• Tromsö’de bindiğimiz Midnatsol yerel bir şirket olan Hurtigruten’e ait. Kuzeyden güneye fiyort turunda geminin kalkış noktası kuzeydeki Kirkenes kenti. Kent Norveç’in Rusya komşuluğunda yer alıyor. Orta boyutlu gemimiz son derece rahat ve güvenli.


    Öncelikli amacı turistik olsa da bu gemilerin Norveç kıyılarındaki irili ufaklı limanlara uğrayarak yolcu indirmeleri, bindirmelerinin yanı sıra motorlu taşıt ve diğer yükleri taşımaları söz konusu. Bir bakıma fiyort postası işlevi gördükleri söylenebilir. Gezinin yanı sıra gemimizin bir bakıma kamu hizmeti yaptığını gördük.

     

    correct_bkb_l4_map_desktop_us

    Rotamız ve uğrak limanları

    Tromsö’den başlayıp Bergen’de sonlanacak 4 günlük gezimiz boyunca Midnatsol pek çok limana yanaşacak. Kimisinde 15 dakika kimisinde ise bir kaç saat kalacak iskelede. İlk gece yorgunluğu atmakla geçtiği için uğranılan limanlara ayak basamadık. Ertesi günden başlayarak durulan her limanda karaya çıkmayı amaçlıyoruz. Birkaç yüz metre de olsa yürümek, birkaç kare fotoğraf almak olmazsa olmazımız. Böylelikle gezinin önemli bir gereğini yerine getireceğimizi düşünüyoruz.
    Karaya ayak basmadan önce 4 günlüğüne evimiz olacak Midnatsol’ü tanımak istiyoruz. Üst kattaki ortak kullanım alanında yolculukla ilgili bilgilendirici harita, broşür vb basılı gereçler görüyoruz.

    zaman çizelgesi

    Midnatsol içi

    Thor Heyerdahl’e rastlamak şaşırtıcı değil ama bir başka ünlüye rastlamak ilginç geliyor bize. Mikroskobun mucidi ve mikrobiyolojinin öncüsü sayılan Loewenhook’la ilgili kısa biyografinin varlığına anlam veremesek de bir kenara not ediyoruz.

    Thor Heyerdahl ve Loewenhook Midnatsol’de

    En üstteki seyir katında yolculuk sırasında çevreyi izleme olanağı var. Güneş tam anlamıyla batmadığı ve karanlık basmadığı için günün her anı fotoğraf çekmeye son derece uygun ışık var.

     

    panoramik

    Midnatsol seyir terası

    Midnatsol’ün ilk durağı değilse de bizlerin karaya ayak bastığı ilk yer Andoy (Risoyhamn) oldu. Gemiye binişimizin ertesi günü sabahında 15 dakikalık mola yerinde hiç olmazsa çevreye bakınmak ve bir kaç kare fotoğraf almak için iniyoruz gemiden. Burası aynı zamanda yanaştığımız en küçük yerleşim birimi. Nüfus 200’ü biraz aşkın.

    Buksnesfjordencopy_001

    Rıhtımın hemen karşısına dikilmiş bir taş çekiyor dikkatimizi. Kral Taşı olduğunu öğreniyoruz. Norveç’te kralın ziyaret ettiği yerlere taş dikilir ve kralın adıyla ziyaretin anısına tarihi yazılırmış. Bu küçük balıkçı köyünü 1922, 1959 ve 2012’de 3 Norveç kralı ziyaret etmiş.

    KRAL TAŞI

    Kral Taşı

    Kendi halinde bir yer. Rıhtım yakınında bir küçük dükkânda daha çok hanımefendilerin ilgisine açık takı satış yeri var. Çok oyalanmazsanız alışverişe olanak verecek kadar zaman var.

    Risoyhamn (Andoy)

    Burada geçirilen 15 dakika su gibi akıyor. Birkaç kare fotoğraf ve çevrenin kolaçan edilmesine ancak yeten bu kısa süreden sonra gemiye dönüyoruz. Gemiye ilk binişimizde her birimize verilmiş olan akıllı kartlar gemiden her iniş ve gemiye her binişte optik okuyucudan geçiriliyor. Böylelikle yolcular sayılmış oluyor. Geminin kalkış saatini geçiren bir yolcuyu beklemesi söz konusu değil. Kaçırmanız durumunda bir sonraki limanda gemiye karayolundan  yetişmeniz olası. Kimi gezgin gruplarının bir limanda inip karayolundan çevreyi gezip, gördükten sonra bir sonraki limanda gemiye döndüklerini görüyoruz.

    Sırada Sortland var. Sortland Alaska, Grönland ve Sibirya ile aynı enlemde. Burayı diğerlerinden farklı kılan ve daha yaşanılır kılan hiç kuşkusuz Gulf Stream akımı. Sortland bir önceki uğrak yerimizle karşılaştırılamayacak denli canlı ve kalabalık!

    Sortland

    Kasabanın küçük parkında bir heykel görüyoruz. Sortland’a temizlik işçisi olarak emek veren kamu görevlisinin ölümünden sonra heykeli dikilerek anısı ölümsüzleştirilmiş. Değerbilirlik göz yaşartıcı! Bu saygıdeğer düşünceyi akla getirip, bununla da yetinmeyip yaşama geçirenlere teşekkür etmek geçiyor içimizden.

    Cumhuriyetin Atları geliyor aklımıza tam da burada. Zaman ayırıp bağlantıdaki bu yazıyı da okumalısınız.

    http://www.dagarcikturkiye.com/cumhuriyetin-atlari-yd-2097.html

    Sortland 1922’de denizyolunda yapılan iyileştirme ve derinleştirme sonrası gelişmiş. Böylelikle daha önceleri Stokmarknes’in başat olduğu bu bölgede deniz ulaşımından pay almaya başlamış. Böylelikle Sortland’a okullar yapılmış, köprüler ulaşıma açılarak bölgenin gelişmesine katkı sağlanmış.

    İzleyen uğrak yerimiz Stokmarknes Hadsel Belediyesi’nin merkezi konumunda. Bir diğer önemli özelliği Hurtigruten’in doğduğu yer olması. Kent antik yerleşimlerden izler taşıyor. Az önce söz etmiştik. Risoyhamn’ı da içeren Risoyrenna bölgesi gemi trafiğine elvermeyecek denli sığken Stokmarknes Vesteralen bölgesinin önde gelen gemi uğrak yeri olmuş. 1922’den sonra sığ bölgelerin iyileştirilmesiyle deniz trafiğini Risoyhamn ile paylaşmaya başlamış.
    Hurtigruten merkezini 1988’e dek Stokmarknes’te tutmuş.

    STOKMARKNES

     

    Stokmarknes ve emektar Finnmarken

    Hurtigruten Müzesi de doğal olarak burada. Hurtigruten filosundan emekli edilen 1956 yapımı Finnmarken gemisi de 1993’den bu yana Stokmarknes’i süslüyor. Emektar gemi ziyarete açık olsa da zaman darlığı bu fırsatı kullanmamıza engel oluyor.
    Stokmarknes’ten sonra fiyortlar yolculuğunun belki de en ilginç anlarını yaşayacağız.

    İki buçuk kilometre uzunluğunda ve en dar yerinde eni 100 metreye dek düşen Troll Fiyordu bu turun yıldızı olacak denli önemli bir nokta. Burası yüreklerin ağızlara geldiği yer. Dar bir koridorda ilerleyen Midnatsol’ün buraya bir gösteri amacıyla girmiş olduğunu anlıyoruz. Dar alandaki manevra ve geri dönüş kaptanın ustalığını sınayacak türden.

    Trollfjord

    Fiyortlardaki sayısız şelaleden bir demet

    Burası 1890’daki Troll Fiyordu Savaşı’na da sahne olan yer. Norveç balıkçılık tarihinin önemli çatışmalarından birisi burada yaşanmış. Bu olay Johan Bojer’in “Son Viking” kitabına da konu olmuş. Kısaca yansıtmak gerekirse geleneksel ve modern yöntemlerle balıkçılık yapanların çatışmasıdır kitapta anlatılan. Gelenekselciler modern yöntem kullananları fiyorda sokmak istemezler. Sonunda zor da olsa gelenekçiler kazanır mücadeleyi.

    trollfjord

    Lofoten adalarının başkenti sayılan Svolvaer’de de karaya ayak basıyoruz. Lofoten’in en büyük balıkçılık ve ticaret merkezindeyiz. Limana girişteki bronz heykel Balıkçının Eşi’ni betimliyor.

    Norveç genelinde bu türden heykellerden bolca var. Gidip de dönmeme olasılığı olan bir meslek balıkçılık. Eşini uğurlayıp yolunu gözleyen kadını anlatıyor bu heykel. Kimilerinde kadına çocuğu da ekleniyor. Kentte balık kurutacı diyebileceğimiz yerel adı “hjeller” olan askılardan görüyoruz. Balıkçılık ülkesi Norveç’te balık saklamada kurutma önde gelen yöntemlerden birisi olmayı sürdürüyor.

    Svolvaer

    Sırada Stamsund var. Bin dolayında nüfusu olan bu kasaba balıkçılığıyla ünlenmiş. 1900’de kurulmuş olan Stamsund Norveç’in en büyük kurutulmuş balık üreticisi ve dışsatımcısı olarak öne çıkıyor. Stamsund Lofoten Adalar Denizi’nin Vestvagoy adası üzerinde yer alıyor.

    Stamsund

    Oslo’dan Tromsö’ye uçarkan havadan geçtiğimiz Kutup Dairesi’ni bu kez güneye yol alan Midnatsol’le aşacağız. Sanırız biraz daha fark edilir olacak bu önemli coğrafik çizginin geçilmesi. Diğer yandan biraz hüzünlüyüz. Kutup Dairesi’nin güneyine geçmek Gece Yarısı Güneşi’ne veda etmek anlamı taşıdığı için. Neyse ki, Midnatsol hiç olmazsa adıyla bizlere gece yarısı güneşini anımsatmayı sürdürecek Bergen’e dek.

    Stamsund’dan sonra güneye yol almayı sürdürüyoruz. Önce Bodo’ya uğrayacak olan Midnatsol ardından Ornes’i geçecek. Bir sonraki liman olan Nesna’ya gelmeden önce Kuzey Kutup Dairesi’ni aşmış olacağız. Sabaha karşı saatlerine rastlayacağı için Bodo ve Ornes’i feda ediyoruz.
    Kutup Dairesi’ni havadan geçerken pilotumuz duyurmasa elbette haberimiz olmayacaktı. Denizde ise geçişi işaretlemek için metal küre yerleştirilmiş gemiden görülecek şekilde.

    KUTUP DAİRESİ

    Kutup Dairesi Çizgisi

    Kutup Dairesi’ni geçtikten sonra Gece Yarısı Güneşi’yle vedalaşmış oluyoruz.
    Nesna yaklaşık 200 yıldır bir eğitim merkezi olarak sivrilmiş. Nesna İleri Eğitim Koleji Öğretmen Okulu olarak da bilinmiş.

    Nesna

    Modern bir marinası olan Nesna aynı zamanda Norveç çapında ısmarlama çelik ve alümünyum ürünler üreten endüstrisiyle de öne çıkıyor.

    Sonraki limanımız Sandnessjoen’e yöneliyoruz.

    Sandnessjoen.8

    Sandnessjoen

    Sandnessjoen Alsta adasının kuzey ucunda yer alıyor. Alsta’nın doğu kıyısında Yedi Kızkardeşler dağları sıralanıyor.

    Yolculuk sürerken geminin en üst katındaki seyir terasında kaptanın sürprizi var. Kendi elleriyle balık yağı ikram ediyor yolcularına kaptan. Bu ritüelde rol alan yolculara balık yağı kaşığı armağan. Gerçekten ağır ve daha da doğrusu berbat bir tat. Gün boyu balık yağı tadı eksik olmuyor damağımızdan.

     

    2017-07-25-PHOTO-00000128

    II. Sandnessjoen’den sonraki limanımız Bronnoysund XX. yüzyılın başından başlayarak gelişme göstermiş. 1900’den 1930’a dek nüfus 4’e katlanmış. 2001’de ilçe statüsüne kavuşmuş.Dünya Savaşı’nda kente yerleşen Alman askerleri nedeniyle “Küçük Berlin” olarak adlandırılmış.

    bronnoysund-stor

     

    Bronneysund’dan Trondheim’a yol alırken görülmesi unutulmaması gereken bir ilginç yüzey şekli Torghatten Adası’ndadır. “Delikli Dağ” olarak bilinen bu ilginç oluşum deniz seviyesinden 112 metre yüksekliktedir. Dikdörtgen biçimli delik 160 metre uzunlukta, 25-35 metre yükseklikte ve 12-15 metre endedir.

    Torghatten.8

    Delikli Dağ’ın oluşumu bir kaç milyon yıl önceki Buz Çağı’na dayanır. Dağdaki zayıf alan buzun ağırlığına dayanamayınca çatlak ve kırıkların oluştuğu varsayılmıştır.
    Torghatten dolaylarında bir kaç Taş Devri yerleşimine de rastlanmıştır.

    DELİKLİDAĞ

    Efsaneye göre Lekamoya sevdalısı Hestmannen’den kaçarken; Hestmannen Lekamoy’a bir ok atar. Somna trolü de okla birlikte şapkasını fırlatır. Okun peşisıra giden şapkanın dağı deldiğine inanılır.

    Trondheim’den önceki liman Rorvik’e yanaşıyoruz.

    Rorvik

    Bir kez daha karaya ayak basıyoruz. Kendi halinde durgun köyden aklımızda kalan martılar oldu. Özellikle metruk yapıların çatıları ve pencere önlerine yuvalanan martılar deyim yerindeyse bir martı cumhuriyeti oluşturmuşlar bu kuş uçmaz, kervan geçmez köyde.

    Rorvik : Martı Cumhuriyeti

    Rorvik de pek çok Hurtigruten uğrak yeri gibi denizcilik filosunun genişlemesiyle gelişmeye başlamış. Rorvik’te de balık kurutaçları dikkati çekiyor. Çevredeki balıkçılık birimlerinin merkezi konumunda.

    Bugünün Rorvik’i Vikna belediye çevresine ait bir yerleşim. Rorvik’in yerel tarihçisi Paul Voxeng’in (1883-1967) heykeli yer alıyor kent meydanında.
    Rorvik’te dikkat çeken bir diğer yapı müze. 2005’te Avrupa Mimarlık Ödülü’ne aday göterilmiş. Mize Voxeng’in koleksiyonunu da burada sergilemekte.

    PAUL VOXENG

    Trondheim’e yaklaşmanın heyecanı içindeyiz. Norveç’in bu önemli kentinde 3.5 saat kalacak Midnatsol. Ayrıntılı gezmeye olanak tanımasa da mola süresi kenti tanımaya yetecek gibi görünüyor.

  •  

    Oslo’da geçirdiğimiz dolu dolu bir buçuk gün çabuk geçti. Altı yazıya sığdırmaya çalıştığımız izlenimler biraz olsun yansıtabilmiş midir Oslo’yu bilemiyorum.
    Artık yönümüzü kuzeye çeviriyoruz. Norveç gezimizin önemli ve ilgi çeken bölümüne başlamak için öncelikle Tromsö’ye ulaşmak durumundayız. Bir kez daha Gardermoen Havaalanında’yız. Bu kez Tromsö için. SAS (İskandinav Havayolları)’ın tarifeli seferiyle uçuyoruz. Az değil. İki saate yakın uçacağız.

    ucak lizzm
    On iki kişilik grubumuzun önemli bölümü daha önce kutup dairesini geçmediği için heyecanlı. Hava yolculuğunda kutup dairesine ilişkin bir belirteç yok elbette. Pilotumuz Bodo dolaylarında kutup dairesini geçmekte olduğumuz duyurusunu yaparak merakımızı gidermiş oluyor.

    kutup dairesi
    Çok şanslıyız. Hava çoğunlukla açık. Yer yer parçalı bulutlar olsa da yeri görmemize engel değiller. Bir yandan uçarken diğer yandan da fotoğraflamayı sürdürüyoruz. Fiyortların gözlerimizin önüne serdiği iğne oyası kıyıları, onlara eşlik eden karlı tepeleri ve hiç eksik olmayan dumanlı dorukları izlemeye doyamıyoruz. Norveç’in petrol zengini olduğu kadar su zengini de olduğunu havadan doğrulamış oluyoruz.

    Yolun nasıl geçtiğini anlayamadan Tromsö’ye teker koyuyor uçağımız. Norveç ıssız ama dağınık bir ülke. Pek çok küçük havaalanı var özellikle kuzeyde. Oralardan pervaneli küçük uçaklarla toplanan yolcuların birleştirilerek daha büyük uçaklarla Oslo’ya ve başka büyük merkezlere uçurulduğu havaalanlarından birisi Tromsö. Yine de küçük ve alçakgönüllü. Hava tahminimizin tersine ılık. Türkiye’den esinti getirmiş gibiyiz.
    Tromsö Kuzey Norveç’in en büyük yerleşimlerinden birisi. Lüksemburg’a eşdeğer bir yüzölçümüne sahip Tromsö. “Arktik Okyanusu’na Açılan Kapı” ya da “Kuzeyin Paris’i” olarak da niteleniyor. Kentin tarihi ilk yerleşimciler bakımından 9-10 bin yıl geriye gidiyor.

    samiler

    Sami kültürü ise 2000 yıl öncesine tarihleniyor. İskandinav diline ilişkin ilk izlere ise MS 4-5. yüzyıllarda rastlanmış.


    Tromsö’de ilk aklımıza gelen sportif tarihle ilgiliydi. Yıllar önce Galatasaray bu kuzey kentinin takımıyla Avrupa kupası maçı oynamıştı. Soğuk ve yağışlı bir kasım gününde Galatasaray’ın Tromsö Stadı’nın çamuruna saplanıp kalışı hiç aklımızdan çıkmaz. Sporda sonucu beceri kadar coğrafyanın ve iklimin de belirleyebildiğine örnektir.


    On beş yirmi dakikalık otobüs yolculuğu sonrasında Tromsö kent merkezindeyiz. Otele girişten sonra kendimizi sokaklarla atıyoruz. İşyerleri ve dükkânlar henüz açık olduğu için caddeler hareketli ve canlı. Akşam saatlerinde sihirli bir el değmişçesine boşalıyor Tromsö. Norveç’i yönetenler çalışanların dinlenme hakkı konusunda son derece duyarlı ve disiplinliler. Hiçbir kuruluş bu hakkı engelleme sayılacak bir tutum ya da davranış sergilemiyor. Bu bakımdan kamucu bir yaklaşım söz konusu.


    Tromsö tarihte Bergen merkezli Hansa Birliği’nin etkisi altında kalmış. Kuzeyin bu başat kentindeki ticaret Hansa Birliği denetiminde yürütülmüş.
    XIX. yüzyılda ise Tromsö ticaretinin ağırlık merkezi bu kez kuzeye kaymış. Rusya’yla Pomor ticareti öne çıkmış. Pomor Rusçada Beyaz Deniz dolaylarında deniz kıyısında oturanlar için yapılan bir niteleme.
    XIX. yüzyılla birlikte ticaret ve dolayısı ile de kent nüfusu patlamış.
    Hem Norveçli hem de yabancı önemli kâşifler Tromsö’yu kuzey kutbuna giden yolda bir üs olarak belirlemişler.
    Kuzeyli yerleşimi Tromsö’yü 2. Dünya Savaşı’nda yıkımdan uzak tutmuş. Böylelikle ayakta kalan ahşap yapılar 1969’daki büyük yangında yitirilmiş.

    AMUNDSEN

    NANSEN

    Alanyalı olduğu anlaşılan bir vatandaşımız Tromsö’nün en işlek caddesi Storgata’de yaşamını berberlik yaparak kazanıyor.

    ALANYA BERBER
    Öğleden sonra saatlerinde olmamıza karşın geceyarısı güneşini iple çekiyoruz. Güzel bir rastlantı sonucu Tromsö’de başlayıp Bergen’de sonlanacak gemi turumuzda bize hizmet verecek geminin adı da MİDNATSOL (Geceyarısı Güneşi)


    Tromsö’de 1.5 günümüz var. Kısa bir yürüyüş sonrası kentin kalbi sayabileceğimiz deniz kıyısına ve rıhtım bölgesine iniyoruz. Orası da az hareketli değil. Bizleri Oslo’dan uğurlayan Amundsen’le karşılaşıyoruz bir kez daha.

    AMUNDSEN GEMİSİ.JPG

    Amundsen’in gemisi

    Küçük bir yerleşim olsa da Tromsö’nün kütüphanesi oldukça görkemli ve dikkat çekici.

    Tromsö Katedrali’nin yanı sıra irili ufaklı kiliseler ilişiyor gözümüze. Norveç ölçeğinde göreceli olarak daha dindar bir yerleşimde miyiz diye soruyoruz kendi kendimize!

    Tromsö kent merkezi bir ada üzerinde kurulmuş. Neredeyse tümü bir örnek köprüler anakara ve diğer adalarla bağlantıyı sağlıyor. Diğer kıyıdaki dik çatılı yapı Arktik Katedral. Geceyarısından önce oradaki konseri izledikten sonra yüzümüzü batıya dönüp geceyarısı güneşinin tadını çıkartacağız.


    Trafik Oslo’da olduğu gibi son derece rahat. Sürücüler de insana yakışır bir özen içindeler. Belli ki, trafik kazası görünümlü cinayetin yaptırımı insanı pişman edecek türden.
    Kıyı boyunca marina, rıhtım ve müzeler sıralanmış!


    Kral Olaf heykeliyle göz göze geliyoruz. Olaf Norveç’in II. Dünya Savaşı sırasındaki kralıymış. Nazi işgaliyle birlikte İngiltere’ye sürgün olmuş. İşbirlikçi Kiesling hükümeti göreve gelmiş. Kral İngiltere günlerinde direnişi örgütlemeye çabalamış.
    Kentte adım başı heykellere ve anıtlara rastlıyorsunuz.

    Kral Olaf Anıtı

    Kıyıda Polaria Müzesi yer alıyor. Adı üstünde kutup yaşamını yansıtan bir müze. Fokları izleyerek hoşça zaman geçiriyoruz. Arzu edenler için belgesel gösterimi de var.
    Yine isteyenler ikramlı bira fabrikası turuna katılabilir.

    Tromsö’de akşam olup zaman ilerledikçe günün bitmek bilmeyeceğini şaşırarak fark ediyorsunuz.

    Arktik Katedral’e yöneliyoruz. Karşı kıyıya geçmeden önce Adalet Evi’ni görüyoruz. Belli ki adalet dağıtmak için saraylar yapmaya gerek yok. Keramet yapıda değil o yapının içinde hizmet verenlerde.

    ADLİYE

    Tromsö Adliyesi

    Arktik Katedral yalnızca Norveç’in değil Avrupa’nın önde gelen dev vitraylı katedrallerinden birisi olarak yükselmiş. Buz ve buzdağından esinlenen estetik mimarisiyle göze çarpıyor. Katedral 1965’te yapılmış.

    Arktik Katedral

    Gece yarısı olmadan Arktik Katedral’de klasik müzik konseri izleyeceğiz. Biletler aylar öncesinden alınmıştı. Katedralin konumu öyle güzel tasarlanmış ki; gece yarısı güneşi batı cephesinden ışıtırken katedrali doğu taraftaki konseri veren sanatçıları gece yarısı güneşinin ışıkları altında ve elbette büyük zevkle izlemiş oluyorsunuz. Gece yarısı güneşi altında klasik müzik konseri benzersiz bir deneyim olarak belleklerimizdeki yerini alıyor.

    Arktik Katedral İçi

    Konser bitiminde katedral çıkışında gece yarısı güneşi karşılıyor bizleri. Göz alacak denli parlak güneşe karşı çekilen fotoğraflar benzersiz kareler sunuyor. Köprüden geri dönüşte yol bitmek bilmiyor. Bizce tarihsel olan bu anları olabildiğince çok fotoğraflamaya çalışıyoruz. Güneşin batmak bilmemesi ve havanın kararmaması insanın biyolojik ritmini de etkiliyor.

    Var gücümüzle çabalayıp uykuya dalıyoruz.
    Tromsö kent merkezindeki Tromsö Katedrali en kuzey yerleşimli Protestan kilisesi olma özelliğinin yanı sıra en büyük ahşap kilise olarak da ünlenmiş.

    Tromsö Katedrali

    Tromsö’de hava bir sonraki gün öncekini aratırcasına kötü. Gökyüzü görünmez durumda, hava puslu ve tepeler sisli. Bugünü Arktik Katedral’in bulunduğu yakadaki tepeye ayırmıştık oysa. Fjellheisen olarak da bilinen teleferikle çıkılan 421 metre yükseklikli tepeden Tromsö’yü izleyecektik. Şairin “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” dizelerine göndermede bulunurcasına. Çıkacağımız tepe görünmese de kararlıyız. Doruğa vardığımızda sis ve pus dağılıyor. Tromsö ayaklarımız altında! Limana yanaşan gemiler, havaalanına inen kalkan uçaklar görüş alanımızda.
    Yaz ortasında kartopu oynayanlarımız bile oluyor.

    Tromsö Teleferik

    Dorukta yassı taşların üst üste istiflenmiş olduğunu görüyoruz. Grubumuzdaki gençler de bu görüntülere yenilerini ekliyorlar. Norveç’te tepelere tırmanan insanların bu türden taştan kuleler yapmaları gelenek olduğunu öğreniyoruz.
    Özetle, Tromsö kuzeyin önde gelen eğitim, araştırma ve kültür kenti olma özelliği taşıyor. Mevsimi olmadığı için kentin ününe ün katan Kuzey Işıkları’ndan söz edemiyoruz.

    Günü bitirdikten sonra limanda olacağız. Hurtigruten’in Midnatsol gemisi gece yarısı güneşi altında bizleri alıp güneye yönelecek. Dünün tersine bu akşam güneşi görmek bir yana yağmurla ıslanıyoruz. Kendimizi gemiye atarak yağmurdan kurtuluyoruz. Günün yorgunluğu gemide geçirilecek ilk gecede atılacak.

  • Soyadı Kuzu kendisi kurt siyasetçimiz kurtla kuzunun diyaloğunu anımsattı. Kurt, kuzuyu yemeye kararlı olunca suyunu bulandırsa da bulandırmasa da yiyecektir. Bizim Kuzu namlı kurt da öyle.

    kurt-ile-kuzu-masali-la-fontaine-masallari-fabli

    Anayasa hukukçusu sıfatını bir yana bırakıp fotomontaj yapıyor (ya da yaptırıyor) ve ortaya çıkan sahte eserle yapacağını yapıyor. Foyası meydana çıkınca da olsun ben hedefime vardım diyerek pişkinlik anıtı inşa etmekten geri kalmıyor.

    Şu ortamda demokrasiden dem vurup, halkımız gereken yaptırımı uygular deseniz katıla katıla güldürmüş olmaz mısınız insanları!

    İş dönüp dolaşıp şu noktaya gelmiş olmuyor mu?

    Halkımız kendine gelip de gereğini yapmazsa istediğini yapabilirsin! İnsanımız günün birinde namusu, ahlakı ve doğruluğu anımsasın diye duacı olmaktan başka umarımız kalmamış oluyor.

    Yeterince zaman ve olanak tanısalar halkımıza dünya dönmüyor ne kendi ne de güneşin çevresinde diye propaganda yapar ve onları ikna edebilirim diye düşünüyorum! Bir şeyler vardır ki; halkın takdirine bırakılmayacak denli ivedi ve önemlidir.

    Siyasi ahlak da işte o şeylerden biridir!

    ************************************************************

    Bir şeylerin eksikliği ancak yokluğuyla anlaşılabiliyor. Wikipedia neredeyse her gün başvurduğum bir sanal ortamdı. Yok olduğu zamandan bu yana eksikliği belirginleşti.

    Hemen belirtmekte yarar var!

    Wikipedia da kusursuz ve eksiksiz değildi. Basılı ansiklopediler için de söz konusuydu bu durum. Onlarda ilgili yanlışlığın giderilmesi için bir sonraki basımı beklemeniz gerekirdi. Wikipedia’da ise bazı kurallara uyarak düzeltme olanağı her zaman vardı yanlışlığı! Bu uygulamayı yapmış birisi olarak yazıyorum bu satırları.

    Dünyanın en varlıklı Başkanı mı dediler size?

    vikipedi_neden_acilmiyor_vikipediye_erisim_engeli_h800

    Emrinize amade bilişim ordusunun bir kaç dakikaklık girişimiyle düzeltilebilecek bir yanlışlıktır (!) bu!

    Çeşitli yöntemlerle Wiki’ye erişim de olası! Değişik yazılımlarla Türkiye’deki yasağın aşılması hiç de zor değil!

    Bilişim ve iletişim çağında bir kaç tümcelik (yanlış) bilgi için neredeyse tüm arama motorlarında her hangi bir konuda yapılan aramada üst sıralarda yer alan bir bilgi deposunu yasaklamış olmanın yarattığı saygınlık aşınmasının ne yazık ki giderilmesi neredeyse olanaksız!

    Bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak başımın önüme eğilmesine neden olan bu durum karşısında utançtan yerin dibine geçiyorum…

  • 2004 yılının 22 Ağustos’u güneşli ve sakin bir Pazar günü olarak başlamıştı Oslo’da. Munch Müzesi çalışanları için de sıradan bir Pazar günü gibi görünüyordu. Öğleden sonra tersine döndü her şey. Norveç’in ressam Edward Munch aracılığıyla dünya sanat tarihine armağan ettiği iki başyapıt ÇIĞLIK ve MADONNA çalındı. Güzel gün sözcüğün tam anlamıyla karabasana dönüşmüştü. Her ikisi de ait olduğu yere dönmek için iki yıl beklemişti. 31 Ağustos 2006’da her iki yapıtın geri dönüşü sevinçle karşılandı. Ancak, bu iyi haberin ardından kötüsü de gelecekti. Her ikisi de hasarlıydı ve onarılmaları gerekiyordu. Kavuşmanın sevinci yerini kaygıya bırakmıştı. Neyse ki Munch Müzesi her ikisini de olabildiğince onardı.


    Munch’un yapıtlarının başına gelen ilk felaket değildi bu yaşanan. Yüzyılın başında 1901’de Hamburg’dan kalkan ve Munch’un yapıtlarını taşıyan buharlıda yaşanan bir patlama sonrası “Yaz Gecesi” ve “İki Kişi” adlı tablolar ağır şekilde hasar gördü.
    Başından böylesi olaylar geçmiş iki başyapıtı ve özellikle de onlar arasında daha ünlü ve tanınmış olan ÇIĞLIK’ı Oslo’ya kadar gelmişken görmemek olmazdı. Günün geri kalanını bu şekilde değerlendirmek amacıyla Munch Müzesi’nin yolunu tuttuk. Bygdoy Yarımadası’yla vedalaşmadan önce bir başka ünlü Norveçli kâşif Roald Amundsen’i fotoğrafladık son olarak.

    AMUNDSEN HEYKELİ

    Güney Kutbu kâşifi Norveçli Roald Amundsen

    Çevredeki diğer müzeleri fotoğraflamakla yetindik zaman kıtlığından ötürü.

    FRAM Müzesi

    Oslo merkeze dönerek Munch Müzesi’ne vardık. Girişte “Ormana Doğru” temalı bir sergi olduğu bilgisini edindik. Bir solukta gezdik sergiyi. Bu kez biz çığlık atacaktık neredeyse. Bir görevliye “Çığlık”ı sorunca aldığımız yanıt düş kırıklığımızı katladı. Neyse ki, zaman henüz erkendi.

    Munch Müzesi

    MUNCH mUSEUM

    Çok da uzak olmayan Ulusal Galeri’ye yöneldik. İlle de görecektik “Çığlık”ı.
    Ulusal Galeri Norveç Parlamentosu Stortinget’in ülkedeki önemli resim sanatı yapıtlarını bir araya getirme ve sergileme kararı gereğince 1836’da kurulmuş. Bugünkü adına 1870’te kavuşmuş. Ancak, 1903’te alınan karar gereğince heykel yapıtlarının da eklenmesi sonrası adı Ulusal Sanat Müzesi’ne dönüştürülmüş.

    Ulusal Galeri

    nasyonal galeriet
    Öncelikli hedefimiz “Çığlık” olduğu ve müzenin kapanma saati de yaklaştığı için işi sıkı tuttuk. Öncelikle “Çığlık”ın yerini öğrenip ana hedefimize yöneldik. On dokuz numaralı odadaki “Çığlık”la buluşma içimizi rahatlattı. Müzenin geri kalanını bu iç rahatlığıyla gezdik.

    ÇIĞLIK.JPG

    Efsane Munch yapıtı : ÇIĞLIK

    Ulusal Galeri yalnızca Norveçli sanatçılara evsahipliği yapmıyor. Avrupalı pek çok ünlü sanatçının yapıtlarına rastlıyoruz. Sayıları çok olmasa da Greko-Romen dönemden kalma heykeller de çarpıyor gözümüze. Dünyanın başka pek çok yeri gibi Oslo’nun da payına bir şeyler düşmüş bu dönemden.

    SARKOFAGUS
    Müze girişinde“Antik Dönemden 1945’e” duyurusu müzenin içeriğiyle ilgili fikir de vermiş oluyor.

    Annesini ve ablasını erken yitiren Munch belki de bu nedenle hastalık ve ölüm temalarını sıklıkla işlemiş

    Pek çok sanatçının başına gelenin Munch’un başına da geldiğini düşünüyoruz. Kültleşen başyapıtlara yönelen yoğun ilgi sanatçının diğer çok değerli yapıtlarının göz ardı edilmesi sonucunu doğuruyor. Oysa, Munch da yurttaşı Vigeland gibi son derece üretken bir sanatçı. 1100 tablosu, 7500 çizimi, 250 dolayında defteri, 17 binden fazla baskısı ve 15 bin sayfayı bulan yazıları üretkenliğine ilişkin kanıtlar olarak var olmayı sürdürüyor. İyi bir ressam olmasının yanı sıra mektuplar, şiirler ve öyküler de yazmış. Günlük tutma alışkanlığı da varmış.

    Munch “Nü”leri

    Henrik İbsen gibi ünlü Norveçlilerin yanı sıra kız kardeşi Inger ve nişanlısı Tulla’nın portrelerini yapmış. Dört ayaklı dostlarımızdan da ilgisini esirgememiş Munch sanat yaşamı boyunca. Köpekleri konu edinen pek çok tablosu olduğu bilinir.
    Modelin kendisi olduğu tabloları da unutmamak gerekir.
    “Frieze of Life” serisinde yer alan Çığlık, Bunaltı, Hasta Odasında Ölüm, Vampir, Ayrılık ve Madonna adlı eserlerinin onu üne kavuşturanlar olduğu kesindir. Çığlık’ı ilki 1893 ve ikincisi 1910’da olmak üzere iki kez çizmiştir. Doğanın çığlığını betimlemeyi amaçlarken bulutları özellikle kan rengine boyamıştır. Kimi yapıtlarını birden fazla kez çizmesi çoğaltma amaçlı değildir. Her birinde farklı renkler, farklı teknikler ve farklı boyutlar söz konusudur.

    NÜ

    “Çığlık”la birlikte çalınan “Madonna”

    Munch’un tanınırlığını ve ününü artırmada farklı ve çok da söz konusu edilmeyen bir noktaya değinmekte yarar var. Munch’un yaşadığı dönemin iletişim olanakları ve koşulları düşünüldüğünde bugünkü gibi bilgisayar, televizyon ve benzeri kitle iletişim araçlarını adı bile yoktu ortada. Radyo bile yaşamının son yıllarında yaygınlaşmaktaydı ve doğal olarak görselliğe olanak vermiyordu. Günlük gazeteler de son derece az sayfalıydı ve baskı teknikleri çok gelişmediği için görselliğe sınırlı olarak izin vermekteydi. O dönemde gülmece dergileri Munch’un ünlenmesinde ve tanınmasında çok önemli işlev gördüler.

    munchtime

    karikatür

    Munch’u başyapıtının yanında gösteren ve Madonna’yı sigara içerken tasvir eden karikatürler (The Viking gülmece dergisinden)

    Gülmecenin doğası gereği abartı içermesi de olağan karşılanmalıydı.
    Çığlık o denli kült bir yapıta dönüşmüş ki zamanla pek çok başka sanatçının da çalışmalarına konu olmuş. Örneğin Andy Warhol.

    andy warhol scream

    Andy Warhol’ün Çığlık çalışması

  • “Cennete bilet alınamaz! Onu kendi içinizde bulmalısınız!”

    Thor Heyerdahl

    Viking Müzesi’nden sonraki durağımız Kon Tiki Müzesi oldu. Kon Tiki bir bakıma Thor Heyerdahl demek. Kısıtlı zaman aralığına sığdırılması gereken müze ziyaretlerindeki ikinci seçimin de kendince bir gerekçesi vardı. Denizci bir halkın evladı olan Thor Heyerdahl’in denizlerde estirdiği fırtınalara ilişkin bilgilenmek çekici geldi diyelim.

    Bu arada müzeyi kapılarını açtığı 1950’den bu yana 20 milyon kişinin gezdiği bilgisini paylaşırsak seçimimizin yerindeliği anlaşılmış olur.

    Norveç’e bakış yazısında kısaca değinmiştik Kon Tiki yolculuğu ve Thor Heyerdahl’e. Peru kıyılarından başlattığı Fransız Polonezyası’na uzanan sal yolculuğunu anlatan kitabının 70 dile çevrilmiş olduğundan ve milyonlarca baskı yaptığından söz etmiştik.

    51pXl07LXNL._AC_UL320_SR236,320_

    Kon Tiki yolculuğu Thor Heyerdahl’in en bilinen seferi olmakla birlikte başka önemli yolculukları olduğundan da söz etmemiz gerekir.

    fatuhiva

    Her ne kadar denizcilik etkinliği olsa da sıradan olgular olarak algılanmamalıdır bu yolculuklar. Her birisinin misyonu ve bir takım savları kanıtlamak gibi bir amacı vardır. Dolayısı ile bu yolculuklar amaçlarından arındırılmış birer serüven olarak görülmemelidir.

     

    Peru kıyılarından başlayan Kon Tiki yolculuğunun amacı Pasifik’teki insan yerleşimlerinin Güney Amerika kaynaklı olduğunu kanıtlamaktır. Heyerdahl bu yolculuğa 1947 yılında Peru kıyılarından başlamadan önce Ekvator’dan balsa tomrukları edindi. Basit bir sal inşa ettikten sonra yola çıktı.

    Heyerdahl’in yolculuklarında kullandığı teknelere çekilen bayraklar yol arkadaşlarının milliyetleri ya da projeye katkı veren ülkelerle ilgilidir.

    Yanında 5 kişi daha vardı. Yanına temel yaşam gereçlerinden başka uygarlık kaynaklı olarak aldığı tek şey bir radyo vericisiydi. Besinleri yolculuk boyunca denizen sağladıkları su ürünleri oldu. Pasifik’teki akıntıyı da arkasına alarak 101 günde Fransız Polonezyası’na ulaştı.

    Bu yolculuk aynı zamanda filme de alındı. 1951’de yolculuktan 3 yıl sonra “En İyi Belgesel” dalında Oskar’a yaraşır bulundu.

    s-l225

    1950-55 yıllarında Paskalya Adaları’ndaki ilk profesyonel arkeolojik kazıları yönetti.

    s-l225 (1)

    1969 ve 1970’de sazdan yapılma tekneler olan RA I ve RA II ile Atalantik’i geçme girişiminde bulundu. RA II ile bunu da başardı ve böylelikle Avrupa’dan Amerika’ya yolculuğun Kolomb’dan 500 yıl önce yapıldığı savına sağlam bir güncel dayanak yarattı. Bu yolculuklarında okyanus ve çevre kirliliğine de dikkat çekti. Birleşmiş Milletler’e verdiği rapor sonrasında tankerlerin atık yağlarını okyanusa bırakmaları yasaklandı.

    1977-78’de sazdan teknesi TİGRİS’le Mezopotamya, Mısır ve İndus Vadisi uygarlıklarının biri birleriyle bağlantısı olma olasılığını kanıtlama amacıyla Irak’tan yola çıktı. Basra Körfezi’nden Arap Yarımadası açıklarına çıktı. Bölge ülkeleri arasındaki silahlı çatışmalar tehlikeyi artırınca Kızıldeniz’e girmeden önce yolculuğu Cibuti’de bitirme kararı aldı. Dünya barışının gerekliliğine dikkat çekmek için de teknesi Tigris’i ateşe vererek bu serüvenini bir protesto ile tamamlamış oldu. Tamamlayamamış olsa da bu üç uygarlık arasında deniz yoluyla bir temas olduğunu kanıtlamıştı.

  • Bilginin Peşinde Koşmak

    Masaya oturan özenli konuk
    Az ve öz konuşur
    Kulaklarıyla dinler
    Gözleriyle öğrenir
    İşte o bilginin peşinde koşandır…

    Gevezelik

    Yorulmaksızın gereksiz yere konuşan kişinin
    Sınır tanımaz dilinin ödülü berbat bir ödül olur!

    (Viking deyişleri, Havamal’den)

    25388587._UY200_
    Oslo’daki ikinci günümüzü müzelere ayırıyoruz. Müzelere derken yalnızca seçilmiş bir kaçına. Tümünü bir günde değil gezmek, kapısından görmek bile neredeyse olanaksız.
    Kendimizce bir liste yapıyoruz. Kuşkusuz eleştiriye açık bir seçimdir. Ancak, önceliğimiz Norveç’e ve Oslo’ya özgü olanlar.

    ANNE STİNG

    Müzenin yanı başında ünlü Norveçli kâşif ve yazar Helge İngstad’ın eşi Anne’le birlikte büstü yer alıyor.

    Pek çok müzenin Bygdoy yarımadasında toplanmış olması işimizi kolaylaştırıyor. Bygdoy zaten yeşil olan Oslo’nun daha da yeşil bir bölgesi. Yapılaşma en azda tutulurken müzeler ve doğayla iç içe zaman geçirmeye yönelik olanakların yaratılması öncelenmiş.
    Vikingler Norveç tarihinin tartışmasız önemli köşetaşlarını oluşturmaktalar. Dünya tarihinde göreceli olarak kısa süreli bir egemenlik kurmuş olsalar da bıraktıkları izler kalıcı ve saygıya değer olmuş. Vikinglerin denizcilik ve savaşçılıktaki yetenek ve becerileri önde gelen özellikleri. Bir bakıma dünya tarihindeki kalıcılıklarını perçinleyen unsurlar.

    Viking Müzesi’nden başlıyoruz güne. Birisi özgün haliyle diğer ikisi ise onarılarak ve restore edilerek sergilenen 3 Viking gemisi sergileniyor Viking Müzesi’nde. Başkaca buluntular da eşlik etmekle birlikte müzenin omurgasını Viking gemileri oluşturuyor. Gemilerin ortak özelliği denizlerdeki işleri bittikten sonra ölülere tabut işlevi görmeleri. Vikingler yaşamlarını adadıkları teknelerini kullanımdan kaldırdıktan sonra gömüt olarak kullanmışlar. Lahit benzeri nesneye gündelik kullanım araç, gereçleri ve bir miktar yiyecek, içecek eklendikten sonra tekneyi ve içindeki mezarı toprağa gömmüşler.
    Vikingler yalnızca denizcilikte değil tekne yapımında da ustalaşmışlardı. Sağlam ve hızlı tekneleriyle Kuzey Denizi’ni aşıp İzlanda ve Grönland’a ulaşabildiler. Yetinmeyip okyanusu aşarak Kuzey Amerika’ya Kolomb’dan 500 yıl önce (MS 1000) erişmiş olmaları yabana atılır başarı değildir. Diğer yandan, bölgelerinin yanı sıra tüm Avrupa’ya ve Akdeniz’e de ulaşmışlardı. İstanbul yoluyla Karadeniz’de; ırmaklar yoluyla çıktıkları Hazar Denizi’nde Vikinglerin yelken açmış ve kürek çekmiş olmaları kuşkusuz son derece heyecan verici başarılardır.

    Viking Müzesi’nin önemli buluntusu olan ve MS 820’de denize indirilen Oseberg 21.5 metre uzunlukta ve 5 metre genişliktedir. Her bir tarafında 15’er kürek deliği olan gemi dümenci ve gözüyle birlikte 32 mürettebat taşımış. Oseberg 1904’te en son kazılan buluntu olmuş. Kazı 3 ayda tamamlanmakla birlikte geminin çıkartılması 21 yıl almış. 834 yılında yaşamını yitiren iki varlıklı kadın için mezar olarak düzenlenmiş. İki cenazeye varsıllıklarının belirtisi olan pek çok nesne eşlik etmiş. Oseberg hem yelkenli hem de kürekli bir gemiymiş. Pruvasındaki kıvrılmış yılan figürü dikkat çekicidir. Böylesi muhteşem bir teknenin üst sınıftan kimselerce kullanılmış olması yüksek olasılıktır. Oseberg’le birlikte gömülen iki kadından birinin 70-80 yaşlarında kanserden öldüğü diğerininse 40 yaşında ölmüş olduğu anlaşılmış.

    Diğer buluntu olan Gokstad’ın yapım tarihi MS 900. Oseberg’den biraz daha uzun ve hemen hemen aynı ende. Her iki yanda 16’şar kürek deliği olan Gokstad 34 mürettebat taşıyabilmekteymiş. Gokstadt’ın bulunduğu 40 metre çaplı ve 5 metre yüksekliğindeki Tümülüs 1880’de kazılmış. Gokstad buluntusundaki nesnelere bakılırsa bu tekneyle birlikte gömülen kişinin de son derece varlıklı biri olduğu sonucuna varılabilir. Mezar soyguncularının ilgisine konu olan Gokstad buluntusundaki metal nesnelerin önemli bölümüyle mücevherler çalınmış. Ancak, boynuzlar, oltalar, bronz eşyalarla, mutfak gereçlerine, yataklara, çadıra ve kızağa dokunulmamış. Gokstad’la birlikte gömülen kişinin savaşta yaşamını yitiren kırklı yaşlarında 1.80 metreyi aşan boyda bir erkek olduğu anlaşılmış. Eşlik eden iki tavuskuşundan uluslararası ilişkileri olduğu sonucuna varılmış.

    Gokstad gemisinin hem yelkenli hem de kürekli olduğu; keşif, ticaret ve saldırı amacıyla kullanıldığı sonunca varılmış.

    Tune batığı ise 19 metre uzunlukta ve 4 metre endeymiş. Toplamda 24 mürettebat kapasiteliymiş. Tune batığı 1867’de kazılan ve günyüzüne çıkartılan ilk Viking gemisi olma özelliğine de sahip. Seksen metre çaplı ve 4 metre yükseklikli bir tümülüse gömülmüş.

    İnsanları hızlı biçimde taşımaya uygun tasarımdaki Tune gemisi savaş gemilerinin ayırt edici özelliğine sahipmiş.
    Bir de Borre tümülüsünden çıkartılan nesnelerden söz etmek gerekir. Buradaki tekne korunamamış. 1852’de arkeologlar tarafından kazılan Borre’daki buluntulardan buraya zamanında gömülen kişinin son derece varlıklı olduğu anlaşılmış. Ölünün yakıldığı, kemik artıkların bir kaba konduğu; 3 at ve 1 köpeğin yanı sıra diğer armağanların yer almaktaymış ölünün külleriyle birlikte.

    Arkeolojik buluntular Vikinglerin ölülerini gömerken parlak renkli eşyaları, mücevherleri ve el yapımı nesneleri ölünün yanına koymayı tercih ettiklerini gösteriyor. Oseberg’teki üç kızak bu tercihlere ilişkin önemli örneklerdendir.
    Yine buluntulardan anlaşıldığına göre Vikingler varsıl ve yoksul arasında derin farklar bulunan sınıflı bir toplumdu. Toplumun çoğunluğunu çiftçiler oluştururken avcılar ve balıkçılar diğer önde gelen mesleklerdi. Ticarette de yetenekliydiler.
    Oseberg buluntularında dikkat çeken gizemli nesnelerden bir grubu da “Runik yazı çubukları” oluşturur. Bu türden yazılardan birisinin Norveççe’de şu anlama geldiği anlaşılmıştır :
    KÜÇÜK BİLGE ADAM!

     

  • Vigeland Parkı Oslo’nun yeşil alanlarından birisi. Onu diğerlerinden ayıran maviyle yeşili buluşturan bu alanın heykellerle donatılmış olması. Oslo yazısının derinliklerinde kaybolup gitmesin diye ayrıca yazmak gerektiği kanısına vardık.

    VİGELAND
    Oslo’ya gelmişseniz ve bir şeyler yapmak, bir yerleri görmek için zaman darlığı yaşıyorsanız Vigeland’ı en başa yazmalısınız! Görülmese olmaz diye bir yer varsa orası Vigeland Parkı’dır. Özellikle günün bitmek bilmediği yaz aylarında geldiyseniz Oslo’ya Vigeland’ı gözardı etmek gibi bir gerekçeniz olamaz. Çünkü, Vigeland bir açık hava heykel parkıdır ve kapanış saati yoktur.

    Ulaşması da son derece kolaydır. Gücünüz yerindeyse yürüyerek gidebilirsiniz. Kraliyet sarayının hemen batısındadır. Yok eğer yürümekten yana değilseniz metronun mavi hattına West bound yönünde binerek Majorstuen istasyonunda indikten sonra birkaç yüz metre yürümeniz yeterli olacaktır Vigeland’a varmak için.

    Oslo Metrosu’ndan görünümler

    KOLOZYUM

    Majorstuen istasyonunda indikten sonra Kolezyum Sineması önünden geçerken

    gustave vigeland

    nobel-baris-odulu-madalyasi-avrupa-birligine-930-bin-euro-da-para-kazandirdi,qdywFd9dV0C-nhNlksKc4w

    Nobel Barış Ödülü Madalyası

    Paris’te bulunduğu sırada Rodin’in atölyesine gider ve Cehennemin Kapıları yapıtıyla tanışır. Rodin’in kadın-erkek ilişkisine odaklanan yaklaşımı sanat yaşamı boyunca Vigeland’a da rehber olacaktır.
    Yolculuklar sonrasında desteklerin sonu geldiğinde yaşamını kazanma gereksinimi doğacaktır. Bu amaçla ilk olarak Trondheim’daki ortaçağ katedralinin onarımında görev alır.
    Bu dönemde Oslo Belediyesi de Vigeland’a ilgi gösterir ve onun daha rahat koşullarda çalışması için fırsat yaratır.
    Eskiden Frogner Parkı olarak bilinen Vigeland 350 dönüme yakın yüzölçümüne sahiptir. Parkta Vigeland’ın başka sanatçılardan yardım almaksızın yaptığı 758 figürden oluşan toplam 214 heykel yer alır.
    Vigeland bugünkü haline 40 yıl boyunca parça parça yapımla ve eklemelerle erişmiştir.
    İlk yapılan bölüm fıskiyeli havuzdur. Bu heykelde 6 erkek fincan tabağına benzer yayvan bir nesneyi omuzlamaktadır. Bu heykelin ilk olarak Stortinget (Norveç Parlamentosu) önünde yer alması düşüncesi çıkmış ortaya. Daha sonra saray bahçesine yerleştirilmesi de akla getirilmiş. Tüm bu düşüncelerden sonra heykellerin Frogner Park’ta yer alması konusunda uzlaşılmış.


    Vigeland bir heykel açıkhava müzesi olmakla birlikte dövme demirden yapılma ve çeşitli figürlerle bezenmiş kapıları gözden kaçırılmamalı.

    Vigeland Parkı’nın dövme demirden kapıları

    Parkın önemli bileşenlerinden olan ve parktaki gölcüklerin üzerinden geçen köprü 18 metre genişlikte ve 125 metre uzunluktadır. Granit korkuluklar üzerinde iki yanlı olarak yerleştirilmiş 58 tek figür vardır.

    Köprüdeki heykellerden dev kertenkeleyle baş etmeye çalışan erkek figürü ile çocuklara ilişkin çok sayıda özgün betimleme dikkat çekicidir. Köprüde yer alan tüm heykeller son derece değerlidir kuşkusuz. Ancak, “Kızgın Çocuk” heykeli hepsinin içinde en çok sivrilenidir. Geçtiğimiz yıllarda Norveçli ressam Edward Munch’un ünlü yapıtları Çığlık ve Madonna’nın başına gelen “Kızgın Çocuk”un da başına gelmiş. 1992’de çalınan bu ünlü heykel 2 hafta gibi kısa bir süre içinde bulunmuş ve yerine konmuş.

    KIZGIN ÇOCUK (2)
    Köprüyü geçtikten sonraki gül bahçesi Fıskiyeli Havuz’a ulaştırır ziyaretçileri. Bu arada parkta 3000 ağaç ve 150 farklı türde 14 bin gül çalısı bulunduğunu ekleyelim. Havuzda 6 dev erkek kahve fincanına benzer bir nesneyi omuzlamış olarak tasvir edilmiştir. Omuzlayanların çabası yaşama ilişkin güçlüklere göğüs germeyi canlandırırken su üretkenliğin simgesi olarak düşünülmüştür. Burayı çevreleyen ağaç figürlü gruplar ise yaşam ağacı çağrışımına neden olmaktadır. İnsanın doğayla olan romantik ilişkisine vurgu yaptığı da söylenir havuzu çevreleyen 23 ağaçlı figürün. Bu 23 heykelin yaşam döngüsünü ve sonsuzluğu yansıtmayı amaçladığı yorumu da yapılmaktadır.
    Havuz önündeki alan ise siyah ve beyaz granitten mozaikle döşenmiştir. Toplamda 3000 metrelik labirent benzeri yol yaşamın çıkmaz sokaklarını, kıvrıntılı yollarını betimlemektedir.


    Bir sonraki aşamada merdivenlerle çıkılan Monolit Plato yer alır. Platoya ferforje kapıları olan 8 girişten erişilir. Monolit’e çevresel yerleşimli merdivenlerle ulaşılırken toplam 36 granit heykelle bezelidir basamak çevreleri. Buradaki ana tema da “Yaşam Döngüsü”dür. Monolit’e erişen son basamakların vardığı son noktada bir grup çocuk figürü yer alır. Saat yönünde izlenen heykellerin cansız bedenleri yansıttığı görülür. Aile teması da eklenmiştir bu grup heykellere. Birkaç grupta ise ileri yaş figürleri yer almaktadır.


    Vigeland son derece becerili ve yetenekli bir heykeltraş olmakla birlikte; graniti hiçbir zaman doğrudan işlememiştir. Profesyonel sanatçılardan kurduğu bir takımla oluşturduğu tam ölçülü modelleri granite uygulayarak fazlaca zaman harcamayı gerektiren yöntem seçmekten kaçınmamıştır.

    Vigeland Park’ta Yaşam Döngüsü heykeli

    Vigeland Parkı’nın hiç kuşkusuz en dikkat çekici yapıtı MONOLİT’tir. Bir başyapıt saymak da olasıdır bu eseri. 1924-25 yılları arasında modellenen 121 figür vardır üzerinde. Tek parça taşın yüksekliği 17.5 metre olup, kaidesi de eklendiğinde yüksekliği 21 metreye erişmektedir. Blok taş Norveç’in güneybatısındaki Idde Fiyordu’ndan getirilmiştir. İşlenmiş ağırlığı 180 tondur. Fallik bir izlenim yarattığı kuşkusuzdur.

    Zodyaklı Güneş Saati

    Monolit’in işlenmesi 1929’da başlamış ve Vigeland’ın ölümünden hemen önce 1943’te tamamlanmıştır. Sütun bütünüyle tek ya da gruplar halinde insan figürlerini kapsayan rölyeflerden oluşmaktadır.
    Tabandaki figürler hareketsiz, durağanken; doruğa yaklaşıldıkça çocuk figürlerinin baskın olduğu görülür.
    Biraz iddialı bulunsa da parkı gezip, ek bilgiler edindikten sonra Gustave Vigeland yeryüzünün gördüğü en üretken heykeltıraşlardan birisidir demekten alamıyoruz kendimizi…

    Ceyhun Balcı

  •  

    TEŞEKKÜR VE ŞÜKRANLARIMIZLA…

    Başlamadan önce…

    Norveç gezi notlarına bu yazıyla başlamış olacağız. Önceki yazı gezi notunun yanı sıra Norveç’le ilgili genel bilgi verme amaçlıydı.

    Yazıya geçmeden önce teşekkür ve şükran sunma görevini yerine getirmeliyiz!

    Norveç gezisine Türkiye’den 4 aile toplamda 8 kişi katıldı. Bu gezinin programı aylar önce yapılmış ve en ince ayrıntısına dek gözetilmişti. Bu eşsiz ve ayrıcalıklı gezinin programlanması bütünüyle Londalenlerin eseridir.

    Norveç’te yerleşik değerli arkadaşlarımız Ayça ve eşi Bjorn ile sevgili evlatları Viki ve Daniel’e bizlere gösterdikleri içten ilgi ve konukseverlik için sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.Önümüze düşüp gezdirmeleri, evlerinde ağırlamaları ve gezinin ikinci bölümünde bizlerle birlikte olmaları unutulur gibi değildi.

    2017-07-16-PHOTO-00000025

    Londalen ailesine sevgilerimizle…

    Kucak dolusu teşekkürlerimizle…

    Ülkemizden kilometrelerce uzakta yaşayıp Türkiye’yle bu denli ilgili bir Norveçli Türk dostumuz Bjorn’un bizleri evinde ağırlarken yaptığı sürpriz de unutulmazlar arasına çoktan girdi.

    Londalenlerin evine konuk olduğumuzda Atatürk’ün ölümünü duyuran 11 Kasım 1938 tarihli Cumhuriyet gazetesiyle karşılanmak fazlasıyla duygulandırıcı oldu…

    OSLO’DA İLK GÜN…

    Oslo’nun Oslo Fiyordu’nun en iç noktasında yer aldığını ve kapalı bir konumda olduğunu bilmekte yarar var. St Petersburg (Rusya) ve Anchorage (Alaska) kentleriyle aynı enlemde yer alan 454 km2’lik alana yayılmış Oslo’da yaklaşık 650 bin kişi yaşıyor. Banliyöleriyle birlikte bu sayıyı 1 milyona çıkartanlar da var. Orada da kabaca Türkiye nüfusunun 1/5’i yaşadığına göre bizim İstanbul’a benzetilebilir bu özelliğiyle.Zorlasak da başta İstanbul olmak üzere bizim büyük kentlerimizle başka benzerlik kurabilir miyiz bilmiyorum. Oslo’nun 295 km2’si ormanlardan oluşurken kentte 23 km2’lik bölümü parkların oluşturduğu bilgisini paylaşmakta yarar var.


    Oslo Viking dilinde “Tanrıların Koruluğu” anlamına geliyor. Yeşiliyle bu adı bugün de hak ettiğine kuşku yok. Kent 1050’de Kral Harald Hardrada tarafından kurulmuş. Kentin bulunduğu yer özellikle Danimarkalı asker ve tüccarların geliş gidişlerini denetim altında tutabilecek konumda olduğu için Kral V. Hakan başkenti Bergen’den Oslo’ya taşımış. Bu denetimi kolaylaştırmak için Akerbrigge Koyu’nun doğu tarafındaki tepeye Akerhus Kalesi yapılmış. Hansa Birliği, veba salgınları, yangınlar ve Danimarka ile birlik Oslo’nun gelişimini olumsuz etkilemiş.


    1624 yangınından sonra Danimarka Birliği dönemi kralı IV Christiania kentin yeni baştan kurulmasını istemiş. Bu arada kentin adı Christiania olarak değiştirilmiş. Bu ad değişikliğinden ancak 1925 yılındaki özgürlük yıllarında geri dönülebilmiş.
    Birlik dönemlerinin adlarının Oslo’dan tümüyle silinmediğini belirtmekte yarar var. Oslo’nun ana caddesi Karl Johan’ın adı da İsveç Kralı XIV. Şarl’dan geliyor.

    KARL JOHAN

    Oslo’nun ana caddesi Karl Johan

    On güne yaklaşacak Norveç serüvenimiz uçağımız başkent Oslo’nun Gardermoen Havaalanı’na teker koyduğu anda başlamış oldu. İnişten önce hava koşullarının da izin vermesiyle gözlerimizin önüne serilen manzaralar gezimiz boyunca izleyeceğimiz mavi-yeşil resitalinin habercisi gibiydi.

    Havadan Oslo’ya doğru…

    Gardermoen Uluslararası Havalimanı küçük ve alçakgönüllü göründü bize. Norveç Havayolları uçaklarının kuyruklarını ünlü Norveçlilerin fotoğraflarıyla süslemiş. Çok da rastlanan bir uygulama olmadığından ilgimizi çekti. Giriş işlemleri az konuşan ama güleryüzü esirgemeyen görevlilerin hızlı çalışmasıyla zaman almıyor.

    Oslo uluslararası havalimanı Gardermoen

    Bir an önce Oslo kent merkezine ulaşmak için tren istasyonuna yöneliyoruz. FlytoGet hızlı treninin bizi Oslo merkezine eriştirmede güvenli bir araç olduğunu okuyarak gelmiştik. Havaalanında ahbaplık kurduğumuz Oslo’da yaşayan bir Türk aklımızı çeliyor. Yarı fiyatına normal trenle yolculuk önerisini kırmayıp ona uyuyoruz. İki tren arasındaki farkı doğal olarak anlamıyoruz. Ama, daha ilk adımda tutum sağlamış olmak hepimizi sevindiriyor. Oslo’da yaşayan soydaşımıza gelince! Otuzlu yaşlarında bir Uygur Türkü olduğunu ifade eden kardeşimiz 20 yıla yakın zamandır Oslo’yu mesken tutmuş ve Suşi lokantası işletmekteymiş. Anahtar sözcükler bile fazlasıyla ilgi çekmiyor mu? Oslo, Uygur Türkü ve Suşi!
    Otelimiz Oslo tren garının yanı başında olduğu için bir başka araçla yolculuk yapmamız gerekmiyor. Bu arada, Avrupa’daki pek çok tren garı gibi Oslo’daki de son derece hareketli.

    Oslo Merkez Garı

    Akşam saatleri olmasına karşılık Oslo’da güneşin batmak gibi bir acelesi yok. Birkaç gün sonraki beyaz gece deneyimi öncesi prova yapar gibiyiz.
    Tren garından batıya yöneldiğimizde Oslo’nun can damarı sayılan Karl Johan Caddesi’ne çıkmış oluyoruz. Caddeye çıkar çıkmaz bir insan seliyle karşı karşıya kalıyoruz. Belli ki, kitlesel bir etkinlikten çıkmış ya da etkinliğe yönelmiş bunca insan. Norveç gibi ıssız bir ülkede bu kadar insanın sözleşerek bir araya gelme olasılığı yok gibi.

    Karl Johan Caddesi

    Norveç, işyerlerinin çalışma saatleri konusunda son derece duyarlı ve disiplinli bir ülke. Kafe, lokanta ve ufak tefek büfeler dışında açık yer bulmak neredeyse olanaksız. Türkiye’de ise bu konudaki ilkeler ve kurallar neredeyse silindi. Her yer 7/24 açık tutulur oldu. Çalışan hakkı, dinlence güvencesi hak getire!
    Karl Johan Caddesi trafiğe kapalı bir yaya yolu. Oslo’da kentin büyük bölümü araç trafiği yeraltına alınarak taşıtlardan arındırılmış. Kent etkili ve yaygın bir kitle taşımacılığı ağıyla donatıldığı için Osloluların kent merkezine özel araçlarıyla gelmeleri için pek az neden var. Yürürken Dom Kilisesi’ni görüyoruz.

    Oslo Dom Kilisesi

    Bahçesi kafe-lokanta olarak kullanılıyor. Yemeğini yiyenlerin yanı sıra içkisini yudumlayanlar da var. Yan sokaktaki çiçekçilerin ardında kaybolan IV Christian heykeli ilişiyor gözümüze. Belgeliyoruz. Ne de olsa bir dönem adını Oslo’ya vermiş bu Danimarkalı hükümdar.

    Bir zamanlar Oslo’nun adını değiştiren Danimarka Kralı IV. Christian

    Yeniden Karl Johan’a çıkıp batı yönüne yürümeyi sürdürdüğümüzde parlamento binası STORTINGET çıkıyor karşımıza. Parlamentonun Norveç’in tüm bölgelerinden seçilmiş 169 üyesinin önemli bölümünün kadın olduğunu öğreniyoruz. Strotinget, Oslo’nun orta yerinde ve özel bir koruma ve güvenlik önlemi çarpmıyor gözümüze. Böyle şeylere alışık olmadığımız için garipsiyoruz bu durumu. Stortinget, 1866’dan bu yana Norveç Ulusal Parlamentosu’nun olarak kullanılmaktaymış.

    Stortinget : Norveç Parlamentosu

    Stortinget’in aslanlı girişi aynı zamanda Eidsvol Meydanı’na açılıyor. Meydan oldukça kalabalık. Fıskiyeli havuzun çevresi de heykellerle donatılmış.
    Meydanın batı ucunda Ulusal Tiyatro binası konumlanmış.

    NATIONAL TEATR

    Ulusal Tiyatro

    Biraz ileride sağda Norveç Üniversitesi yapısı yer alıyor. Türkiye dışındaki ülkelerde değişmez kural üniversitenin kent merkezinde olması ve kentle birlikte yaşaması, bütünleşmişliği söz konusu. Kentten aldıklarının yanı sıra kente verdikleri var. Bizdeki üniversiteleri kent dışına çıkartma ve kalan bölümlerini de kentten kovma anlamsızlığını anımsıyoruz.

    Oslo Üniversitesi

    Kraliyet Sarayı’na oldukça yakınız artık!

    OSLO KRAL SARAYI 1

    Kraliyet Sarayı (Slottet)

    Uzaktan da olsa görkemini görüntülüyoruz. Sarayın gönderinde Norveç bayrağı dalgalandığına göre kralın Oslo dışında olmadığını anlıyoruz.

    Zaman sınırlı olduğu için geri dönüp Akerbrigge’ye yöneliyoruz. Havanın kararmak bilmemesi zaman artırmak bakımından yardımcımız oluyor.

    Radhuset : Oslo Hükümet Konağı

    İlk olarak yerel adıyla Radhuset (Oslo Hükümet Konağı)’i arka cephesinden görüyoruz. Tuğladan yapılma Radhuset iki kulesiyle sevimsiz ve soğuk görünüyor gözümüze. Akerbrigge’ye varıp da Radhuset’i ön cephesinden görünce düşüncemiz değişiyor.

    Radhuset

    Radhuset Oslo’nun kuruluşunun 900. yıldönümü anısına 1950’de yapılmış. Nobel Barış Ödülü’nün her yıl burada hak edene sunulduğu bilgisini paylaşmış olalım. Ödülün adını veren Alfred Nobel İsveçli. Ancak, Barış Ödülü konusunda İsveçlilere güvenmediği için Norveçlilerin bu ödülü hak edeni belirlemesini ve Oslo’da vermesini vasiyet etmiş. Barış Ödülü her yılın 10 Aralık günü kraliyet ailesinin de hazır bulunduğu törenle Radhuset’te veriliyor sahibine.

    RADHUS PANORAMİK

    Oslo Nobel Barış Merkezi ve panoramik

    Akerbrigge’nin batı kıyısı kafe, lokanta ve alışveriş yerleriyle donatılmış. Doğu kıyısında ise Oslo Kalesi Akerhus boy gösteriyor.

    Akerbrigge ve panoramik

    Oslo’daki bir başka görülesi nokta yakın zamanda yükselmiş bir yapı olan opera. Eğimli bir yürüyüş yoluyla çatısına çıkılabilen bu yapının duvarları Breille alfabesi kullanılarak oluşturulmuş yazılarla donatılmış. Biraz zahmete girerek eriştiğiniz çatı bir seyir terası gibi de işlev görüyor. Göz alabildiğine uzanan kent ve Oslo fiyordunu buradan izlemenin keyfine de diyecek yok doğrusu. Cam-çelikten yapılma bir modern sanat yapıtı dikkati çekiyor. Operanın yanı başında yükselen inşaat dikkatimizi çekiyor. Kütüphane olduğunu öğreniyoruz. Bu kadar dar alana var olan yapıları boğarcasına kondurulan kütüphaneye anlam veremiyoruz. Yer mi yoktu demekten alamıyoruz kendimizi. Yine, yeniden yerleşime ve düzenlemeye açıldığı anlaşılan opera çevresindeki yapı yoğunlaşmasına biz ülkemizden alışığız. Ancak, Norveç gibi kamucu bir ülkede bu yoğunluk nasıl açıklanabilir bilemiyoruz.

    Opera ve çevresi, opera önündeki modern sanat yapıtı

    Oslo’da kitle taşımacılığı tam anlamıyla yapılıyor. Yer altında metro, yer üstünde otobüs ve tramvaylara banliyö ve yakın çevreye ulaşımı sağlayan demiryolu eklendiğinde Oslo’da yaşayanların özel araç kullanmalarını gerektiren pek az neden kalmış oluyor. Oslo’da son yıllarda taşıt trafiği yeraltına alınmaya başlanmış. Biraz masraflı da olsa kenti motorlu taşıttan kurtaran bu uygulamanın Norveç’i yönetenlerin çevreci politikalarının ürünü olduğunu vurgulamakta yarar var.

    oslo-map-metro-big

    Oslo Toplu Taşıma Haritası

    Norveç’e bakış yazımızda değindiğimiz okur-yazarlık konusunda bir güzel örnek de Oslo’da dikkatimizi çekti. Bir metro istasyonundaki mini ücretsiz kütüphane fotoğraf karelerimizdeki yerini aldı.

    SLEMDAL KÜTÜPHANE

    Mini Kütüphane

    Oslo’yu bir başka noktadan, biraz uzaktan ama yüksekten görebileceğiniz bir başka mekân Frognerseteren. Biraz uzakta olsa da buraya erişmek hiç zor değil. Yapmanız gereken metronun mavi hattının West bound yönüne gidenine binmek ve son durağa dek gitmek. Bir tür seyir tepesine varmış oluyorsunuz böylelikle. İsterseniz kafe-lokantadan yararlanıp bir yandan karnınızı doyurabileceğiniz gibi yanınızda getirdiğiniz yiyecekleri tüketerek de yapabilirsiniz aynı şeyi. Çayır damlı eski evleri görüntülerken buranın kışları spor merkezi gibi kullanıldığını anlıyoruz yakındaki kayakevinden.

    Forgnerseteren’den görünümler…

    Yazları yemyeşil olan ortamın kışları aldığı görünümü gözlerimizin önüne getirmeye çalışmakla yetiniyoruz. Oslo’ya egemen bu tepeye gelmişken bolca panoramik görüntü almayı ihmal etmiyoruz. Buraya hem gelişte hem de dönüşte fotoğraf makinemize yansıyan dingin ve doğal ve bir o kadar da yaşanılası ortamdan fazlasıyla etkileniyoruz.
    Oslo’daki ilk günümüz güneş batmaya dirense de bitiyor. Bize inat güneş yorulmuyor.
    Oslo Norveç’in başkenti olarak kuşkusuz önemli bir ilk fikir vermiş oldu ilk günün sonunda bizlere. Norveç’te insanlar sakin bir yaşam sürüyorlar. Bizdeki gündem yoğunluğundan ve telaştan burada eser yok. Bu ortam bizlerin hoşuna gitse de bir süre yaşasak buraya alışabilir miyiz? Çok emin değiliz.

    Ceyhun Balcı

    FORKNER PANORAMİK

  • Norveç’e ayak basmadan önce 5 milyonluk ıssız bir ülkeye gideceğimizin farkındaydık! Ama, bir o kadar da ilginç yanları olan bir coğrafyaya ayak basacağımızın bilincindeydik! Daha fazlasıyla karşılaşacağımızı doğrusu öngörememişiz. Bu yazı dizisinde Norveç’i ve güzelliklerini ve elbette ilginç yanlarını yansıtmaya çalışacağız.
    Norveç 5 milyonluk nüfusu ve bu nüfusa yaşam alanı sunan 358.000 km2 yüzölçümüyle “ıssız” sıfatını hak eden bir ülke. Kilometrekare başına düşen insan sayısı yalnızca : 14! Kuzey-güney ekseninde 58-71. paraleller arasında yer alıyor. Yine bu eksendeki uzunluğu 1750 km’yi aşkın Norveç’in. Enine gelince, en geniş yerinde 430 km’yi bulan Norveç’in kimi yerlerde 10 km’ye kadar daralması “uzun-ince” nitelemesini hak etmesi sonucunu doğuruyor.

    Norvec_Neresi_Harita
    Rusya ve Türkiye dışarıda bırakıldığında Norveç bu yüzölçümüyle Avrupa’nın 5. Büyük ülkesi unvanını almış oluyor. Rusya, İsveç ve Finlandiya Norveç’in sınır komşuları.
    Ülkede ana etnik öğe Norveçlilerin yanı sıra 40 bin kişilik Sami azınlığı da yaşıyor. Tromsö’de kamusal alanlarda Norveççe’nin yanı sıra Sami diline de yer verildiğini gördük. Ülkenin resmi dilinin iki formu olan Bokmal ve Nynorsk yaygın olarak kulanılmakta.

    TROMSÖ KOMÜN TABELA
    Önde gelen kentler Oslo, Bergen, Trondheim, Stavanger ve Tromsö olarak sayılabilir. Norveç’te 19 il ve 429 belediyelik yerleşim var. Ülkede din serbestisi söz konusu. Halkın % 79’u kendisini Evangelik-Luteryan saysa da kiliseye düzenli gidenlerin oranı % 3’leri geçmiyor.
    Norveç Anayasal Monarşi’yle yönetiliyor. Kral V. Harald ve Kraliçe Sonya kraliyet çifti olarak halktan saygı görüyor. Tüm ülkeyi kapsayan bölgelerden seçilen 169 üye parlamentoyu oluşturuyor.

    STORTİNGET : Norveç Parlamento 

    Ülkeyi gezginler için çekici duruma getiren özellikle fiyortlar ve onlarla ilintili vadiler Norveç’e buzul çağının armağanıdır demek yanlış olmaz.
    Norveç Buzul Çağı’nın sona ermesiyle birlikte insan yaşamına uygun duruma gelmiş. Karadaki bu duruma deniz kaynaklı ılık Gulfstream Akımı’nı eklemek gerek. Ülkenin yaşanabilir oluşunda önemli bir etken olduğu unutulmamalı. Norveçliler yaygın olarak bilindiği gibi kendilerini Vikinglerin torunları sayarlar.
    Vikinglerin etkisi bölgeye egemen oldukları 250 yıl (793-1066) boyunca denizcilik alanındaki üstün yetenekleriyle etki alanlarını Fransa, Galiçya, Kuzey İspanya ve Akdeniz’e dek genişletmişler. İstanbul’a kadar geldikleri, Grönland ve Kanada’ya Kolomb’tan 500 yıl önce ulaştıkları günümüzde hiçbir ikileme yer bırakmaksızın kabul gören tarihsel bilgilerdir. Vikinglerden sonra tahta geçen Norveç krallarının önde gelen amacı Norveç’in birliğini sağlamak olmuş. Bu amaca çok sonraları Olaf Haraldsson erişmiş.

    IMG_4635

    Viking Yolculukları

    XIV. yüzyılda ise Norveç-İsveç birliği oluşmuş. İlerleyen yıllarda Danimarka-Norveç birlikteliği söz konusu olmuş. Vikinglerin son döneminde Hıristiyanlığı kabul eden Norveçliler XVI. yüzyılda Protestanlığı benimsemişler.
    1814’te ise Danimarka egemenliğinin sonlanmasıyla birlikte Anayasa yapılmış. Hemen ardından başlayan İsveç egemenliği 1905’te sona erince bağımsızlık kazanılmış. Bu noktada bile ilginç bir gelişme yaşanmış. Norveç’in bağımsızlığını kazandığı sırada Danimarka kökenli VII. Hakon taç giyerek tahta çıkmış. Bağımsızlığın kazanılması sürecinde ulusal bilincin oluşturulması çabalarında besteci Edward Grieg ve yazar Hendrik İbsen’in önemli katkıları olmuş.
    II. Dünya Savaşı’nı da sıkıntılar içinde geçiren Norveç bu dönemde Nazi işgaline uğramış. Dönemin kralıyla birlikte hükümet İngiltere’ye sürgüne giderken; işbirlikçi Kiesling hükümeti Nazilerin hizmetinde olmuş.
    Norveç XX. yüzyılın başında bağımsızlığını kazandığında Avrupa’nın önde gelen yoksul ülkelerinden birisiydi.
    Bu kara yazgıyı değiştiren siyah altın petrol oldu. Yetmişli yıllarda Kuzey Denizi’nde bulunan petrol kişi başına düşen gelirde Norveç’i dünyada İsviçre ve Lüksemburg’un ardından üçüncü sıraya yükseltti. Bölgeden günde 2 milyon varil petrol çıkartan Norveç bunun % 10’nu ulusal tüketime ayırırken geri kalanını Avrupa’ya satmaktadır.

    petrol platformu
    Norveç her ne kadar günümüzün petrol varsılı ülkelerinden olsa da; su zenginliği de petrolden geri kalmayacak düzeydedir. Ülkenin hemen her yerinde musluktan akan su içilebilmektedir diyerek su zenginliğinin niteliğe de yansıdığını vurgulamış olalım.

    ŞELALE
    Petrolün yanı sıra Norveç 21 bin kilometreyi aşan kıyı şeridiyle sözcüğün tam anlamıyla bir balıkçılık ülkesidir. Dünyanın beşinci büyük balıkçılık filosuna sahiptir. Yanı sıra kültür balıkçılığı da önemli ağırlığa sahiptir.

    somon-baligi-fileto
    Petrol ülkenin önde gelen enerji kaynağı olsa da Norveç’te ülke çapındaki 1600 buzul hidroelektrik enerji kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu yolla üretilen enerjinin fazlası komşu ülkelere satılmaktadır. Petrol zenginliğine karşın Norveç ülke çapında elektrikli motorlu taşıt kullanımı özendirilmektedir. Uzak olmayan bir gelecekte ülkedeki tüm motorlu taşıtların üçte birinin elektrikli olması hedeflenmektedir.
    Norveç topraklarının yalnızca % 2.8’i tarıma elverişlidir. Bu durum gereğince Norveç tarımsal ve hayvansal ürün dışalımcısı bir ülkedir.
    Norveç’teki yüksek vergiler yüksek standartlı yaşamın güvencesidir. Beşikten mezara her Norveçli sosyal güvence sahibidir. Eğitim, sağlık ve yılda 6 hafta tatil hakkı güvence altındadır. Bu özellikleriyle Norveç Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişim Endeksi’nde hemen her yıl 1. sırayı almaktadır. Norveç siyasette öteden beri sosyal demokrasinin etkin olduğu bir ülkedir. Dış politikada batı safında yer alan Norveç, iç politika ve ekonomik uygulamalarda günümüz dünyasında ortalıkta hayaleti dolaşan sosyalizmi andıran bir çizgi izlemektedir.

    Open_Europe_Norway-EU
    Norveç eriştiği ayrıcalıklı ekonomik düzey ve göz kamaştıran refahıyla AB’den uzak duran bir görünüm sergilemiştir. AB’nin üyelik çağrılarına yaptığı referandumlarla (1972 ve 1994) iki kez HAYIR diyen Norveç askersel birlik olan NATO’ya üye olmakta ve NATO kapsamında kendi çıkarlarıyla çok da ilintili olmayan askersel operasyonlara katılmakta sakınca görmemiştir. Norveç’in NATO’ya varlığından bu yana üye olduğunu ve NATO’nun bugünkü Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Norveçli olduğunu da unutmadan ekleyelim. Norveç, Birleşmiş Milletler’in uzak coğrafyalardaki barış misyonu görevlerine de 60 bin askerle katkı sunmaktadır.
    Norveçliler hem okur hem de yazar bir toplumdur. Örneğin, Norveç’teki her haneye günde 1.4 gazete alınır. Ülkenin basılı kitap tarihinde büyük farkla önde giden yapıt Thor Heyerdahl’in 1948’de basılan “Kon Tiki Yolculuğu”dur. Yetmiş dile çevrilen bu kitap milyonlarca baskı yapmıştır. 1996 basımı Jostein Gaarder’in “Sofi’nin Dünyası” yakın geçmişte çık satmış Norveç kökenli kitap olarak not edilmelidir.


    Norveç iklim koşulları gereğince kış sporları ustası sporcular yetiştirmektedir. Bu bağlamda Norveç iki kez (1952 Oslo ve 1994 Lillehammer) Kış Olimpiyatları ev sahipliği yapmıştır. Yanı sıra, kadın futbolu ve kadın eltopu sporlarında da hatırı sayılır başarısı vardır bu ıssız, iri ve gönençli ülkenin.

     

    Norveç bayrağı kırmızı zemin üzerine beyaz çerçeveli mavi renkli İskandinav haçından oluşur.

    NORVEC bayrak

    Bayraktaki üç rengin ABD, İngiltere ve Fransa bayraklarındaki özgürlüğü simgeleyen üç renkten esinlenildiği söylenir. Ayrıca, haç Danimarka, mavi rengiyse İsveç kökenlidir.

    Norveçli ortalama 39 yaşındadır, 1.86 çocuk sahibidir ve 82 yaşına dek yaşar.
    17 Mayıs 1814’te yapılmış olan Norveç Anayasası bu günün her yıl coşkulu bir şekilde kutlanması ve ulusal gün sayılmasının gerekçesidir.

    Her 17 Mayıs’ta Norveçliler geleneksel giysileri olan BUNAD’larını giyerek coşkulu kutlamalara katılırlar.

    Ceyhun Balcı

    OSLO BUNAD2
    .

  • 1702140

    15 Temmuz’un yıldönümüne ordu düşmanlığı gölgesi düştü, düşürüldü! 15 Temmuz Türk Ordusu’nun da kalkışmaya geçit vermemesi sonucu başarısızlığa uğratılmıştır. Yaratılmak istenen izlenimin tersine Türk Ordusu’nun 15 Temmuz’daki tutumu ve duruşu olağanüstü başarılıdır. Düşünebiliyor musunuz? Öylesi zor bir anda Türk Ordusu’nun bir astsubayı karşısına çıkan bir haini, omuzundaki kalabalıklara kulak asmadan yere serebilmiştir. Kalkışmacıların hesaba katamadığı bir sıradışı davranıştır. Ömer Halisdemir’in silahından çıkan kurşunla yerle bir olan hıyanet vardır ortada.Türk Ordusu rütbeler hiyerarşisini bir yana bırakabilme refleksi göstermiştir. Orduyu zavallılaştırma, itip kakma anlayışı da darbeci hıyanete eşdeğerdir. Şehit Ömer Halisdemir’in kişiliğinde Türk Ordusu’na şükranlarımızı sunuyoruz bu anlamlı ve önemli günde…