• Image

    OTOBÜSTE İŞİTTİKLERİM

    Tren, vapor, metro ve belediye otobüsleri insanların serbest kürsüsü işleviyle yüklü.

    Dün (20.12.2013) 63 numaralı EVKA 3- Gümrük otobüsünde Alsancak’a yolculuk etmekteyken bir kaç dakika sonra işiteceklerimi kestiremezdim. Adliye durağında otobüse binen son derece çağdaş görünümlü çift yanı başımdaki koltuğa oturuyor. Çok geçmeden erkeğin duyulabilir tonda yorumları başlıyor. Kulak kesilmeme gerek yok! İstemesem de işitebiliyorum! Gazeteye göz atmaktan vazgeçip, özenle dinlemeyi seçiyorum.

    Kod adı ayakkabı kutusu olan güncel rezalete bir de başka açıdan bakma olanağı doğmuş oluyor bu kulak misafirliğiyle. Meğer, Türkiye döviz kazanıyormuş böylelikle.  Ayakkabı kutusundaki milyon dolarlar hırsızlık ürünü sayılmazmış. Ülke kazanırken lafı bile olmazmış bu yeşil dolarların, turuncu avroların! Ülkenin önünü kesme girişimleriymiş gerçekte bu operasyonla yaşananlar.

    Otobüsteki serbest kürsüye daha fazla tanıklık edemeyeceğim için üzgünüm. Acelem var, Alsancak’ta inmeliyim! Kendisini onaylayan hanımefendinin yanındaki beyefendinin son sözleri de yerelle ilgiliydi.

    İzmir bir fırsatı kaçırma noktasına gelmiş son babalı-oğullu rezalet yüzünden. Belediye seçimlerini bir kez daha CHP’nin kazanacağına kanaat getirmiş belli ki yandaş beyimiz! “Şu CHP de ne şanslı, yine dört ayak üstüne düştü!” işitebildiğim son sözleriydi. Başka ne inciler saçtı bu yurttaşımız bilemiyorum. Zamanım olsa sonuna dek duymak isterdim.

    Görüştür, eğilimdir deyip geçmek vardı bu sözlere! Oysa, en olumsuz şeylerin bile nasıl rasyonalize edileceğine ibretlik bir örnekti işittiklerim. Türkiye’deki kutuplaşmanın boyutlarnı göstermesi bakımından da anlamlıydı duyduklarım. Şaşırtıcı olduğu kadar ürperticiydi demekten başka söz bulamıyorum! Böylesine kabul edilemez olaylara bu denli soğukkanlı yaklaşım olabilir mi sorusunun yanıtı ne yazık ki “evet” olmak durumunda!

    Ceyhun Balcı, 21.12.2013

     

  • TOZ DUMAN ARASINDA

    Türkiye babalı-oğullu soygunlarla sarsılınca bazı haberler de güme gitmiş oldu. Onların da hakkını vermek gerekir! Unutulmayı hak etmiyorlar

    Image

    VİZESİZ AB(?)

    Geçen hafta cilalı haberlerden birisi olarak pazarlanmıştı. “AB, Türkiye vatandaşlarına vizeyi kaldıracak!” haberi kulağa ve göze hoş görünmüştü. Oysa, bilinçli bir şekilde görmezden gelinen yönü vardı haberin. Pek çok medya kuruluşu haberin vize bölümünü büyütürken, diğer bölümünü ara ki bulasın! “Geri kabul anlaşması” da sözde antlaşmanın önemli öğesiydi. Türkiye, konumu gereğince Asya ve Afrika kaynaklı insan kaçakçılığının geçit noktasında yer alıyor. Kaçakların önemli bölümü Avrupa’yı hedefledikleri için sorun AB için de çok yakıcıdır. Vizesiz AB havucunun arkasındaki sopa da budur! Yakalanan kaçaklar Avrupa’dan Türkiye’ye iade edileceklerdir. Yükselen ve uçuşa geçen Türkiye kaçak besleme ve barındırma noktası olacaktır. Bu önemli ayrıntının kamuoyunun gözünden kaçırılması önemlidir! Yanıltma söz konusudur! Vize kaldırılabilir belki ama çok da önemli bir bedel ödetilecektir.

    BİR BABA BİR OĞUL

    Image

    Saatlerin 2015’e 1 kalayı gösterdiği bugünlerde önemli bir başka gelişme daha oldu. Sözde Ermeni Soykırımı lobisi 1015’te dalya deme hazırlıkları içindedir. Tanı(n)ma yolunda önemli yol almışlardır. Sırada Tazminat ve elbette Toprak var! Büyük Ermenistan hedefine giden yolda önemli bir köşetaşı çok uzağımızda değil.

    Güneşin balçıkla sıvanamadığı gibi “Ermeni soykırımı olmamıştır!” demek de suç değil artık! AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Doğu Perinçek-İsviçre Davası’nda vardığı kararla “Ermeni Soykırımı yalandır!” demenin suç olmadığını kesinleştirmiştir. Bu konudaki Rus arşiv çalışmalarıyla başka dillerde de yapıtlar veren oğul Perinçek hapislerde engellenirken, baba Perinçek’in hukuksal düzlemdeki başarısı bu ülkeye yapılmış en büyük iyiliklerden birisi olarak anılmayı hak ediyor! Talatpaşa Komitesi’nin Avrupa’da ses getiren eylemlerinin utkuyla sonuçlanmış olması 2015’e 1 kala paha biçilmez önemde bir kazanımdır. Önemsenmelidir! Üzerine üşüşen leş kargaları karşısında Türkiye’nin önemli bir kozu olmaya adaydır.

    Ayakkabı kutularına istiflenen yeşiller bu önemli gelişmeleri gözden kaçırmamıza neden olmasın!

    Gündem babalar ve oğullarla sarsılırken bir başka baba-oğulun hakkı yenmesin!

    Ceyhun BALCI, 19.12.2013

  • Image

    KOALİSYON

    Bir zamanlar fazlaca haşır neşir olduğumuz olguydu koalisyon. Son 10 yılda neredeyse unutmuştuk! Bunun nedeni yokluğu değil hissedilmemesiydi! Mutlak çoğunluk son derece kıvrak ve etkili(!) bir uygulama içindeydi.

    Oysa, siyaset ve İslam ilişkisinin olduğu her yerde parçalı bir yapı söz konusudur. İrili, ufaklı sayısız yapı, şeyh, önder vs vardır. Parçalılık görünürde düşünsel olsa da daha çok çıkarsaldır. Adına tarikat/cemaat denen her yapı aynı zamanda ekonomik bir güç ve birliktir. Geçmişteki bu durum son 10 yılda derinleşti.

    Tarih boyunca koşullar gereği bu ayrılıklarını bir yana bırakan parçalı yapının son günlerde ayrışma eğiliminde olduğu gözlemlenmekteydi. Kırılganlık şaşırtıcı değildi. Ama, dün başlayan sürecin bu denli yüksek perdeden ses çıkartması da beklenen bir durum değildi.

    İktidarın kaptırılması tehlikesinin hiç olmasından mıdır bilinmez! Uzunca süre tek yumruk olabilmiş koalisyon çatırdamaktadır.

    Gülmeli mi yoksa ağlamalı mı?

    Türkiye siyasetine ve özellikle de muhalefetine bakarsanız ne demek istediğim anlaşılacaktır. Bir şeylere angaje olmuş, iktidara değil de sürücü değişikliğine teşne siyaset anlayışı bugünün önde gelen sorunu gibi gözükmektedir.

    Bunun böyle olduğu önümüzdeki günlerde daha iyi anlaşılacaktır!

    Ad vermekte sakınca yok! Ülkeyi değil de kısır çekişmeleri, iktidarı değil de muhalefeti ya da yedek lastik olmayı seçebilen CHP-MHP ikilisi tarihsel bir yanılgıya düşmüş durumdadır. Hep söylendiği gibi iktidar değil muhalefet sorunu vardır Türkiye’nin! İktidar istemeyen bir muhalefet vardır karşımızda!

    Bu sorun çözülmedikçe iktidar düştür. Yeni polis şefleri, yeni savcılar atanarak bu atak da savuşturulabilir! Artık, iyice bellenmelidir ki; Türkiye’de iktidar, iktidarı kolayca terke edecek gibi durmamaktadır!

    Aylar önce MİT üzerinden gerçekleştirilmek istenen atağı anımsayın! İktidar için yasal düzenleme bile yapılabilmiştir. Şimdi de yapılabilir!

    Muhalefet, muhalefet gibi olmalı!

    Ceyhun BALCI, 18.12.2013

  • Image

    ÖMER HAYYAM

    (1048-1131)

     

    Rubaileri ölümünün üzerinden on asır geçse de suç unsuru olmayı sürdüren İranlı şair!  Hayyam’ı nasıl bilirsiniz dense pek çoğumuzun aklına şarap düşkünü, rubai ustası, gününü gün eden ateist gelir akla! Yaşadığı çağa göre oldukça uzun sayılabilecek yaşamında topu topu 150-200 rubai yazmış. Ona ait olmayıp yazdığı varsayılanlarla birlikte sayı bini bulmuş.

    Oysa Hayyam çok daha fazlasıdır. Onu bir kaç yüz rubaiye sığdırmak, onu bilmemek ve yüce anısını incitmek anlamına da gelir!

    Şair ve rubai yazarlığına filozof, astronom, matematikçi ve bilimci sıfatları da eklenmeli.

    Pascal Üçgeni’ni ilk bulan kişi olduğu çok da bilinmeyen bir başka özelliğidir.

    Öklid dışı geomterinin de temellerini atmış.

    Selçuklu hükümdarı Melik Şah’ın çağrısıyla bir gözlemevi kurmuş.

    Mutezile felsefesi akımının güçlü izleyicilerinden birisi olmuş!  Yazgı/alın yazısı inancını o çağda yadsıyacak denli yürekli ve özgüvenli olabilmiş.

     

    “Beni özene, bezene yaratan kim? Sen!

    Ne yapacağımı da yazmışsın önceden.

    Demek günah işleten de sensin bana :

    Öyleyse nedir o cennet cehennem?”

    diyebilmek bu çağda olduğu gibi o çağda da her babayiğin harcı değildir. Çadırcı anlamına gelen Hayyam babasının mesleğinden gelme adıdır.

    Miladi ve Gregoryen takvimlerden çok daha duyarlı ve hatasız Celali takvimini de bulandır!

     

    Soran, sorgulayan doğal olarak da özgürce ve sınırsızca yazan ve yine doğallıkla softanın, yobazın ve çıkarları aşınanların korkulu düşü olmuş.

    Ömer Hayyam bu dünyadan göçtükten 1000 yıl sonra bile çok güvenilir ve duyarlı bir turnusol kağıdı işlevi görebiliyor. Aydınlığın, aklın ve bilimin sesi olduğu için ona saldıranlara, onda inanca saygısızlık arayanlara yobaz etiketi yapıştırarak bugün de bizlere ışık saçmayı sürdürüyor.

    Ömer Hayyam’ı bilmek, onu sevmek ve benimsemek bugün de insanın başını derde sokabiliyor. Fazıl Say en son örnek! Ona yapılan dinsiz, imansız yakıştırması da son derece yersiz ve dayanaksız! Tek kusuru farklı bakmak! Avrupa’da kendisinden 500 yıl sonra gerçekleştirilen aydınlanma devrimini, erkenden başarmış olmak gibi bir hataya düşmüş!

    Kısacası Ortaçağ karanlığında devrimcinin adıdır Ömer Hayyam!

    Ceyhun BALCI, 16.12.2013

    Image

  • Image

    EREN ERDEM, EBUZER’CE Aydınlık, 14.12.2013

    ………………..

    Dostlara önerim

    Para yeryüzünün en lanetli silahıdır. Yaşantımda paranın hiçbir değeri olmadı. Çoğu kimse kitaplarımın ve koşuşturmamın neticesinde zengin olduğumu sanır. Ben “infakı reklam yapmayan biriyim.” Ebuzer’den anladığımı bizzat tatbik ediyorum. Yeryüzünde hiçbir mülküm yok. Hiçbir bankada hesabım yok, hiçbir birikimim yok. Çoğu kez, “Ulusal Kanal Yayın Yönetmeni Yener Güneş’i arayıp, yol param yok programa gelemiyorum dediğimde, çok şaşırdığına tanık oluyorum.” Hiç böyle bir hesabım olmadı. Böyle bir hesabı olanı da sevemedim. İhtiyaç duymadığı şeyi kendisinde bulunduranı hiç sevemedim. Parayı da, paraya tapanı da sevemedim. Ev sahiplerini de.. 🙂

    Bunları neden anlattım? Kendimi övmek ya da kafa şişirmek gayesi ile değil elbette. “Kendini devrimci yetiştirmekten anladığım yegâne yaşam modelini resmetmeye çalıştım.” Kariyer, konfor, mal, mülk, imkan gibi hastalıklardan nasıl arınacağız sorusuna cevap aradım. Zalimlerin sarayını yıkacak olanların, ancak “zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayanlar olacağını hatırlattım.”

    Dostlara önerim, paradan uzak durun. İnfak edip kurtulun. Servet ve zenginlik şiarınız olmasın. Bunların en büyük zillet olduğunu sık sık hatırlayın. Mal-mülk coşkusuyla sulta inşa edenlere muadil olmayın. Elbiselerinizin sayısı az, sofranızın çeşiti mütevazi olsun. Muhtacı gözetip, yetimi kerimleştirin. Yoksula verip, insanı mücadeleden alıkoyan tüm bağımlılıklardan kurtulmanın yollarını arayın…

    Bu hazırlıktan sonra hep birlikte “zalimlerin sarayını yıkacağız..”

    Pir Sultan’ın düşünü gerçekleştireceğiz.

    İnşallah!

  • Image

    LAİK DEVLET ÖZGÜR TOPLUM İÇİN
    AYDINLAR BİLDİRİSİ

    Laik devlet özgür toplumun temeli demokrasinin güvencesi,Büyük Atatürk’ün Türk Ulusuna bıraktığı en büyük emanetidir.Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinin vazgeçilmez yapı taşı olan laiklik,Atatürk ilke ve devrimlerinin ve çağdaş hukuk devletinin temelini oluşturmuş ve “kul”dan “birey”,ümmet” ten “ulus” yaratarak insanımıza en büyük onuru yaşatmıştır.

    Cumhuriyetin “Aydınlanma Felsefesi”ni içlerine sindiremeyenler,dini siyasi rant aracı olarak kullanarak halkımızı din ile aldatmayı sürdüregelmişler,din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan laikliği ortadan kaldırmayı hedef seçmişlerdir.Mevcut iktidar,önceki gerici partilerden devraldığı,laik devleti yıkma girişimlerini hızla sürdürmektedir.

    Özel yaşamlara müdahale etmeyi kendine hak gören,tek tip birey ve gençlik yaratmayı amaçlayan fetvayı yasaların üstünde gören,toplumsal sorunlara bilimsel değil,dinsel referanslarla çözüm arayan kamu kurumlarında hızla kadrolaşan ve DİN DEVLETİ yaratma hayalini adım adım uygulayan iktidarın baskıcı müdahaleleri Anayasayı,yasaları ve Anayasa Mahkemesi kararlarını açıkça ihlal niteliğindedir.
    Kadın kıyafetini siyaset aracı kılarak,kadın sömürüsünün en çarpıcı örneklerini sergileyen iktidar,okullarda başlattığı türban baskısını,kamu görevlilerini kapsayacak şekilde genişleterek Anayasal suç işlemiş,daha sonra bu suça TBMM’yi de ortak ederek sorumluluğuna siyasi paydaşlar aramıştır

    İktidarın kadına bakışı,“örtüsüz kadın perdesiz eve benzer;ya satılıktır ya da kiralık” ağır hakaret hakaret cümlesiyle özetlenmiş durumdadır.Öğretim sisteminde 4+4+4 ile başlatılan gericileşme,okullarda hem kız çocuklarına hem öğretmenlere türban baskısıyla pekiştirilmektedir.Görünüşte dini,gerçekte ise siyasi simge olarak kullanılan bu araçla,kamu hizmetinde eşitlik ve tarafsızlık ilkeleri yok edilmiştir.
    1994 yılında “tutturmuşlar laiklik elden gidiyor,bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek” diyerek yola çıkan gerici zihniyet rengini giderek koyulaştırmakta ve halkın günlük yaşamının baskı altına alınmasına uzanmaktadır.İktidar öğrenci yurtlarında ve evlerinde “kız–erkek yan yana olmaz” biçimindeki utanç verici aşağılamalarla; öğretimin “kızlı–erkekli yapılmasının yanlış olduğu”, “kent içi otobüslerin kadın- erkek ayırımına göre düzenlenmesi” gibi çağ dışı uygulamaları dayatmaktadır.Anayasa Mahkemesi tarafından “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak tescillenmiş iktidar,bu saptamanın ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir

    İktidar,dünyevi kurallara dayandırılması gereken devlet işlerini,dini gerekçelere dayandırmaya başlamıştır.Gerçekten de yapılmakta olan,devlet işlerinin kaynağının siyasetçe yorumlanmış dini buyruklara dayandırılmasıdır.Kimse bu gerçeğin gözden kaçırılmasına hizmet etmemelidir

    Çağdaş ve demokratik devletlerde hukuksal düzenlemelerin kaynağı yoruma bağlanmış dini kural ve buyruklar değil,toplumun sosyal ve iktisadi gereksinimleridir.Bu,her tür din ve inanç özgürlüğünü güvence altına alan laik devlet ilkesi demektir.Bugün ise,Türkiye’yi ihvanlaştırma amacıyla anayasal laik devlet ilkesi açıkça ihlal edilmektedir

    Halkımız laik devlet ilkesini benimsemiş ve içselleştirmiştir.Böyleyken,halkın siyasi temsilcileriyle kanaat önderlerinin şu ya da bu nedenle yılgınlığa düşmeye,doğruları savunmaktan vazgeçmeye hakları yoktur.
    Laik,demokratik,özgürlükçü bir Cumhuriyeti savunan siyasal parti ve toplum kesimlerinin“yeni sahte mağduriyetler yaratmama ve bu yöndeki AKP çabalarını boşa çıkarma” gerekçesiyle takındıkları tutum da sonuç vermemiş,laikliği yok etmeyi hedefleyen iktidar,anında daha ileri adımlar atmaya yönelmiştir.

    Gelinen bu noktada laiklik ilkesinden ödün vermek gericiliğe teslim olmak demektir,böylesi bir teslimiyetin bedeli ise ödenemeyecek kadar büyüktür

    Bizler,din bezirganı iktidar ve siyasetçilerin,
    • hoşgörü kandırmacası ardında toplumun bireylerini “başörtülü bacım–başörtüsüz kadın” veya “dindar nesil – ayyaş nesil” biçiminde ayırıma tabi tutmasını kabul etmeyeceğimizi;
    • dini değerlerimizi siyasi çıkarlarına alet etmelerine göz yummayacağımızı;
    • laik devleti ortadan kaldırmalarına asla rıza göstermeyeceğimizi;
    • laik ve demokratik Cumhuriyetten,Atatürk ilke ve devrimlerinden asla ödün vermeyeceğimizi
    • din devleti kurmaya kalkışanların,halka hesap vermesi için çalışacağımızı
    kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

    http://imza.la/laiklik-bildirgesi

    Aralarında sanatçılar, gazeteciler, milletvekilleri ve akademisyenlerin bulunduğu; Mustafa Balbay’dan Doğu Perinçek’e Tarık Akan’dan Müjde Ar’a, Mine Kırıkkanat’tan Zeki Alasya’ya, İlhan İrem’den Edip Akbayram’a, Genco Erkal’dan Suzan Aksoy’a, Rutkay Aziz’den Zeynep Öncel’e kadar geniş bir listedeki aydınlar, “Laik devlet, özgür toplum için” bir ortak bildiriye imza atttılar. İmzaya CHP milletvekilleri; Suheyl Batum, Birgül Ayman Güler, Dilek Akagün Yılmaz, Oktay Ekşi, Şevki Kulkuloğlu ve Gurkut Acar öncülük etti.

    İşte o metin ve ilk imzacılar

    “Laik devlet, özgür toplumun temeli, demokrasinin güvencesi, Büyük Atatürk’ün Türk Ulusuna bıraktığı en büyük emanetidir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinin vazgeçilmez yapı taşı olan laiklik, Atatürk ilke ve devrimlerinin ve çağdaş hukuk devletinin temelini oluşturmuş ve “kul”dan “birey”“ümmet” ten “ulus” yaratarak insanımıza en büyük onuru yaşatmıştır.

    Cumhuriyetin “Aydınlanma Felsefesi”ni içlerine sindiremeyenler, dini siyasi rant aracı olarak kullanarak halkımızı din ile aldatmayı yıllar boyu sürdürmüşler, din ve vicdan özgürlüğünün gerçek anlamda güvencesi olan laikliği ortadan kaldırmayı kendilerine hedef seçmişlerdir. Mevcut iktidar, önceki gerici partilerden kendisine miras kalan laik devleti yıkma girişimlerini hızla sürdürmektedir.

    ANAYASAL SUÇ İŞLENDİ

    Özel yaşamlara ve aile yaşamına müdahale etmeyi kendine hak gören, tek tip birey ve tek tip bir gençlik yaratmayı amaçlayan, fetvayı, yasaların üstünde gören, toplumsal sorunlara bilimsel değil, dinsel referanslarla çözüm arayan, tüm kamu kurumlarında hızla kadrolaşan ve bir DİN DEVLETİ yaratma hayalini adım adım uygulayan AKP’nin baskıcı ve anti-demokratik müdahaleleri Anayasayı, yasaları ve başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere tüm yüksek yargı kurumları kararlarını açıkça ihlal etme boyutuna ulaşmıştır.

    Kadın kıyafetini siyaset yapmanın aracı kılarak, kadın sömürüsünün en çarpıcı örneklerini sergileyen iktidar partisi, okullarda başlattığı türban baskısını, kamu görevlilerini kapsayacak şekilde genişleterek Anayasal suç işlemiş, daha sonra bu suça TBMM’ni de ortak ederek sorumluluğuna siyasi paydaşlar aramıştır.

    İktidar sahiplerinin kadın haklarına bakışı, “örtüsüz kadın perdesiz eve benzer; ya satılıktır ya da kiralık” biçimindeki akıl almaz hakaret cümlesiyle özetlenmiş durumdadır. Öğretim sisteminde 4+4+4 darbesiyle başlatılan gericileşme, devlet kuruluşu olan okullarda hem kız çocuklarına hem de öğretmenlere türban baskısıyla pekiştirilmektedir. Görünüşte dini, gerçekte ise siyasi bir simge olarak kullanılan bu araçla, kamu hizmetinde eşitlik ve tarafsızlık ilkelerinin zemini ortadan kaldırılmıştır.

    TÜRKİYE’Yİ İHVANLAŞTIRMA

    1994 yılında “tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek” diyerek yola çıkan siyasi iktidarın temsil ettiği gerici zihniyet rengini giderek koyulaştırmakta ve halkın günlük yaşamının baskı altına alınmasına uzanmaktadır. Bu iktidar öğrenci yurtlarında ve evlerinde “kız – erkek yan yana olmaz” biçiminde utanç verici aşağılamalarla; öğretimin “kızlı – erkekli yapılmasının yanlış olduğu”, “kent içi otobüslerin kadın- erkek ayırımına göre düzenlenmesi” gibi çağ dışı ve gerici uygulamaları dayatmaktadır. Anayasa Mahkemesi tarafından“laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak tescillenmiş iktidar, bu saptamanın ne kadar yerinde olduğunu göstermeye devam etmektedir.

    Siyasi iktidar, dünyevi kurallara dayandırılması gereken devlet işlerini, dini gerekçelere dayandırmaya başlamıştır. Gerçekten de yapılmakta olan şey, devlet işlerinin kaynağının siyasetçe yorumlanmış dini buyruklara dayandırılmasıdır. Kimse bu gerçeğin üstünü örtemez; kimse de bunun gözden kaçırılmasına hizmet etmemelidir.

    Çağdaş, ilerici ve demokratik devletlerde hukuksal düzenlemelerin kaynağı yoruma bağlanmış dini kural ve buyruklar değil, toplumun sosyal ve iktisadi gereksinimleri çerçevesindeki dünyevi kurallardır. Bu, her tür din ve inanç özgürlüğünü güvence altına alan laik devlet ilkesi demektir. Karşı karşıya bulunduğumuz durum ise, Türkiye’yi ihvanlaştırma gayretinden ve anayasal laik devlet ilkesini açıkça ihlal etmekten başka bir anlam taşımamaktadır.

    Halkımızın büyük bir bölümü laik devlet ilkesini benimsemiş ve içselleştirmiştir. Böyleyken, halkın siyasal temsilcileriyle kanaat önderlerinin şu ya da bu nedenle yılgınlığa düşmeye, davadan geri durmaya, doğruları savunmaktan vazgeçmeye hakları yoktur.

    Laik, ilerici, demokratik, özgürlükçü bir Cumhuriyeti savunan siyasal parti ve toplum kesimlerinin “yeni sahte mağduriyetler yaratmama ve bu yöndeki AKP çabalarını boşa çıkarma” gerekçesiyle takındıkları tutum da sonuç vermemiş, laikliği yok etmeyi hedefleyen iktidar, anında daha ileri adımlar atmaya yönelmiştir.

    RIZA GÖSTERMEYECEĞİZ

    Gelinen bu noktada laiklik ilkesinden taviz vermek gericiliğe teslim olmak demektir, böylesi bir teslimiyetin bedeli ise ödenemeyecek kadar büyüktür.

    Bizler, din bezirganı iktidar ve siyasetçilerin,

    • hoşgörü kandırmacası ardında toplumun bireylerini “başörtülü bacım – başörtüsüz kadın” veya “dindar nesil – ayyaş nesil” biçiminde ayırıma tabi tutmasını kabul etmeyeceğimizi;

    • dini değerlerimizi siyasi çıkarlarına alet etmelerine göz yummayacağımızı;

    • laik devleti ortadan kaldırmalarına asla rıza göstermeyeceğimizi;

    • laik ve demokratik Cumhuriyetten, Atatürk ilke ve devrimlerinden asla ödün vermeyeceğimizi

    • din devleti kurmaya kalkışanların, halka hesap vermesi için çalışacağımızı

    kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

    İLK İMZACILAR

    1. Gürkut ACAR, Antalya Milletvekili
    2. Ahmet ADA, Şair – Yazar
    3. Dilek AKAGÜN YILMAZ, Uşak Milletvekili
    4. Ertuğrul AKAGÜNDÜZ Mühendis ,işadamı
    5. Doç. Dr. Cüneyt AKALIN, Akademisyen
    6. Tarık AKAN, Sanatçı
    7. Edip AKBAYRAM, Sanatçı
    8. Alper AKÇAM, Yazar
    9. Gürhan AKDOĞAN Makine mühendisi iş adamı
    10. Üstün AKMEN Tiyatro Eleştirmenleri Derneği Başkanı
    11. Suzan AKSOY Sanatçı
    12. Yüksel AKSU 23. DÖNEM İzmir milletvekili
    13. Prof Dr.Sina AKŞİN
    14. Zeki ALASYA, Sanatçı
    15. Prof. Dr. Mustafa ALTINTAS, Akademisyen
    16. Kemal ANADOL, 23. Dönem Milletvekili
    17. Av.Alpay ANTMEN Mersin Baro Başkanı
    18. Müjde AR
    19. Nurdan ARCA, Sanatçı

    20. Cüneyt ARCAYÜREK, Yazar
    21. Hayati ASILYAZICI Yazar Eleştirmen
    22. Can ATAKLI, Gazeteci
    23. Erendiz ATASÜ, Yazar
    24. Engin AYÇA, Sinema Yönetmen
    25. Orhan AYDIN Tiyatro sanatçısı
    26. Prof Dr. Memnune APAK
    27. Prof Dr.Yüksel APAK
    28. Rutkay AZİZ Sanatçı
    29. Dr. Ceyhun BALCI, Hekim
    30. Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER, İzmir Milletvekili
    31. Mustafa BALBAY İzmir Milletvekili ,gazeteci
    32. İrfan BARIŞ İş adamı
    33. Prof. Dr. Süheyl BATUM, Eskişehir Milletvekili
    34. Bedri BAYKAM Ressam
    35. Prof Dr.Zerrin BAYRAKTAR
    36. Nihat BEHRAM, Şair – yazar
    37. Prof Dr.Ataol BEHRAMOĞLU, Şair,yazar
    38. Egemen BERKOZ, Sair
    39. Prof Dr. Çetin BOLCAL
    40. Prof Dr. Ali Nihat BOZCUK
    41. Salih BOZOK, Akademisyen, İktisatçı
    42. Nevra BUCAK Yazar
    43. Prof Dr. Can CEYLAN
    44. Tuncer CÜCENOĞLU Oyun yazarı
    45. Prof. Dr. Cevat ÇAPAN, Şair – Çevirmen
    46. Ahmet CEMAL, Yazar – Çevirmen
    47. Hulki CEVİZOĞLU, Gazeteci – Yazar
    48. İsa Çelik, Fotoğraf Sanatçısı – Yazar
    49. Prof Dr. Aysel ÇELİKEL
    50. İzzet ÇETİN Ankara milletvekili
    51. Tansel ÇÖLAŞAN, Hukukçu E. Danıştay Başsavcısı
    52. Emin ÇÖLAŞAN, Gazeteci – Yazar
    53. Prof Dr. Bülent ÇUKUROVA
    54. Nurettin DEMİR Muğla milletvekili
    55. Murtaza DEMİR, Yazar – Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı Kurucu Genel Başkanı
    56. Metin DEMİRTAŞ, Şair
    57. Turgut DİBEK Kırklareli milletvekili
    58. Prof. Dr. Ahmet Alpay DİKMEN, Akademisyen
    59. Erhan DOĞAN Müzisyen- yazar
    60. Necati DOĞRU, Gazeteci – Yazar
    61. Haydar Şahin DOKUYUCU Sendikacı
    62. Kemal EKİNCİ Bursa milletvekili
    63. Oktay EKŞİ, Gazeteci – İstanbul Milletvekili
    64. Şükrü ELEKDAĞ Emekli büyükelçi 23.dönem milletvekili
    65. Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU, Hukukçu, Yargı sen genel başkanı
    66. Prof. Dr. Ali ERCAN, Akademisyen
    67. Vahap ERDOĞDU TİHAK Eş Başkanı
    68. Muzaffer İlhan ERDOST, Yazar – TİHAK Genel Başkanı
    69. Genco ERKAL Tiyatro sanatçısı
    70. İlhan Cem ERSEVEN, Araştırmacı – Yazar
    71. Yücel ERTEN, Tiyatro Sanatçısı
    72. Prof Dr.Semih ERYILDIZ
    73. Prof Dr.Demet ERYILDIZ
    74. Refik ERYILMAZ Hatay Milletvekili
    75. Metin DEMİRTAŞ, Şair
    76. Mehmet FARAÇ, Gazeteci – Yazar
    77. Prof Dr. Şahin FİLİZ
    78. Şahin GENCAL Mali müşavir
    79. İsa GÖK Mersin Milletvekili
    80. Prof Dr.Dilek GÖZÜTOK
    81. Eftar GÜLBUDAK Tiyatro sanatçısı
    82. A. İlhan GÜLEK, Yazar
    83. Yener GÜNEŞ Ulusal Kanal genel yayın yönetmeni
    84. Ethem GÜRBOY Tüccar
    85. Şükrü Sina GÜREL, E. Dışişleri Bakanı
    86. Recep GÜRKAN Edirne Milletvekili
    87. Mustafa GÜRKAN, Muğla Baro Başkanı
    88. Prof. Dr. Bozkurt GÜVENÇ,
    89. Namık HAVUTÇA Balirkesir milletvekili
    90. Av.Turhan İÇLİ
    91. Ülker İNCE, Çevirmen
    92. Dündar İNCESU, Sanatçı
    93. Zehra İPŞİROĞLU, Akademisyen
    94. İlhan İREM Sanatçı
    95. Zeynep IRGAT, Tiyatro Sanatçısı
    96. Ekrem KAHRAMAN, Ressam
    97. Ercan KARAKAŞ E.Bakan
    98. Prof. Dr. Yakup KEPENEK, Akademisyen
    99. Mehmet S. KESIMOĞLU, Kırklareli Milletvekili
    100. Tuğrul KESKİN, Şair
    101. Arif KESKİNER, Yapımcı-Yönetmen-Yazar
    102. Levent KIRCA Sanatçı
    103. Mine KIRIKKANAT, Gazeteci – Yazar
    104. Tevfik KIZGINKAYA, TV Programcısı – Gazeteci
    105. Kemal KOCATÜRK Tiyatro sanatçısı
    106. Prof. Dr. Aziz KONUKMAN, GÜ Öğretim Üyesi
    107. Ali İhsan KÖKTÜRK Zonguldak milletvekili
    108. Emre KÖPRÜLÜ Tekirdağ Milletvekili
    109. Seyyal KÖRPE, Akademisyen
    110. Mustafa KÖZ Şair
    111. Mehmet Şevki KULKULOĞLU, Kayseri Milletvekili
    112. Orhan KURTULDU Tiyatro sanatçısı
    113. Namık KUYUMCU, Şair – Yazar
    114. Ahmet KÜÇÜK 23.dönem Çanakkale milletvekili
    115. Tamer LEVENT Sanatçı
    116. Ahmet LEVENDOĞLU, Sanatçı
    117. Nasuh MAHRUKİ
    118. Şahin MENGÜ, Hukukçu – 23. Dönem Manisa Milletvekili
    119. Mustafa MUTLU, Gazeteci – Yazar
    120. Ali Rıza MUSLU İş Adamı
    121. Abdullah NEFES, Şair – Yazar
    122. Olcay POYRAZ, Sanatçı
    123. Güldal OKUTUCU 22. Dönem milletvekili
    124. Yılmaz ONAY, Yazar – Yönetmen
    125. Ekin ONAT Ressam
    126. Tülin ONAT Ressam
    127. Prof. Dr. Mehmet Tuba ONGUN, Akademisyen
    128. Zeynep ORAL Gazeteci
    129. Filiz OTYAM Fotoğraf sanatçısı
    130. Fikret OTYAM Ressam, Yazar
    131. Erhan ÖĞÜT Emekli Büyükelçi
    132. Tokar Öner E. YÖK denetleme kurulu üyesi
    133. Prof. Dr. İzzettin ÖNDER, Akademisyen
    134. Onur ÖYMEN, E. Büyükelçi 23. Dönem milletvekili
    135. Güray ÖZ Gazeteci
    136. Celal ÖZCAN, Yazar
    137. Tanju ÖZCAN Bolu Milletvekili
    138. İsmet ÖZÇELİK Gazeteci
    139. Yekta Güngör ÖZDEN, Hukukçu
    140. Malik Ejder ÖZDEMİR Sivas Milletvekili
    141. Müfit ÖZDEŞ E. Büyükelçi
    142. Sevgi ÖZEL, Yazar
    143. Abdullah ÖZER, 23. Dönem Bursa Milletvekili
    144. Işıl ÖZGENTÜRK Yazar
    145. RAMAZAN Kerim ÖZKAN Burdur milletvekili
    146. Tuncay ÖZKAN, Gazeteci – Yazar
    147. Ali Rıza ÖZTÜRK, Mersin Milletvekili
    148. Hasan ÖZTÜRKMEN Avukat
    149. Ümit PAMİR E. Büyükelçi
    150. Dr.Yüksel PAZARKAYA Çevirmen,yazar
    151. Prof. Dr. Ahmet SALTIK, Akademisyen
    152. Prof Dr Rauf SARPER
    153. Timur SELÇUK, Müzisyen
    154. Mustafa SELMANPAKOĞLU, CHP Ankara E. İl Başkanı
    155. Seçkin SELVİ, Çevirmen
    156. Bülent SERİM Hukukçu
    157. Senar – Selçuk ÜLGER, Çevirmen
    158. Atila SERTEL Gazeteci
    159. Prof. Dr. Nur SERTER, İstanbul Milletvekili
    160. Canan SEZENLER CHP Kültür ve sanat Yürütme kurulu
    161. Ali SİRMEN, Gazeteci – Yazar
    162. Orhan SÜR 22. Dönem Balıkesir milletvekili
    163. Yılmaz ŞANLI Mimar, işadamı
    164. Hakan ŞENOCAK Yazar
    165. Yahya ŞİMŞEK 22. Dönem Bursa milletvekili
    166. Pulat TACAR Emekli büyükelçi
    167. Mahmut TANAL İstanbul Milletvekili
    168. Sönmez TARGAN, 68’liler Birliği Vakfı Başkanı
    169. Barış TERKOĞLU, Gazeteci
    170. Gülsen TUNCER, Sinema ve Tiyatro Sanatçısı
    171. Salih TURAN (Sali), Ressam
    172. İsmail TUTOĞLU Sendikacı
    173. Engin TÜRKER Emekli Büyükelçi
    174. Prof Dr.Mehmet TOMAMBAY 22.Dönem Milletvekili
    175. Yavuz TOP, Müzisyen
    176. Sedef ÜNAL Avukat
    177. Merdan YANARDAĞ, Gazeteci – Yazar
    178. Prof. Dr. Ruhsar YANMAZ, Akademisyen
    179. Prof. Dr. Tolga YARMAN, Akademisyen
    180. Prof Dr. Yıldırım YAVUZ
    181. Işık YENERSU, Sanatçı
    182. Nuri YILDIRIM E. Büyükelçi
    183. Prof. Dr. Şiir YILMAZ, Akademisyen
    184. İlker YÜCEL Aydınlık Gazetesi genel yayın yönetmeni
    185. Şefik ZENGİN 22. Dönem Mersin Milletvekili
    186. Ümit ZİLELİ, Gazeteci – Yazar
    187. Murat ZUBİ Tiyatro sanatçısı
    188. Doğu Perinçek İşçi Partisi Genel Başkanı

  • İZMİR’DEN KARELER

     Image

    Hava ısırsa da geçtiğimiz günler düşünüldüğünde mükemmeldi. Kentten kareler üzerine düşünülmeye değer ufuklar serdi önüme!

    İlk karede Mimar Sinan’la uygarlığın buluşmasına tanıklık ettim.  Fonda Mimar Sinan, yanında ve önünde teneke yığınları. Ortaya koyduğu yapıtlar dimdik ayakta olan Sinan dirilip de bir kaç söz söyleyecek olsa neler dökülürdü ağzından! Kendisinden 500 yıl sonra torunlarının budalalığına bir şeyler söylemeden duramazdı her zamanki bilgeliğiyle! Mimar Sinan büstü önünde kaldırım çalışması var! Umarım ve dilerim düzenlemeden sonra Mimar Sinan’la teneke yığınlarının yakınlığı kalıcılaşmaz!

    Image

    Biraz ileride bir inşaat. Biri bitip, diğeri başlayanlardan! Türkiye’de ve elbette İzmir’de inşaat karmaşa demektir. “Çevreye Verdiğimiz Rahatsızlıktan ötürü Özür Dileriz!” yazısı asmışlarsa öpüp de başınıza koyun! Yollar kapanır, kaldırım işgal edilir. Toz, toprak da cabası! İlk kez kuralı bozan bir manzara! Kaldırım olabildiğince yayalara bırakılmış. Eksikleri olsa da yayaların güvenliği akla getirilmiş! O kadar çok kötü örnek var ki! Eksikli de olsa fotoğraflanmayı hak ediyordu!

    Image

    Bilenler bilir! Güzelyalı’da bir açıkhava sineması vardı! Ömrünü doldurunca otopark oldu. Görüntü hoş olmasa da yapılaşmaya tercih edilirdi. Korkunun ecele faydası yoktu! Böylesine değerli bir yer boş kalamazdı. Yanı başında ise İzmir’in ilk apartmanı olarak bilinen çok hoş bir yapı! Yıkılamıyordu belli ki! Ama, yanına bir şey yapmaya engel yoktu! Sahipsiz kentlerimizin yapılaşma yönetim birimlerine dönüşen belediyemiz yolu açınca kim tutabilirdi rantiyecileri?

    Yanı başına rezidans konduran yüklenici sevabına 1905 yapımı İzmir’in ilk apartmanı Anadolu’yu da restore etmiş, ışıklandırmış. Ne yaparsa yapsın çelişkiyi gizleyememiş.

    Mimar değilim ama tarihsel bir yapının yanına kondurulan yenisi eskisini ezmemeli! Ben buradayım diye bağırmamalı! Sanal ortamda büyük harfle yazanlara özenmemeli!

    Mithatpaşa Caddesi’nde oturanlar iyi bilir! Orada oturmak, hele otopark sorununuz varsa işkenceye eşdeğerdir. Böyle bir yere yapılaşmayla yeni insanlar kazandırmak karmaşanın değirmenine su taşımak değil midir?

    Boş bulunan her yere yapılaşmak zorunluluk mudur?

    Böylesi paragöz girişimlere öfkelenen birisi olarak Gözümoğlu açıkhava sinemasının yeri boş bırakılsa, düzenlense ve bir yerine de bir yontu konsa çok daha iç açıcı olmaz mıydı diye mırıldanıyorum! Kabul etmeliyim ki; ben bir istemezükçüyüm!

    Mimar Sinan’dan 500 yıl sonra ona ihanet etmek olmazsa olmaz mıdır?

    İnsanlık yeni bir ortaçağa girdi! Hem de üçüncü binyılda!

    Utanç ve acı verici bir durum!

    Ceyhun BALCI, 14.12.2013

  • Görsel

     

    MUNTAZAR EL ZEYDİ

    14 Aralık 2008

    Irak işgalinin sona ermesinden söz edilirken ABD Başkanı ve Irak’taki işgal dönemindeki sayısız insanlık suçunun sorumlusu ülkeyi ziyaret ediyor.

    Bush’un izleyicilere seslendiği salonda beklenmedik bir gelişme yaşanıyor.

    Salona gazeteci kılığında giren Muntazar El Zeydi ayakkabısını çıkartarak Bush’u hedef alıyor. Bu davranış dünyaya ders vermiş oluyor. Yeter ki niyetiniz olsun! Biraz da yaratıcılık eklendiğinde işgalciye hak ettiği dersi vermek hiç zor değil.

    Muntazar El Zeydi için sıradan bir durum gibi görünen bu eylem Irak ve bölge için dev bir adıma dönüşüyor. İşgalci soğuk duş alıyor.

    Muntazar El Zeydi’nin bu yürekli ve onurlu davranışına bizim tarihimizde de rastlamak olası!

    15 Mayıs 1919’da Yunan işgali sonrasında düşman askeri kaynayan İzmir’de düşmanı değil yere sermek silah doğrultmak bile akla getirilecek şey değildir. Bizim Hasan Tahsin olarak bildiğimiz gazeteci Osman Nevres akla getirmekle kalmamış eyleme de dönüştürmüş niyetini.

    Görsel

    Bugün Konak Meydanı’nda selamlıyor yakınından, uzağından gelip geçenleri.

    Muntazar El Zeydi de bu soylu davranışının 5. yıldönümünde İstanbul’da! Duyan gören var mı?

    Çok demokratik ve pek özgürlükçü Türkiye’de böyle konuklara yer yoktur. Dolayısı ile buradaki varlıkları haber değeri taşımaz!

    İktidarıyla, muhalefetiyle küresel haydutlarla halvet olmak bugünün tercih konusudur!

    Ceyhun BALCI, 13.12.2013

    Görsel

  • Image

    “Ben neden Türküm?”

    Doğan Kuban

    Cumhuriyet Bilim Teknik’ten Doğan Kuban, gündemdeki tartışmalara ışık tutacak bir yazı yazdı.

    Dünya bizi Türk olarak biliyor. Osmanlı pasaportu ile Güney Amerikaya giden Lübnan’lıArab’a da‘El Turco’ diyorlardı. Limni kökenli bir Rum profesörOsmanlı pasaport’u ile göç ettiği New York’da kendisine Türk dedikleri için kavga ettiğini anlatırdı. Cezayirli korsanlarİtalya kıyılarını vurduklarında İtalyanlar onlara Türk derlerdi.

    Avusturyalılar ve Ruslar hep Türklerle savaştılar. Araplar da Türk (çoğul etrak) derler. Devşirme Yeniçeri ordusu Türk ordusudur.Marco Polo Anadolu’dan geçerken Türkler vardı.

    13. yy.dan önce Bizanslı tarihçilerin söz ettiği bütün bozkır göçerleri, değişik adlar altında Gök Türkler, Hazarlar, Peçenekler Kumanlar, Polovzi’ler, Karahanlılar, Selçuklular, Gazneliler, Kuzey Hindistanı fethedip devlet kuranlar hep Türklerdir.Babür oğulları da Türkçe konuşuyorlardı. Osmanlı esperantosu da halkın kullandığı bir dil olmadı.

    Düşüncemi Türkçe anlatıyorum. Bunun etnik kökenle ilgisi yok.Genetik çok kökenlilik,önemli bir hoşgörü kaynağıdır. Teknik Üniversite’de Bulgaristanlı Türk, Makedonyalı Türk, Anadolu’lu Türk, Çerkez, Laz, Gürcü, Tunceli (Dersim)’li Kürt, Azeri-İranlı, Urfalı Arap, Yahudi, Rum, Ermeni, Giritli, gibi İmparatorluğun her köşesinden gelmiş gençlerle birlikte okudum. Aynı üniversitede öğrencilerim içinde Iraklı, İranlı, Suriyeli, Balkanlı, Yunanlı, Bulgar Kıbrıslı öğrencilerim oldu.

    Bu toplum tarihini öğrenemedi.Birkaç hikaye ile yetiniyor. Oysa dünya tarihinin odağı olan Avrasya tarihinin biçimlenmesinde rol oynayan en büyük aktörler arasında Türkler var.Her fethettikleri, yerleştikleri toplumun kültürünü almışlar.Çin’de Çinli, Hint’te Hintli, Orta Asya ve İran’da İranlı olmuşlar.İslamı Araplardan,şiiri ve tasavvufu İranlıdan almışlar.Devlet bürokrasinin diliOsmanlıca halkın anlamadığı bir Esperanto.

    TÜRK KÖKENLİLERİN TARİHSEL ROLLERİ

    Türk kökenli göçerlerinve onların kurdukları devletlerin Avrasya tarihinin ve İslam’ın biçimlenişinde büyük rolleri var. Bu Cengiz İmparatorluğu gibi sadece Doğu ve Orta Asya’da kısa süreli bir dönem değil.Zaman ve coğrafi sınır ile çok daha geniş ve günümüze uzanıyor. Çin’de ilk Türk sülalesi olan Wei’ler,Moğollardan 900 yıl önce Kuzey Çin’i şgal ettiler. Hun konfederasyonunun yönetici grubu Türk.Moğolların Batıya akınlarında ordularının yarısı Türktü.Bunun kanıtı, Rusya’da Türkçe konuşan Müslüman Altınordu egemenliğidir.

    Türkler Asya’nınyerleşik bölgelerine yaptıkları akınlar ve işgal ettikleri yörelerde kurdukları geçici devletlerle tanınıyor. Bu tarihin Müslümanlık çağı ise, Gazneli, Selçuklu, Osmanlı, Memluk gibi yerleşik devlet tarihlerinden oluşuyor. Bütün bu evrensel ve günümüze kadar uzanan, coğrafi olarak Doğu Asya’dan Orta Avrupa’ya uzanan coğrafyada,zaman zaman destanlaşan bir tarihe sahibiz. Türkler İslam dünyasında Selçuklardan Osmanlıya kadar egemen olmuşlar.Türk dendiği zamanŞaman göçerler, Bulgar ve Gagauz gibi Türk kökenli Hıristiyanlar,Hazar’ler gibi Yahudi olmuş toplumlar var.

    Selçuklu ve Osmanlılarla birlikteTürk ve Müslüman kimliklereşdeşleşir.Fakat devşirme Yeniçeri ile, dönme Rum ya da Ermeni, annesi hıristiyan olan sultanlar da Türkleşir. Bugün Asya’da 125 milyon Türkçe konuşanakarşın, sadece 25 milyon Moğolca konuşan var.Biz sadece Anadolu’yu Türk dilli yaptık. Burası asıl anavatanımızdır.Ertuğrul aşireti de Türk. Osman Bey’in babasının, kardeşlerinin, oğullarının adı Türk, kendisinin adı Osman olmuş. Beyliğin kuruluşundan iki yüz yıl sonra uydurulmuş.

    TARİH BİLMEYENLER VE KEMKÜM EDENLER

    Dünya Tarihinin önde gelen tarih biçimleyicileri, Çinliler ve Hintliler,Yunanlılar ve Latinler, Türkler ve Araplar, Slavlar ve Germenlerdir. Gerçi Türkçe konuşanlar bu tarihin uygarlık yaratanları olmadılar.Fakat ırklar arasındaki simbiyotik yaşam sürecinin en büyük temsilcileridir.

    Amerika’nın en büyük üniversitelerinde Türk olarak hocalık yaptım.Yurt dışında insanlar 2 tane Türk tanıyorlardı.Süleyman theMagnificent (Muhteşem Süleyman) ve Atatürk.Onlarla övünüyorum. Bugün tarih bilmeyen, yaşları benim çocuklarımdan daha küçük genç bir takım adamlar yetişti.Bunlar Türklük’den söz edince kem küm ediyorlar.Benim anlayış sınırlarımın dışında olduğu için söylediklerini merak etmiyorum.

    Kazım Karabekir Paşa‘nın yaverinin eşiolan Dar-ülMuallimat mezunu annem,küçükken bana Karabekir Paşanın bir çocuk şarkısını öğretmişti:

    Çelik gibi kollu
    Tunçtan ayaklı
    Türk hiç yılar mı?
    ……

    1930’lu yıllarda Anadolu’da ilkokullarda tarihi çoktan unutturulmuş bu halkın çocuklarına ne olduğunu anımsatmak için ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım!……’ söyletiliyordu. Bu yok olan imparatorluğu kuran insanlara kendilerini anlatmak için gerekliydi. O sırada Anadolu’yu anayurt yapanların nefesini yeniden içimize çekmemiz gerekiyordu.

    Türkiye, ulus düşüncesinin zayıflamasına göz yuman bir sakat düşüncenin esiri olarak,dünya gelişmiş ülküler ailesinden çıkarılmağa çalışılıyor.‘Marseillaise’i dışlayan bir Fransız,ulusal marşlarını dışlayan Amerikalı, Alman, Rus, İngiliz olamaz.Brezilyalıların, Güney Afrikalıların, Avustralyalıların ulusal marşlarını ne büyük heyecanla söylediklerini çok seyrettim.

    TARİHİMİZİ BİLMİYORUZ

    Bugünün Türkleri kendi tarihlerini öğrenmiyorlar. Dünyanın farkına 1965’den sonra varanlar Türk tarihinin evrensel konumunu hikaye olarak bile bilmiyorlar. Bunlar, eğer özel bir aile ortamından gelmemiş, ya da okulda bilinçli bir hoca ile karşılaşmamışlarsa, kimlik sorununun içeriğini öğrenmiyorlar. Türklerin ve Türkiye’nin tarihsel konumunu da bilmiyorlar.Türk tarihinin gelişmesini öğrenen herkes Türklerde ırkçılık olmadığını görür.Bozkır göçeri ekzogam bir toplumda yaşar.Çinli, Moğol, Slav, İranlı Hintli her kadın bir ganimettir.Osmanlılar da öyle davrandılar. Savaşta düşmanın karısı, kızı bir ödül oldu.Osman Bey gazilere kentleri ele geçirdikleri zaman Rumların evlerinin ve karılarının onların olacağını söylüyordu.Cengiz Han da askerlerine ayni şeyi söylemiştir. Bizim sultanlar ise hareme Türk-müslüman kadın sokmamışlardır.Anaları Hıristiyan esiridir. Bunu biliyoruz. Ama, anlamını yorumlayan, sonuçlarını anlatan yok.Türklük ırksal ve kansal değil, bir kültürel özelliktir.Çağımızda bizi bu kültür kimliğine bağlayan tek şey dil ve o dille üretilen düşünce ve sanattır.

    Bu toplum kendini Türk ve Müslüman olarak görür, dünyada ki yerini ise öğrenemedi.Fakat arkasındaki tarih ve Osmanlı’nın kozmopolitliği onu, bağnaz olmaktan bir ölçüde kurtarmıştı.Annemin amcasının kara derili bir eşi vardı. Benim gibi yarı Çerkez bembeyaz bir Türk çocuğunun yarı zenci amcaları, kuzenleri memur, subay, öğretmen olarak yaşıyorlardı. Hiç yadsımadım.

    Cahilin özelliği, kolay yönlendirilmektir.Bağnaz, kışkırtılan cahildir. Sömürülmek de bunun doğal sonucudur. Batılılar bu etkilemeyi bir bilim yaptılar.Müslümanları ırk ve mezhep propagandasıyla birbirlerine düşürmek İngiliz emperyalizmi ile başlayan bir Batı stratejisidir.Ama Fatih’in sadrazamı Mahmut Paşa bir Bizans aristokratı idi.

    Biz sayısız etnik gruplarla içi içe yaşadık, ve yaşıyoruz.Bu dünyanın her yerinde böyle. Ama Amerikalı’nın kendine güvenini düşünün.Bilgi, teknoloji ve uygarlık adına her şeyi ithal etmeyi pragmatik bir dünya görüşü bağlamında doğal kabul eden bir toplumuz.Bugün de her şeyi ithal ederek yaşıyoruz. Tarihimizin büyük bir özelliği var: Bu geri kalmış bir uygarlığı aşmaya olanak verebilecek bir özelliktir. Türkler hiç sömürge olmadılar. Her ırkla kardeş gibi yaşadılar.

    Sultan kulluğunu Cumhuriyetle aştık.

    Yeniden hiç kimsenin ve ‘Para’nın kulu olmamak dileğiyle.