gas and tasers and long range acoustic devices to violently suppress a democratic expression of the Turkish people’s disgust with the Erdoğan government. It resulted in six murders by the police. Are you beginning to understand, Mr. President?

    How nice that now you too are disgusted with Erdoğan. And how clever of you to turn CIA “asset” Gülen against CIA “asset” Erdoğan. But what now, Mr. President? Do you think the “moderately” Islamic “gülenistas” in the AKP are any better than “moderately” Islamic Erdoğan? Do you think the Abdullah Gül puppet is any better than the Erdoğan model? Do you think the opposition party, now cravenly meeting with your ambassador, Ricciardone, is any better than Erdoğan? None of them are. Why? Because it is All-American garbage, that’s why. And it is because of you and your continuation of the sordid legacy of American gangsterism in the Republic of Turkey. Mr. President, Erdoğan and Gülen and you are enemies of the Turkish state. And the Turkish people know it. But, Mr. President, do you? Do you even care?

    Sincerely yours,

    James C. Ryan
    Istanbul
    20 December 2013

  • OY SANDIĞI : YERYÜZÜNDEKİ EN BÜYÜK TEHLİKE!

     Image

    Yazıya her türlü eleştiriyi haklı kılabilecek bir başlık koydum! Yazının geri kalanının okunmasıyla durum anlaşılacaktır.  Ortaya oy sandığı koyan herkesin demokrat sanılmak gibi bir ayrıcalığı var! Katılım ne ölçüde gerçekleşiyor? Çoğulculuk ne alemde? Bu soruları değil sormak akla bile getirmek tehlikelidir Türkiye’de!

    Yanılsama öyle bir noktaya varmıştır ki; sapla samanı ayırt etmek olanaksızlaşmıştır.

    Hiç kuşkusuz siyasetin çekildiği kantar seçim sandığıdır! Ancak, bu kantara kesinliği tartışılmaz bir doğa olayını çıkartabilir misiniz? Örneğin, “dünya yuvarlak mıdır?” sorusu üzerinden bir oylamaya girişebilir misiniz?

    Yanıt ne yazık ki evet!

    Son yolsuzluk olaylarının 30 Mart seçimlerinde halkın onayına sunulması söz konusudur! Başbakan’ın ağzından çıkmıştır.

    Ortalama zekaya sahip herhangi bir kişiye yeterli olanak tanınırsa en akıl almaz şeylerin bile halka onaylatılabileceğinden kuşku duyulmamalıdır! Bugünün Türkiyesinde 30 Mart’a kadarki 3 aylık sürenin hiç olmayacak şeyleri halka onaylatmaya yetip de artacağını söylemeye bilmem gerek var mıdır?

    Hırsızlık, uğursuzluk, yolsuzluk suçtur! Demokrasinin bir öğesi olan oy kantarına değil, adaletin duyarlı terazisine vurulmalıdır!

    Image

    Hangi adaletin diye soracak olursanız ona verilecek yanıtın da pek iç açıcı olmadığı kesindir. Son bir kaç yılda siyasi davalar aracılığıyla gözlerimizin önüne serilenler ne demek istediğimi anlatmaya yetecektir…

    Ceyhun BALCI, 25.12.2013

  • Görsel

    MİLLİ ŞEF’E SAYGIYLA

    (1884-1973)

    İsmet İNÖNÜ Cumhuriyet’i kuran, devrimleri yapan kadronun önde gelenlerinden! Diğer namı İkinci Adam. Aralıksız 12 , toplam 16 yılı aşkın Başbakanlık yapmış. İlgili dönemde etkili, yetkili ve tartışılmaz olduğuna kuşku yok! Buna karşın, tüyü bitmemiş yetimin kuruşuna göz dikmemiş!

    Yaşıtı pek çok aydın gibi hem asker, hem devlet adamı, hem eş, hem aile babası olma görevlerini başarıyla yürütmüş. Savaş yorgunu bir kuşağın diplomasi ustası! Hiç bilmediği bir konuda bile ülkesinin yüzünü kara çıkartmamış.

    Soyadını İnönü savaşlarına borçlu!

    Tam savaş bitip de biraz kafa dinleyecekken Lozan yolları görünmüş! Zorlu ve gerilimli bir görevi daha başarıyla tamamlamış. Lozan’daki bir kaç ayın kendisini çok daha zorlu savaşlardan daha fazla yorduğunu, yaşlandırdığını söylemiş!

    Lozan üzerinden saldırıya uğramasına da şaşırmamak gerekiyor! Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet, Devrimler adına ne var ne yoksa ateş altındayken Lozan’ın ayrıcalığı olamazdı!

    Lozan hezimet mi başarı mı? Sorunun yanıtını en iyi İlber Ortaylı vermekte. Lozan adı üzerinde bir antlaşma! Bir taraf için zafer olması  diğer taraf için bozgun olmasına bağlı!  Ama, Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözleşmesi olması ve kapitülasyonların ortadan kaldırılması bakımından düşünülürse zafer demek çok daha olası! Dört yüz yıl boyunca vazgeçilmesi bile düşünülemeyen kapitülasyon kamburundan kurtulmak bile başlı başına bir utku sayılmalı!

    İsmet İnönü bu dünyada kendisi için pek az şey yapanların kuşağından çok önemli kahraman. Bu yanıyla bile saygıyla, şükranla ve özlemle anılmayı hak eder!

    Devletin ve ulusun soyulduğu bugünlerde kör kuruşun hesabını tutan onun gibilerin ruhu şad, onların izinden milim sapmamak da bizlere görev olsun!

    Ceyhun BALCI, 24.12.2013

  • KARTLAR AÇILIRKEN!

     

    Türkiye’de “yolsuzluk ve hırsızlık” kutsanırken gözden kaçmaması gereken şeyler de oluyor.

    http://www.cnnturk.com/turkiye/hdp-izmir-il-baskanligi-acilisinda-kavga

    http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/turkiye-bolunuyor-mu-h6090.html

    Ayrılıkçı BDP, ülkenin batısı için yeni bir adla çıkmıştı ortaya! HDP : Halkların Demokratik Partisi! Adı bile buram buram bölücülük kokuyor!

    HDP’nin İzmir İl Binası açılırken Eşbaşkan Sabahat TUNCEL sözünü esirgememiş! Kendisine teşekkür etmek gerekir. Açıklığı ve saydamlığı için!

    Özerkliğe yeni bir boyut eklemişler. Özerk Kürditsan da olacak sözü şaşırtıcı değil! Ama, bunlara özerk Ege ve özerk Marmara eklenince durum değişiyor.

    Ağızdaki baklalar çıkarken, kartlar da açılmış oluyor!

    İnsanın “keşke özerk Kürdistan’a razı olsaydık!” diyesi geliyor! Biz direttikçe, Türkiye’nin ayrılması tasarlanan parça sayısı artıyor…

    Ses çıkartmadan bir kenara çekilsek daha mı iyi olurdu acaba?

    Bölücülüğün her türüne ve özellikle de sol maskelisine dikkat!

    Ceyhun BALCI, 22.12.2013

    turkiye_bolunuyor_mu_h6090

  • EVRİM ÜZERİNE

    Dört buçuk milyar yaşında olduğu sanılan dünyamızda kuram olmaktan çıkıp gerçekliğe dönüşen “evrim olgusu”nu izlemek kolay değil. Bu zorluk insan yaşamının okyanusta su damlasına eşdeğer kısalığından kaynaklanmakta.

    Ayrıcalıklar yok değil! Mikroskopik canlıların evrimi pek çok şekilde gözlemlenebiliyor.

    Cansız varlıklar kimi zaman gösterdikleri değişikliklerle evrimi dikkatimize sunuyor.

    Kasım ortalarında Japonya’nın 1000 km güneyinde patlayan denizdibi yanardağı adalar ülkesine 200 metre çaplı yeni bir adacık armağan etmiş.

    Image

    http://www.nature.com/news/seven-days-22-28-november-2013-1.14242

    Benzer durum geçen eylülde Pakistan’daki depremden sonra Gwadar açıklarında yaşanmış. Adacıktan da küçük 20-50 metre boyutlu bir başkası haritadaki yerini almış.

    Image

    Ceyhun BALCI, 22.12.2013

  • 83. YILINDA MENEMEN VE KUBİLAY OLAYI

    Image

    Kalıplaşmış hali ile belleklerimize kazınmıştır Menemen ve Kubilay olayı. “Mehdi Mehmet yaralı Kubilay’ın başını gövdesinden kör bağ bıçağı ile ayırmış, hilafet sancağının tepesine yerleştirip Menemen sokaklarında boy göstermiştir…”

    Hepsi bu kadar mı? Dört Mehmet’le iki Hasan’ın işi midir Menemen? Olayın tetikçileri olan 6 kişinin dördü Mehmet ikisi de Hasan adını taşıyormuş.

    Son yıllarda ünlü bir siyasetçiyle akrabalıkları dağarcığımıza eklenen yeniliklerden. İlginç olabilir bu bilgi belki ama değerli olmadığını da eklemek gerek! Böylesi bir akrabalık ilişkisinin öne çıkartılması gerekli olmadığı gibi olaya ilişkin geri plana katkısı çok değil!

    Birkaç kendini bilmezin işi midir Menemen kalkışması? Bir tarihsel geri plan eşliğinde bakıldığında kesinlikle hayır yanıtı vermek gerekir bu soruya! Osmanlı ve Meşrutiyet devrimleri bilinmeden pek kavranamaz Menemen vahşeti. Tüylerinizi diken diken etmeye yetebilir 23 Aralık 1930’da Menemen’de yaşananlar ama bu haliyle merakınızı tatmin etmesi söz konusu olamaz!

    Daha Milli Mücadele başlamışken yaşama geçirilen Koçgiri Ayaklanması ve yine aynı sürece denk düşen Bayburtlu Şeyh Eşref başkaldırısı  bilinmeden işin ciddiyeti algılanamaz! Koçgiri iyi kötü bilinir de Şeyh Eşref’le uğraşıldığı, yenilgiye ancak ağır silahlar kullanılarak uğratıldığı pek bilinmez!

    Cumhuriyet kurulduktan sonra da dur durak bilmemiştir Anadolu’nun dört bir yanındaki kalkışmalar! Sayıları yirmileri bulan başkaldırı ve kalkışma söz konusudur! Cumhuriyet’le başlayan çıkar çatışması devrimlerle birlikte derinleşmiş ve geriye dönüşü olmayan bir yola girmiştir!

    Milletleşme ve üniterleşmenin ürünü değil midir bugünlerde sahiplenme yarışına girişilen Seyit Rıza ve Dersim kalkışması! Menemen’de devrimci Kubilay’ın başını gövdesinden ayıran vahşete karşı gösterilen Cumhuriyetçi refleksin de sorgulanmasına az kalmıştır. Derebeyi Seyit Rıza çoktan aklanmış, heykeli bile dikilmiştir.

    Menemen’de yaşanan dehşet planlı ve tasarlı bir eylemdir. Olayı dört Mehmet’le iki Hasan’ın işi olarak görme inadından vazgeçip de irdelemelisiniz. Otuz yedi idamlık mercek altına alındığında ve özellikle de; olayın ardında oldukları saptanan Nakşibendi Şeyhi Esat ile oğlu Mehmet Ali’nin İstanbul’dan getirtilip yargılanmaları ve infaz edilmiş olmaları o günlerde ülkeyi yönetenlerin doğruları gördüklerinin belgesi sayılmalı.

    Anadolu’nun 300 yıl geriden gelerek aydınlanmayı yakalaması, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması; oradaki çıkar gruplarının yeraltına inmek zorunda kalması öç duygusunu güdüleyen unsurlar olmuş. Bu intikamcılık ete kemiğe bürünüp Menemen sokaklarına inince olmuştur olan. Uyuşturucu etkisi altında kalkışmaya yönlendirilen bir kaç önemsiz figürandır öne çıkanlar.

    İslam dünyasında biricik devrim Türkiye’de yaşandı. Durum böyle olunca tüm dikkatler ve oklar da doğal olarak onun üzerine yöneldi. O nedenle de Türk Devrimi’nin, Karşıdevrimi’ini doğurması olağandı. Şeyh Sait’ler, Derviş Mehmet’ler, Seyit Rıza’lar bu misyonun savaşçıları oldu.

    İşte bu ortamda 6. Filo’ya defol diyen Tam Bağımsız Türkiye gençliği karşısında antikomünist güruhları buldu.

    Tarihten kopartılarak, tekilleştirilerek ve dolayısı ile de önemsizleştirilerek yaklaşılan Karşıdevrim Sivas’ta aydınları diri diri yakma özgüveni buldu kendinde.

    Ahmet Taner Kışlalı’lar, Uğur Mumcu’lar, Muammer Aksoy’lar ve daha niceleri böyle bir iklimde alındı aramızdan!

    Ciddiyeti fark edemedik ki; Türk ordusu tek kurşun atmaya gerek kalmaksızın teslim alınabildi! Aydınları, gazetecileri, siyasetçileri donup kaldılar!

    Kısacası Menemen ve Kubilay Olayı’na şaşı bakıldığı için Cumhuriyet’in sonu getirilebildi!

    Yeni bir kurtuluş, kuruluş ve devrim için sayısız ders tarihteki varlığını sürdürüyor. Elbette anlayabilene ve alabilene!

    Mustafa Fehmi Kubilay’ın nitelenmesi neredeyse olanaksız özverisi ne işe yaradı? Türkiye’de bugün gelinen nokta ne işe yaradığını fazlasıyla ortaya koyuyor. Elbette kusurlu olan o değil! Kusurlu olanın kim olduğunu kolaylıkla anlayabiliriz!

    Yeter ki aynaya bakalım!

    Ceyhun BALCI, 22.12.2013

    Image

  • ATEŞTENTÜRK

    (1892-1943)

    Hali vakti yerinde demek yetmez! Varlıklı bir ailenin oğludur Ateştentürk! Avrupa’nın ortasındaki İsviçre’de hukuk öğrenimini bitirmiş, doktora yapmaktadır. Doktora konusu da kapitülasyonlardır.

    Yunan İzmir’e çıkar çıkmaz arkadaşı Şükrü Saraçoğlu ile birlikte İtalya üzerinden bir geminin ambarında kaçak yolcu olarak Anadolu’nun yolunu tutar. Soluğu Kuşadası’nda alır. O tarihte işgalci Yunan’a kan kusturan efelere katılır. Kısa zamanda bu alanda da başarılı olur. Sayıları 1000’lere varan efe kuvvetine komuta eder. Ben hukukçuyum, elim silah tutmaz, bu işleri de başkaları yapsın diyenlerden değildir.

    Image

    Bir sonraki durak Milli Mücadele ve Ankara olur. 1. BMM’de İzmir Milletvekili’dir. Dün dağlarda Yunan kovalayan Ateştentürk Ankara’da meclistedir. Milli Mücadele sırasında cephelerde dolaşarak askere moral ve dayanç aşılama çabası içindedir.

    Kurtuluş Savaşı utkuyla sonuçlanıp ordularımız İzmir’i geri aldığında yeni bir mücadelenin eşiğinde olduğunun farkındadır. Artık, asıl uzmanlık alanında hizmet verme fırsatı bulacaktır!

    Bakanlık yaşamı İktisat Vekilliği ile başlar. Önemi bugün de yadsınmayan Şubat 1923’teki 1. İzmir İktisat Kongresi onun eseridir. Bugün ona faşist etiketi yapıştırma çabasında olanlar bu kongrenin anısına Konak’ta bir köşeye dikilmiş olan anıta baksalar her şeyi fazlasıyla anlayabilirler. Dört metal sütundan oluşan bu yalın anıttaki  sütunların her biri sırasıyla işçileri, çiftçileri, tüccarları ve sanayicileri simgelemektedir. Buna bir de Karl Marks ve Lenin ilgisini eklesek yarar sağlar mı? Bu konularla ilgili olarak da kalem oynatan Ateştentürk bu ünlü kuramcı ve uygulayıcıların yapıtlarını Türkçe’ye kazandırmayı da göz ardı etmemiş. Böyle faşiste can kurban deyip geçmeli.

    Image

    Ateştentürk için Türk devriminin ete kemiğe büründüğü varlıktır diyenler de olduğunu anımsayalım. Yıldızı Adalet Bakanlığı’nda da parlayacak ve uzmanlık alanının gereklerini bir bir yerine getirecektir.

    Image

    “Türkiye Cumhuriyeti akla ve bilime dayanmalıdır!” saptaması her şeyi tüm açıklığıyla ortaya koymuş olmuyor mu? Medeni Yasa, Borçlar Yasası, Kabotaj Yasası, Ticaret Yasası  ve Ceza Yasaları onu anıtlaştıran hukuk devrimlerinden birkaçıdır.

    Bitmez ,tükenmez enerjiye bakar mısınız? Bunca iş arasına hukuk fakültesi hocalığını da ekleyebilmiştir.

    Uygulamada da az başarılı değildir. 1926’da Ege Denizi’nde Fransız gemisi Lotus ile Türk Bozkurt gemisinin çarpışması sonrasında Lahey’de sahneye çıkacaktır Ateştentürk. Kapitülasyonlara Lozan’da son verilmemiş gibi davranan Fransızlara vereceği ders de özgeçmişine altın harflerle yazılacaktır. Ne de olsa Kapitülasyonlar doktora konusudur! Fransız ulusunun da uykudan uyanmasına katkıda bulunduğuna kuşku olmasa gerek. 1934’te yasası çıkınca soyadı olacaktır Bozkurt gemisinin adı. Mahmut Esat Bozkurt’tan söz ediyoruz. Ona faşist yaftası yapıştırma yarışına girenler Bozkurt soyadına bile sarılma bigisizliğini sergileyebilmişlerdir.

    Image

    Mustafa Necati ve Dr Reşit Galip’le birlikte Mahmut Esat Bozkurt son yıllarda en çok saldırıya uğrayan devrimcilerden birisidir. Nedensiz değildir. Adı anılanlar Atatürk Devrimi’nin kutup yıldızlarıdır. Yeri gelince savaş alanına inip elde silah dövüşen; ama zamanı geldiğinde de, bu kez elde kalem eğiten, öğreten, aydınlatandır onlar. Ödünsüz oldukları tek konu uygarlık, çağdaşlık ve vatanseverliktir. Akıl ve bilim rehberliğinde yaşamın her alanında verdikleri savaş bugün de farkında olarak ya da olmayarak elimizde tuttuğumuz değerleri kazandırmıştır desek yanılmış olmayız!

    Gerçek anlamda halkçı, Cumhuriyetçi ve Devrimci bir kişiliktir  Mahmut Esat Bozkurt! Yaşamının sonuna dek rahat etmesine yetecek olanağa sahipken; vatanı uğruna çarpışan, halkı uğruna çalışıp, didinendir!

    Son yıllarda Anadolu İhtilali kitabındaki bir bölümceden cımbızla çekilen tümcelerle de vurulmaya çalışılmıştır. Yetinilmemiştir. Aynı kitaptan yapılan ve kendisine ait olmayan ifadeler de eklenmiştir karalama seferberliğine! Hitler’in bir söylevinden yaptığı alıntılar kendi düşüncesiymiş gibi sunulmuştur insanlara. Oysa, Anadolu İhtilali kitabında Lenin, Troçki, Karl Marks, Jaures, Robespierre, Voltaire gibi pek çok bilgeden de alıntı vardır. Neyse ki, Ateşten Adam Mahmut Esat Bozkurt’un ne savunmaya ne da kendisini savunması için başkalarına gereksinimi yoktur. Söylemleri eylemleri ve yapıtları dimdik ayaktadır. Ona saldıranlar ve saldıracaklar aslında bir duvara çarpacaklarının farkında olmayacak kadar zavallı ve bilinç yoksunlarıdır.

    Image

    Ateştentürk’e gelince! Bir kez daha soyadı yasasının çıktığı yıllara dönmek zorundayız. Yasayla birlikte herkes kendisine soyadı ararken Mahmut Esat’a yakıştırılanlardan birisidir Ateştentürk. O, Lahey’deki başarısını ölümsüzleştirmek için Bozkurt’u seçmiştir.

    21 Aralık 2013’te Mahmut Esat Bozkurt İzmir’de  aramızdan ayrılışının 70. yılında ona yaraşır alçakgönüllülükte ve dolulukta bir etkinlikle anıldı. Efsane kuşağın yıldızlarından birisi olan Mahmut Esat Bozkurt’un yüce anısına saygımızı sunmak ve onunla da yetinmeyip onu daha iyi ve ayrıntılı tanımak bugün bizlere düşen önde gelen görev!

    Image

    Etkinlik boyunca kendime sorduğum bir soruyla bitirmek iyi olacak! Mahmut Esat benim dede kuşağım sayılır. İnsanlık tarihinde son derece kısa bir zaman aralığı! Onca yokluk ve yoksunluk arasında görkemli başarıların altına imza atan onlarsa, biz kimiz? Arada sizce de bir çelişki yok mu? Bunca kazanımı ve güzelliği bozuk para gibi harcayan bizler kimiz? Düşünmenin zamanıdır! Biraz kendimize gelip onlara yaraşır bir tutum içine girmek günahlarımızı biraz olsun azaltacaktır.

     

    Ceyhun BALCI, 21.12.2013

    Image

  • Görsel

    Korku ve Ecel

    Cumhuriyet, 21.12.2013

    Korkunun ecele faydası yok özdeyişi iktidardaki parti yöneticilerinin ruhsal durumlarına ve görünümlerine tam olarak uyuyor.
    Erdoğan’ı belediye başkanlığından alındığı günlerde İstanbul Belediyesi önünde toplanan bir avuç kalabalığa konuşurken bir rastlantıyla dinlemiştim.
    Bağıra çağıra meydan okuyordu.
    Tuhafıma gitmişti ve yazmıştım da bu izlenimimi…
    Bir kamu görevlisinin ya da hatta bir siyasetçinin değil; bir yerlerden güvence almış, sırtını bir yerlere dayamış, bir hedefe kilitlenmiş birinin, ölçü dışı bir konuşmasıydı bu.
    O sırada, cezaevine gireceği için korkuyor muydu, sanmam.
    Bunu şimdi çok daha iyi görebiliyoruz.
    Aldığı güvencelerin kendisini çok daha yukarılara çıkaracağının, birkaç ay sürecek cezaevi yaşantısının da oynamayı çok iyi becerdiği mazlum ve kahraman rolüne pek güzel bir altyapı kazandıracağının herhalde bilincindeydi.
    Sonra başbakan olarak hep bağırdı.
    Partisini kökünden sallayan rüşvet operasyonu sonrasında da bir süre sustuktan sonra Konya’dan sesini yükseltti.
    Fakat dikkatli bir kulak, bu bağırışın öncekilerden farkını, halka ve Tanrı’ya sığınıştaki çaresizlik tınısını, savurmaya devam ettiği tehditlerdeki geri çekiliş tonlarını ayrımsayabiliyor.
    Dikkatli bir göz, yüzdeki kasılmaları, sararmaları gözlerdeki donuklaşmaları görebiliyor.
    Başbakan korktuğunu, hem de fena halde korktuğunu artık gizleyemiyor.
    Fakat halk deyişinde pek güzel söylendiği gibi, korkunun ecele faydası yoktur…

    ***

    Rüşvet operasyonunun kimlerce, hangi güçlerce başlatıldığının çok fazla önemi yok.
    Burada bence asıl önemli olan, hırsızlığın, soygunun, yasadışılığın açık seçik ortada oluşudur.
    Bir cinayet işlendiğini ve onu kimin işlediğini ortaya çıkaranın kimliğinden daha önemli olan, bir cinayetin işlenmiş olduğunun ve kimlerce işlendiğinin öğrenilmesidir…
    Daha da önemli olgu, Türkiye’de devletin (yasamanın, yürütmenin, yargının) büyük oranda artık Türkiye Cumhuriyeti’nin yasama, yürütme ve yargı organları değil, iki gerici güç arasında paylaşılmış bir devlet erki olduğu gerçeğidir…
    Bu gerçekleri göz ardı ederek konuyu operasyonun hangi güçlerce başlatıldığı sorusuna yöneltmeye çalışmak, gerçeği saptırıp karatma çabasıdır…
    AKP yönetiminin ve yandaş medyanın yapmaya çalıştığı da tam olarak budur…
    “Rüşvet operasyonu”ndaki “operasyon” kavramının bile inanılmaz bir pervasızlık ve utanmazlıkla yönü değiştirilerek kafalar karıştırılmak isteniyor…
    Hükümet açıklamalarında ve hele yandaş medya yayınlarında, asıl operasyon sanki rüşvetçilere karşı yürütülen değil de, bu operasyonu düzenleyenlere karşı yapılan bir operasyonmuş izlenimi yaratılmaya çalışılıyor…
    AKP yönetimi ve başındaki kişi bir kez daha, kavramları tersyüz etmede, doğruyu eğri, eğriyi doğru göstermede inanılmaz “usta”lığını gösteriyor…

    ***

    Fakat nereye kadar?..
    Haziran Direnişi günlerindeki yazılarımda ve konuşmalarımda Tayyip Erdoğan’dan bir geri çekilme, uzlaştırıcı bir sağduyu davranışı beklemenin anlamsızlığına değinenlerden biriydim…
    Aynı şeyi bir kez daha görüyoruz ve bu da söz konusu kişi bakımından tutarlı bir davranıştır…
    Tayyip Erdoğan en başından beri çevresini koruyarak, hiçbir konuda hiçbir ödün vermeyerek bugünlere gelebilmiş bir kişidir.
    Bugünden sonra da ondan farklı bir davranış beklemenin, teslimiyetçilikten başka bir anlamı olamaz.
    Bugün gelinen noktada tek fark, rüşvetin, hırsızlığın, çürümenin artık örtbas edilemez olduğu, halk insanlarının da artık her yerde bu gerçeği korkusuzca, çekincesizce, açıkça dile getirmeleridir…
    Suçları gizlenemez olanlar ise korkularını da artık gizleyemiyor…
    Özdeyişi yineleyecek olursak, korkunun ecele faydası yoktur…
    Fakat bu kaçınılmaz sonu çabuklaştırmanın tek yolu, çarpışan iki gerici gücün dışında kalan herkesin, seyirci olmaktan çıkarak, her alanda, her platformda ve sadece lafta da kalmayarak, etkili, kararlı, sonuç alıcı bir savaşım vermesidir…