• BİR HABER, BİR ANIMSAMA

    (TURİZMCİLERİMİZE SİTEM, PEDER NİEMÖLLER’E SAYGI)

     

    THY’den türbanlı tanıtım

    İstanbul Haber Servisi – Hostesler için tasarlattığı kıyafetler ve alkol yasağı ile son günlerde eleştirilerin odağı haline gelen Türk Hava Yolları (THY), bu kez de Almanya’daki uluslararası bir fuardaki tanıtım standında türbanlı hostes görevlendirdi. Dünyanın en büyük fuarlarından ITB Berlin fuarına katılan THY’nin standında görev alan 3 türbanlı kadın şirketi temsil etti. THY’nin bu tavrını eleştiren fuara katılan diğer Türk turizm şirketlerinin temsilcileri, “Uluslararası bir platformda Türkiye’nin imajını zedeleyen görüntüleri oluşturan THY’nin tavrı zarar verici” şeklinde görüş belirtti. (Cumhuriyet 08.03.2013)

     

    Ne varsa öksüz, yetim haberlerde var! Yukarıdaki haber de okunsun diye değil de okunmasın ya da yasak savılsın diye mi yapılmıştı (ya da saklanmıştı)?

     

    Turizmci dostlara attıkları çığlık için teşekkür borçluyuz. Kendilerine hoşgeldin demek boynumuzun borcudur. Bizlere Nazi karşıtı Alman ilahiyatçı Niemöller’in unutulmaz anektodunu anımsattılar.

     

    Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.

    Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.

    Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.

    Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.

    Martin Niemöller

     

     

    İzin verirlerse bir kaç da soru yöneltelim ayağı suya yeni eren dostlara!

     

    Değerli turzimciler!

     

    Sevdiğinizden kuşku duymadığımız Türkiye’nin imajı gavur ellerindeki bir fuarda vitrine konulan birkaç başörtülü yüzünden mi zedelenmektedir? Ne kırılgan ve nanemolla imajımız varmış meğer! Koskoca küresel krize direnen, herkes dibi boylarken ekonomisini büyüten bu güçlü ülkenin imajı kıl müslümanlığı aygıtı bez parçası ile yerle bir oluveriyor demek!

     

    Sayesinde adam ve başka uluslarla eşdeğer olduğumuz Büyük Atatürk’ün görkemli eseri yerle bir edilip, leş kargalarınca didiklenirken zedelenmeyen imaj bir bez parçası ile yerle bir oluyor öyle mi?

     

    Onbinlerce kişinin kanı elinde olan bir sefil canını kurtarıp ömürboyu mahpus olmuşken; kendisiyle görüşme yapıp çözüm ararken de zedelenmiyordu imajımız değil mi? Barış gelecek, onu izleyerek turistler ülkemize akın edecek ve elbette sizlerin cebi dolacaktı ne de olsa! İmaj kimi zaman da cebimizdeki cüzdanlarımızdır!

     

    Ülkenin en değerli gazetecileri, akademisyenleri, seçkin askerleri ve seçilmiş-seçilmemiş siyasetçileri düzmece belgelerle suçlanıp, beş yıldır hapiste tutulurken inatla zedelenmeyen sağlam imajımız yok muydu?

     

    Ama, daha dün bu ülkenin siyasetçi yaftalı yurttaşlarından birisi “kadınlar namusumuzdur, gereğinde azıcık dövülebilirler!” dediğinde de sorun yoktu! Demokrasinin cilvesi deyip geçerdik!

     

    Verecek örnek çok! Ama, uzatmak da çok gerekli değil!

     

    Değerli turizmciler her şeye karşın sizler Peder Niemöller’le kıyaslandığınızda şanslı sayılırsınız! Bu yazı yazılabildiğine göre sizden başka ses çıkartabilenler var demektir! Ne mutlu size!

     

    Ceyhun BALCI, 09.03.2013

     

     

     

     

     

     

     

  • 8 MART

    Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelenlerin günü kutlu olsun! Hayvan dostlarımıza haksızlık olmasın! Dört ayaklı değil iki ayaklı öküzlerden söz ediyorum.

    Senede bir gün de olsa kadına “kadın” denilebilen bir gün yaşıyoruz. Şeytan da bu ayrıntıda gizli gibi! Kadına bayan, memeye göğüs diyerek utangaçlığımızı gideren bizler bugün dışında hemen her gün kadına şiddeti yakıştırmıyor muyuz? Daha bugünün sabahında televizyonlardan birinde ulemadan birisinin kadına şiddeti kutsal kitap buyruğu sayan saçmalamaları uçuşmaktaydı havada!

    Kadının toplumdan kopartılmasını amaçlayan simgelere “özgürlük” yakıştırması yapan bizler 8 Mart günü kadınlara güzelleme yarışına giriyoruz. Yalandan kim ölmüş! Yarından başlayarak “nerede kalmıştık?” deyip bildiğimiz yoldan gideriz nasılsa! Keşke çözüme giden yola yönelmek olumlu ayrımcılık yapmak kadar kolay olsa! Bu anlayış var olduğu sürece başarabileceğimiz tek şey kadın sığınma evlerinin sayısını artırmak olacaktır.

    Kadının aşağılandığı ortamda pek çoğu iki ayaklı öküze eşdeğer erkekler pek mi değerli ve saygın bir konumda? Evinin önüne dökülen yarım ton kömüre, bir kaç kilo bakliyata oyunu da, ruhunu da satanların tümü kadın mı? Bugün ve biraz iyimser bir kestirimle bu hafta boyunca sayısız etkinlikte, sayısız kadın (ve belki de erkek) durum saptaması yapacaktır. İzleyenler gözyaşlarına boğulacaktır olasılıkla! Ama, bir şey yani çözüm eksik kalacaktır!

    Çözüme değinip kısa keselim! Kadın için ve elbette tüm insanlar için gereken şey özgür bir toplum oluşturabilmek. Özgür, bağımsız ve güdümsüz bireylerden oluşan gerçekten özgür bir toplum! Bağımlılık iliklerine dek işlemiş bir insan kalabalığının kadını saygın bir yerde olabilir mi? Okumayan, öğrenmeyen, düşünmeyen, sorgulamayan ve tepki duymayan bir toplumda değil kadının insanın adı olur mu?

    Böyle bir toplumda insanın adını ağzımıza almadığımız gibi hayvan dostlarımıza haksızlık etme pahasını kendimizi başka türlerle özdeşleştirmekten alamayız kendimizi!

    Ceyhun BALCI, 08.03.2013

     

     

  • GÜLE GÜLE

    HUGO CHAVEZ

    ARKA BAHÇENİN HAŞARI ÇOCUĞU

    Bugün arka bahçenin haşarı çocuğu Hugo Chavez’e güle güle demenin yasını tutuyor olabiliriz! Ama, onu her zaman sevgiyle ve coşkuyla anımsayacağız! Henüz yarbayken arka bahçenin bekçilerine kafa tutan bir deli yürek olarak da belleklerimizdeki yerini koruyacak!

    Herkesin kendisine göre demokrasi tanımı olduğu için özellikle batılıların onu bir diktatör olarak tanımlamasına şaşırmayacağız! Onlar gibi demokrat olacağına varsın diktatör olsun!

    Onu kısa ve öz olarak tanımlamak gerekirse ; Bolivar’ın izinden giden, Latin Amerika’nın kesik damarlarını onarmaya çalışan bir devrimciydi demek doğru olacaktır. Göreve ilk geldiğinde Latin Amerika’da Küba bir yana bırakıldığında efsane Bolivar bir hayaletti. Resimlerinden zor tanıdığımız, hayalleri kendisiyle birlikte belki de hiç dirilmemecesine toprağa düşen bir hayalet! Onun açtığı yoldan Evo Morales, Rafael Correa, Lula da Silva, Tabare Vasquez ve Jose Mujika’nın ilerlemesine olanak veren adamdı desek abartmış olmayız!

    Amansız hastalık bir kez daha seçildiği başkanlık görevine başlamasına izin vermedi. Yerine, direksiyona başkan yardımcısı eski otobüs sürücüsü Maduro geçecek. Bundan sonra Chavez değil ama ülkesi Venezüella sınanacak. . Yoksulluk oranını % 25’ten % 9’a; petrol gelirlerini 15 milyar dolardan 60 milyar dolara çıkardığı bu (eski) arka bahçedeki gidiş onun bıraktığı yapıtın sağlamlığını da ortaya koymuş olacak. Chavez görkemli başarıların altına imza atmış olsa da bu eski arka bahçede önceki sahiplerin güdümünde bir medya ve insan yığınlarının varlığını sürdürmekte olduğu unutulmamalı!

    Cahvez, açtığı yoldan akan insan seliyle Bolivar’ı kendi anakarasında dirilten adam oldu! Dünyada pek çok önder küreselleşme, barış ve demokrasi gibi kendisi yüce ama içi boş sözler söylerken rastlaştığında Obama’ya ayna armağan edecek denli bilinçli ve kararlıydı. Obama’ya verdiği “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” (*) ile suçlusunuz, kendinize gelin diye haykırmış oluyordu.

    Chavez’in yapacak daha çok işi varken aramızdan ayrılması büyük kayıptır. Ama, onun gibi birinin bu dünyadan gelip, geçmiş olması da bir o kadar büyük kazançtır!

    Eserini ve düşüncelerini yaşatmak halkına ve tüm dünya insanlarına düşen önemli bir görev!…

    Güle, güle Chavez. Saçtığın aydınlık ve ortaya koyduğun yapıtlar ölümsüzlük anıtın olacak!

    Ceyhun BALCI, 06.03.2013

  • MUTFAĞIMIZDAKİ CASUS

    Şu an için ABD’de söz konusu olan besin casusluğunun küresel ölçekli bir uygulamaya dönüşmesi kimseyi şaşırtmamalı. Elbette, hiç kimseler evlerimize girip mutfağımızdaki besinleri denetlemeyecektir. Ama, alışveriş alışkanlıklarımızın bizleri ele vermesi olanaksız değildir. Özellikle zincir marketlerden yapılan alışverişlerin o marketlerin bizlere indirim sağlaması amacıyla verdiği kartlar aracılığıyla izlenmesi ve dosyalanması pek alâ olasıdır.

    http://www.naturalnews.com/039329_grocery_store_loyalty_cards_health_insurance.html

    ABD’de sağlık hizmeti alabilmeniz için gerekli olan poliçeyi yaptırmak için karşı karşıya gelmeniz kaçınılmaz olan  (tıpkı sürücülerin sicilini dosyalayan kasko sigortacıları) sigortacıların yurttaşları fişlemesi söz konusudur.  Bireyin beyanına dayalı sağlık durumunun gerçekleri tam anlamıyla yansıtmaması olağan sayılmalıdır.

    Bilindiği gibi Türkiye’de de (dünyanın başka pek çok ülkesinde olduğu gibi) sağlık güvencesinin kapsamı her geçen gün daral(tıl)maktadır. Bu durumda ise devreye son günlerde kulaklarımıza sıkça çalınmaya başlanan “tamamlayıcı sağlık sigortası” girecektir. Artık, tümüyle ticari bir hedef gözetecek olan şirketler müşterilerinin şimdiki sağlık durumunun yanı sıra gelecekteki olası durumuyla da ilgilenmeye başlayacaklardır. Tam da burada geçtiğimiz günlerde SGK yetkililerinin hastalara ait kimi bilgilerin üçüncü kişilerle para karşılığı paylaşıldığını açıkladıklarını anımsamakta yarar var. Unutulmamalı ki, hastalık nedeni olmada beslenmenin payı % 60’lar dolayındadır.

    Fazlaca şekerli besinler ve dondurma tükettiğinizi belgeleyen sigorta şirketinin diyabet ve obeziteyle bağlantılı rahatsızlıklardan kaynaklanan giderleri karşılamayı yadsıması çok uzaktaki bir uygulama olmayacaktır. Ya da işlenmiş et ürünlerinin içinde yoğunlukla yer alan nitritlerin kanserojen etkisi bilindiğine göre sigorta şirketinin bu ürünleri tüketme alışkanlığı olan müşterilerinden bazı hizmetleri esirgemesi ya da poliçe ücretini artırması mantıksız sayılabilir mi? 

    Cüzdanlarımızda bolca bulunan ve şimdilerde koyacak yer bulamadığımız kredi kartı ve mağaza kartı gibi sıradan nesnelerin casusluk aracı olabildiğini bilmekte yarar var!

    Ceyhun BALCI, 04.03.2013

  • KENT İÇİ HIZ SINIRI ARTIRILACAKMIŞ!

     

    ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) – Emniyet Genel Müdürlüğü, şehir içinde hız sınırının artırılmasına olanak sağlayacak düzenleme yaptı. Düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonra UKOME veya il trafik komisyonlarınca karar alınması halinde yerleşim yeri içindeki bölünmüş yollarda hız sınırı 80 kilometreye çıkarılabilecek. (Cumhuriyet, 02.03.2013)

     

    “Daha ileriye, daha yükseğe, daha hızlı” atletizmin bilinen üçlemesi. Bu anlayışın yaşamın her alanında geçerli olmadığı kesindir.  “Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine!” özdeyişi düştü nedense aklıma.  Başımız sıkışınca başka ülkeleri örnek alan bizdeki kimi uyanıklara yabancıları örnek vermek geldi içimden.

     

    Yalnız Avrupa’nın değil dünyanın da en yaşanabilir kenti sıralamasında birincilik için Zürih’le çekişen Viyana’ya bakalım! Viyana’da hemen tüm düzenlemeler insan ve toplum odaklı. Kentin kalbi sayılan eski kent merkezinde taşıtların değil 80 km hızla gitmesi oralarda bulunması bile istenmez. Yasaklama yoksa da taşıtların buralara gelmekten caydırılması için gereken her türlü düzenleme yapılmıştır. Örneğin, 4 önemli müzeyi barındıran müzeler bölgesinde araç park etmek ancak müze ziyaretçisiyseniz olanaklıdır. Müzeyi gezmeksizin otoparktan yararlanmanız için şişkin cüzdanlı olmanız gerekir. Tarihi kent merkezindeki yollar olabildiğince dar ve taşıtların hızlı ilerlemesinden çok yayaların rahatı gözetilerek tasarlanmıştır.

     

    Yaklaşık yarım yüzyıldır Küçük Amerika olma hevesiyle yanıp tutuştuğumuza göre bir de Atlantik’in karşı kıyısına uzanalım!

     

    New York’ta da Manhattan’a özel aracınızla gelmeyi düşünmek için ya çok varsıl ya da aklınızdan zorunuzun olması gerekir. Komünist değillerse de bu en büyük Amerikan kentinde taşıtların değil insanların taşınması öncelendiği için tüm kitlesel ulaşım etkinlikleri yerin altındadır. Manhattan’da 80 km hızla araç kullanmak da söz konusu değildir.

     

    ABD’nin batı kıyısındaki Kaliforniya eyaletinde ise otoyollarda içinde 3’ten az yolcu bulunan binek otolarına sol şeridin kullanımı yasaklanmıştır. Yasağı çiğnemek cezalandırılma nedenidir.

     

    Bizdeki kent içi hız artırımına dönecek olursak eğer; hız sınırı daha düşükken bile sayısız kaza ve olumsuzluk yaşanınca suçu magandalıkta arardık. Anlaşılan ülkeyi yönetenler son kararlarıyla bu suça ortak olma kararına varmışlardır.

     

    Seksen kilometreye çıkartılmış kent içi hız sınırına 5 (beş) TL’ye otopark olanağı ve geniş yolları eklediğinizde sizin de içinizden gelmez mi otomobilinize binip soluğu kentin kalbinde almak!

     

    Yönetenlerimizin ayağının suya ermesini dilemekten başka bir şey gelmiyor elden!

     

    Ceyhun BALCI, 02.03.2013