cumhuriyetciyorum

Çağdaş, akıl ve bilimi rehber edinmiş, laik ve demokratik bir dünya ve Türkiye için…

  • Görsel

    MİLLİ ŞEF’E SAYGIYLA

    (1884-1973)

    İsmet İNÖNÜ Cumhuriyet’i kuran, devrimleri yapan kadronun önde gelenlerinden! Diğer namı İkinci Adam. Aralıksız 12 , toplam 16 yılı aşkın Başbakanlık yapmış. İlgili dönemde etkili, yetkili ve tartışılmaz olduğuna kuşku yok! Buna karşın, tüyü bitmemiş yetimin kuruşuna göz dikmemiş!

    Yaşıtı pek çok aydın gibi hem asker, hem devlet adamı, hem eş, hem aile babası olma görevlerini başarıyla yürütmüş. Savaş yorgunu bir kuşağın diplomasi ustası! Hiç bilmediği bir konuda bile ülkesinin yüzünü kara çıkartmamış.

    Soyadını İnönü savaşlarına borçlu!

    Tam savaş bitip de biraz kafa dinleyecekken Lozan yolları görünmüş! Zorlu ve gerilimli bir görevi daha başarıyla tamamlamış. Lozan’daki bir kaç ayın kendisini çok daha zorlu savaşlardan daha fazla yorduğunu, yaşlandırdığını söylemiş!

    Lozan üzerinden saldırıya uğramasına da şaşırmamak gerekiyor! Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet, Devrimler adına ne var ne yoksa ateş altındayken Lozan’ın ayrıcalığı olamazdı!

    Lozan hezimet mi başarı mı? Sorunun yanıtını en iyi İlber Ortaylı vermekte. Lozan adı üzerinde bir antlaşma! Bir taraf için zafer olması  diğer taraf için bozgun olmasına bağlı!  Ama, Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözleşmesi olması ve kapitülasyonların ortadan kaldırılması bakımından düşünülürse zafer demek çok daha olası! Dört yüz yıl boyunca vazgeçilmesi bile düşünülemeyen kapitülasyon kamburundan kurtulmak bile başlı başına bir utku sayılmalı!

    İsmet İnönü bu dünyada kendisi için pek az şey yapanların kuşağından çok önemli kahraman. Bu yanıyla bile saygıyla, şükranla ve özlemle anılmayı hak eder!

    Devletin ve ulusun soyulduğu bugünlerde kör kuruşun hesabını tutan onun gibilerin ruhu şad, onların izinden milim sapmamak da bizlere görev olsun!

    Ceyhun BALCI, 24.12.2013

  • GÖZDEN KAÇMASIN!

    KARTLAR AÇILIRKEN!

     

    Türkiye’de “yolsuzluk ve hırsızlık” kutsanırken gözden kaçmaması gereken şeyler de oluyor.

    http://www.cnnturk.com/turkiye/hdp-izmir-il-baskanligi-acilisinda-kavga

    http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/turkiye-bolunuyor-mu-h6090.html

    Ayrılıkçı BDP, ülkenin batısı için yeni bir adla çıkmıştı ortaya! HDP : Halkların Demokratik Partisi! Adı bile buram buram bölücülük kokuyor!

    HDP’nin İzmir İl Binası açılırken Eşbaşkan Sabahat TUNCEL sözünü esirgememiş! Kendisine teşekkür etmek gerekir. Açıklığı ve saydamlığı için!

    Özerkliğe yeni bir boyut eklemişler. Özerk Kürditsan da olacak sözü şaşırtıcı değil! Ama, bunlara özerk Ege ve özerk Marmara eklenince durum değişiyor.

    Ağızdaki baklalar çıkarken, kartlar da açılmış oluyor!

    İnsanın “keşke özerk Kürdistan’a razı olsaydık!” diyesi geliyor! Biz direttikçe, Türkiye’nin ayrılması tasarlanan parça sayısı artıyor…

    Ses çıkartmadan bir kenara çekilsek daha mı iyi olurdu acaba?

    Bölücülüğün her türüne ve özellikle de sol maskelisine dikkat!

    Ceyhun BALCI, 22.12.2013

    turkiye_bolunuyor_mu_h6090

  • EVRİMİ GÖZLEMLEMEK

    EVRİM ÜZERİNE

    Dört buçuk milyar yaşında olduğu sanılan dünyamızda kuram olmaktan çıkıp gerçekliğe dönüşen “evrim olgusu”nu izlemek kolay değil. Bu zorluk insan yaşamının okyanusta su damlasına eşdeğer kısalığından kaynaklanmakta.

    Ayrıcalıklar yok değil! Mikroskopik canlıların evrimi pek çok şekilde gözlemlenebiliyor.

    Cansız varlıklar kimi zaman gösterdikleri değişikliklerle evrimi dikkatimize sunuyor.

    Kasım ortalarında Japonya’nın 1000 km güneyinde patlayan denizdibi yanardağı adalar ülkesine 200 metre çaplı yeni bir adacık armağan etmiş.

    Image

    http://www.nature.com/news/seven-days-22-28-november-2013-1.14242

    Benzer durum geçen eylülde Pakistan’daki depremden sonra Gwadar açıklarında yaşanmış. Adacıktan da küçük 20-50 metre boyutlu bir başkası haritadaki yerini almış.

    Image

    Ceyhun BALCI, 22.12.2013

  • 83. YILINDA MENEMEN VE KUBİLAY OLAYI

    Image

    Kalıplaşmış hali ile belleklerimize kazınmıştır Menemen ve Kubilay olayı. “Mehdi Mehmet yaralı Kubilay’ın başını gövdesinden kör bağ bıçağı ile ayırmış, hilafet sancağının tepesine yerleştirip Menemen sokaklarında boy göstermiştir…”

    Hepsi bu kadar mı? Dört Mehmet’le iki Hasan’ın işi midir Menemen? Olayın tetikçileri olan 6 kişinin dördü Mehmet ikisi de Hasan adını taşıyormuş.

    Son yıllarda ünlü bir siyasetçiyle akrabalıkları dağarcığımıza eklenen yeniliklerden. İlginç olabilir bu bilgi belki ama değerli olmadığını da eklemek gerek! Böylesi bir akrabalık ilişkisinin öne çıkartılması gerekli olmadığı gibi olaya ilişkin geri plana katkısı çok değil!

    Birkaç kendini bilmezin işi midir Menemen kalkışması? Bir tarihsel geri plan eşliğinde bakıldığında kesinlikle hayır yanıtı vermek gerekir bu soruya! Osmanlı ve Meşrutiyet devrimleri bilinmeden pek kavranamaz Menemen vahşeti. Tüylerinizi diken diken etmeye yetebilir 23 Aralık 1930’da Menemen’de yaşananlar ama bu haliyle merakınızı tatmin etmesi söz konusu olamaz!

    Daha Milli Mücadele başlamışken yaşama geçirilen Koçgiri Ayaklanması ve yine aynı sürece denk düşen Bayburtlu Şeyh Eşref başkaldırısı  bilinmeden işin ciddiyeti algılanamaz! Koçgiri iyi kötü bilinir de Şeyh Eşref’le uğraşıldığı, yenilgiye ancak ağır silahlar kullanılarak uğratıldığı pek bilinmez!

    Cumhuriyet kurulduktan sonra da dur durak bilmemiştir Anadolu’nun dört bir yanındaki kalkışmalar! Sayıları yirmileri bulan başkaldırı ve kalkışma söz konusudur! Cumhuriyet’le başlayan çıkar çatışması devrimlerle birlikte derinleşmiş ve geriye dönüşü olmayan bir yola girmiştir!

    Milletleşme ve üniterleşmenin ürünü değil midir bugünlerde sahiplenme yarışına girişilen Seyit Rıza ve Dersim kalkışması! Menemen’de devrimci Kubilay’ın başını gövdesinden ayıran vahşete karşı gösterilen Cumhuriyetçi refleksin de sorgulanmasına az kalmıştır. Derebeyi Seyit Rıza çoktan aklanmış, heykeli bile dikilmiştir.

    Menemen’de yaşanan dehşet planlı ve tasarlı bir eylemdir. Olayı dört Mehmet’le iki Hasan’ın işi olarak görme inadından vazgeçip de irdelemelisiniz. Otuz yedi idamlık mercek altına alındığında ve özellikle de; olayın ardında oldukları saptanan Nakşibendi Şeyhi Esat ile oğlu Mehmet Ali’nin İstanbul’dan getirtilip yargılanmaları ve infaz edilmiş olmaları o günlerde ülkeyi yönetenlerin doğruları gördüklerinin belgesi sayılmalı.

    Anadolu’nun 300 yıl geriden gelerek aydınlanmayı yakalaması, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması; oradaki çıkar gruplarının yeraltına inmek zorunda kalması öç duygusunu güdüleyen unsurlar olmuş. Bu intikamcılık ete kemiğe bürünüp Menemen sokaklarına inince olmuştur olan. Uyuşturucu etkisi altında kalkışmaya yönlendirilen bir kaç önemsiz figürandır öne çıkanlar.

    İslam dünyasında biricik devrim Türkiye’de yaşandı. Durum böyle olunca tüm dikkatler ve oklar da doğal olarak onun üzerine yöneldi. O nedenle de Türk Devrimi’nin, Karşıdevrimi’ini doğurması olağandı. Şeyh Sait’ler, Derviş Mehmet’ler, Seyit Rıza’lar bu misyonun savaşçıları oldu.

    İşte bu ortamda 6. Filo’ya defol diyen Tam Bağımsız Türkiye gençliği karşısında antikomünist güruhları buldu.

    Tarihten kopartılarak, tekilleştirilerek ve dolayısı ile de önemsizleştirilerek yaklaşılan Karşıdevrim Sivas’ta aydınları diri diri yakma özgüveni buldu kendinde.

    Ahmet Taner Kışlalı’lar, Uğur Mumcu’lar, Muammer Aksoy’lar ve daha niceleri böyle bir iklimde alındı aramızdan!

    Ciddiyeti fark edemedik ki; Türk ordusu tek kurşun atmaya gerek kalmaksızın teslim alınabildi! Aydınları, gazetecileri, siyasetçileri donup kaldılar!

    Kısacası Menemen ve Kubilay Olayı’na şaşı bakıldığı için Cumhuriyet’in sonu getirilebildi!

    Yeni bir kurtuluş, kuruluş ve devrim için sayısız ders tarihteki varlığını sürdürüyor. Elbette anlayabilene ve alabilene!

    Mustafa Fehmi Kubilay’ın nitelenmesi neredeyse olanaksız özverisi ne işe yaradı? Türkiye’de bugün gelinen nokta ne işe yaradığını fazlasıyla ortaya koyuyor. Elbette kusurlu olan o değil! Kusurlu olanın kim olduğunu kolaylıkla anlayabiliriz!

    Yeter ki aynaya bakalım!

    Ceyhun BALCI, 22.12.2013

    Image

  • ATEŞTENTÜRK

    ATEŞTENTÜRK

    (1892-1943)

    Hali vakti yerinde demek yetmez! Varlıklı bir ailenin oğludur Ateştentürk! Avrupa’nın ortasındaki İsviçre’de hukuk öğrenimini bitirmiş, doktora yapmaktadır. Doktora konusu da kapitülasyonlardır.

    Yunan İzmir’e çıkar çıkmaz arkadaşı Şükrü Saraçoğlu ile birlikte İtalya üzerinden bir geminin ambarında kaçak yolcu olarak Anadolu’nun yolunu tutar. Soluğu Kuşadası’nda alır. O tarihte işgalci Yunan’a kan kusturan efelere katılır. Kısa zamanda bu alanda da başarılı olur. Sayıları 1000’lere varan efe kuvvetine komuta eder. Ben hukukçuyum, elim silah tutmaz, bu işleri de başkaları yapsın diyenlerden değildir.

    Image

    Bir sonraki durak Milli Mücadele ve Ankara olur. 1. BMM’de İzmir Milletvekili’dir. Dün dağlarda Yunan kovalayan Ateştentürk Ankara’da meclistedir. Milli Mücadele sırasında cephelerde dolaşarak askere moral ve dayanç aşılama çabası içindedir.

    Kurtuluş Savaşı utkuyla sonuçlanıp ordularımız İzmir’i geri aldığında yeni bir mücadelenin eşiğinde olduğunun farkındadır. Artık, asıl uzmanlık alanında hizmet verme fırsatı bulacaktır!

    Bakanlık yaşamı İktisat Vekilliği ile başlar. Önemi bugün de yadsınmayan Şubat 1923’teki 1. İzmir İktisat Kongresi onun eseridir. Bugün ona faşist etiketi yapıştırma çabasında olanlar bu kongrenin anısına Konak’ta bir köşeye dikilmiş olan anıta baksalar her şeyi fazlasıyla anlayabilirler. Dört metal sütundan oluşan bu yalın anıttaki  sütunların her biri sırasıyla işçileri, çiftçileri, tüccarları ve sanayicileri simgelemektedir. Buna bir de Karl Marks ve Lenin ilgisini eklesek yarar sağlar mı? Bu konularla ilgili olarak da kalem oynatan Ateştentürk bu ünlü kuramcı ve uygulayıcıların yapıtlarını Türkçe’ye kazandırmayı da göz ardı etmemiş. Böyle faşiste can kurban deyip geçmeli.

    Image

    Ateştentürk için Türk devriminin ete kemiğe büründüğü varlıktır diyenler de olduğunu anımsayalım. Yıldızı Adalet Bakanlığı’nda da parlayacak ve uzmanlık alanının gereklerini bir bir yerine getirecektir.

    Image

    “Türkiye Cumhuriyeti akla ve bilime dayanmalıdır!” saptaması her şeyi tüm açıklığıyla ortaya koymuş olmuyor mu? Medeni Yasa, Borçlar Yasası, Kabotaj Yasası, Ticaret Yasası  ve Ceza Yasaları onu anıtlaştıran hukuk devrimlerinden birkaçıdır.

    Bitmez ,tükenmez enerjiye bakar mısınız? Bunca iş arasına hukuk fakültesi hocalığını da ekleyebilmiştir.

    Uygulamada da az başarılı değildir. 1926’da Ege Denizi’nde Fransız gemisi Lotus ile Türk Bozkurt gemisinin çarpışması sonrasında Lahey’de sahneye çıkacaktır Ateştentürk. Kapitülasyonlara Lozan’da son verilmemiş gibi davranan Fransızlara vereceği ders de özgeçmişine altın harflerle yazılacaktır. Ne de olsa Kapitülasyonlar doktora konusudur! Fransız ulusunun da uykudan uyanmasına katkıda bulunduğuna kuşku olmasa gerek. 1934’te yasası çıkınca soyadı olacaktır Bozkurt gemisinin adı. Mahmut Esat Bozkurt’tan söz ediyoruz. Ona faşist yaftası yapıştırma yarışına girenler Bozkurt soyadına bile sarılma bigisizliğini sergileyebilmişlerdir.

    Image

    Mustafa Necati ve Dr Reşit Galip’le birlikte Mahmut Esat Bozkurt son yıllarda en çok saldırıya uğrayan devrimcilerden birisidir. Nedensiz değildir. Adı anılanlar Atatürk Devrimi’nin kutup yıldızlarıdır. Yeri gelince savaş alanına inip elde silah dövüşen; ama zamanı geldiğinde de, bu kez elde kalem eğiten, öğreten, aydınlatandır onlar. Ödünsüz oldukları tek konu uygarlık, çağdaşlık ve vatanseverliktir. Akıl ve bilim rehberliğinde yaşamın her alanında verdikleri savaş bugün de farkında olarak ya da olmayarak elimizde tuttuğumuz değerleri kazandırmıştır desek yanılmış olmayız!

    Gerçek anlamda halkçı, Cumhuriyetçi ve Devrimci bir kişiliktir  Mahmut Esat Bozkurt! Yaşamının sonuna dek rahat etmesine yetecek olanağa sahipken; vatanı uğruna çarpışan, halkı uğruna çalışıp, didinendir!

    Son yıllarda Anadolu İhtilali kitabındaki bir bölümceden cımbızla çekilen tümcelerle de vurulmaya çalışılmıştır. Yetinilmemiştir. Aynı kitaptan yapılan ve kendisine ait olmayan ifadeler de eklenmiştir karalama seferberliğine! Hitler’in bir söylevinden yaptığı alıntılar kendi düşüncesiymiş gibi sunulmuştur insanlara. Oysa, Anadolu İhtilali kitabında Lenin, Troçki, Karl Marks, Jaures, Robespierre, Voltaire gibi pek çok bilgeden de alıntı vardır. Neyse ki, Ateşten Adam Mahmut Esat Bozkurt’un ne savunmaya ne da kendisini savunması için başkalarına gereksinimi yoktur. Söylemleri eylemleri ve yapıtları dimdik ayaktadır. Ona saldıranlar ve saldıracaklar aslında bir duvara çarpacaklarının farkında olmayacak kadar zavallı ve bilinç yoksunlarıdır.

    Image

    Ateştentürk’e gelince! Bir kez daha soyadı yasasının çıktığı yıllara dönmek zorundayız. Yasayla birlikte herkes kendisine soyadı ararken Mahmut Esat’a yakıştırılanlardan birisidir Ateştentürk. O, Lahey’deki başarısını ölümsüzleştirmek için Bozkurt’u seçmiştir.

    21 Aralık 2013’te Mahmut Esat Bozkurt İzmir’de  aramızdan ayrılışının 70. yılında ona yaraşır alçakgönüllülükte ve dolulukta bir etkinlikle anıldı. Efsane kuşağın yıldızlarından birisi olan Mahmut Esat Bozkurt’un yüce anısına saygımızı sunmak ve onunla da yetinmeyip onu daha iyi ve ayrıntılı tanımak bugün bizlere düşen önde gelen görev!

    Image

    Etkinlik boyunca kendime sorduğum bir soruyla bitirmek iyi olacak! Mahmut Esat benim dede kuşağım sayılır. İnsanlık tarihinde son derece kısa bir zaman aralığı! Onca yokluk ve yoksunluk arasında görkemli başarıların altına imza atan onlarsa, biz kimiz? Arada sizce de bir çelişki yok mu? Bunca kazanımı ve güzelliği bozuk para gibi harcayan bizler kimiz? Düşünmenin zamanıdır! Biraz kendimize gelip onlara yaraşır bir tutum içine girmek günahlarımızı biraz olsun azaltacaktır.

     

    Ceyhun BALCI, 21.12.2013

    Image

  • KORKU VE ECEL

    Görsel

    Korku ve Ecel

    Cumhuriyet, 21.12.2013

    Korkunun ecele faydası yok özdeyişi iktidardaki parti yöneticilerinin ruhsal durumlarına ve görünümlerine tam olarak uyuyor.
    Erdoğan’ı belediye başkanlığından alındığı günlerde İstanbul Belediyesi önünde toplanan bir avuç kalabalığa konuşurken bir rastlantıyla dinlemiştim.
    Bağıra çağıra meydan okuyordu.
    Tuhafıma gitmişti ve yazmıştım da bu izlenimimi…
    Bir kamu görevlisinin ya da hatta bir siyasetçinin değil; bir yerlerden güvence almış, sırtını bir yerlere dayamış, bir hedefe kilitlenmiş birinin, ölçü dışı bir konuşmasıydı bu.
    O sırada, cezaevine gireceği için korkuyor muydu, sanmam.
    Bunu şimdi çok daha iyi görebiliyoruz.
    Aldığı güvencelerin kendisini çok daha yukarılara çıkaracağının, birkaç ay sürecek cezaevi yaşantısının da oynamayı çok iyi becerdiği mazlum ve kahraman rolüne pek güzel bir altyapı kazandıracağının herhalde bilincindeydi.
    Sonra başbakan olarak hep bağırdı.
    Partisini kökünden sallayan rüşvet operasyonu sonrasında da bir süre sustuktan sonra Konya’dan sesini yükseltti.
    Fakat dikkatli bir kulak, bu bağırışın öncekilerden farkını, halka ve Tanrı’ya sığınıştaki çaresizlik tınısını, savurmaya devam ettiği tehditlerdeki geri çekiliş tonlarını ayrımsayabiliyor.
    Dikkatli bir göz, yüzdeki kasılmaları, sararmaları gözlerdeki donuklaşmaları görebiliyor.
    Başbakan korktuğunu, hem de fena halde korktuğunu artık gizleyemiyor.
    Fakat halk deyişinde pek güzel söylendiği gibi, korkunun ecele faydası yoktur…

    ***

    Rüşvet operasyonunun kimlerce, hangi güçlerce başlatıldığının çok fazla önemi yok.
    Burada bence asıl önemli olan, hırsızlığın, soygunun, yasadışılığın açık seçik ortada oluşudur.
    Bir cinayet işlendiğini ve onu kimin işlediğini ortaya çıkaranın kimliğinden daha önemli olan, bir cinayetin işlenmiş olduğunun ve kimlerce işlendiğinin öğrenilmesidir…
    Daha da önemli olgu, Türkiye’de devletin (yasamanın, yürütmenin, yargının) büyük oranda artık Türkiye Cumhuriyeti’nin yasama, yürütme ve yargı organları değil, iki gerici güç arasında paylaşılmış bir devlet erki olduğu gerçeğidir…
    Bu gerçekleri göz ardı ederek konuyu operasyonun hangi güçlerce başlatıldığı sorusuna yöneltmeye çalışmak, gerçeği saptırıp karatma çabasıdır…
    AKP yönetiminin ve yandaş medyanın yapmaya çalıştığı da tam olarak budur…
    “Rüşvet operasyonu”ndaki “operasyon” kavramının bile inanılmaz bir pervasızlık ve utanmazlıkla yönü değiştirilerek kafalar karıştırılmak isteniyor…
    Hükümet açıklamalarında ve hele yandaş medya yayınlarında, asıl operasyon sanki rüşvetçilere karşı yürütülen değil de, bu operasyonu düzenleyenlere karşı yapılan bir operasyonmuş izlenimi yaratılmaya çalışılıyor…
    AKP yönetimi ve başındaki kişi bir kez daha, kavramları tersyüz etmede, doğruyu eğri, eğriyi doğru göstermede inanılmaz “usta”lığını gösteriyor…

    ***

    Fakat nereye kadar?..
    Haziran Direnişi günlerindeki yazılarımda ve konuşmalarımda Tayyip Erdoğan’dan bir geri çekilme, uzlaştırıcı bir sağduyu davranışı beklemenin anlamsızlığına değinenlerden biriydim…
    Aynı şeyi bir kez daha görüyoruz ve bu da söz konusu kişi bakımından tutarlı bir davranıştır…
    Tayyip Erdoğan en başından beri çevresini koruyarak, hiçbir konuda hiçbir ödün vermeyerek bugünlere gelebilmiş bir kişidir.
    Bugünden sonra da ondan farklı bir davranış beklemenin, teslimiyetçilikten başka bir anlamı olamaz.
    Bugün gelinen noktada tek fark, rüşvetin, hırsızlığın, çürümenin artık örtbas edilemez olduğu, halk insanlarının da artık her yerde bu gerçeği korkusuzca, çekincesizce, açıkça dile getirmeleridir…
    Suçları gizlenemez olanlar ise korkularını da artık gizleyemiyor…
    Özdeyişi yineleyecek olursak, korkunun ecele faydası yoktur…
    Fakat bu kaçınılmaz sonu çabuklaştırmanın tek yolu, çarpışan iki gerici gücün dışında kalan herkesin, seyirci olmaktan çıkarak, her alanda, her platformda ve sadece lafta da kalmayarak, etkili, kararlı, sonuç alıcı bir savaşım vermesidir…

  • Image

    OTOBÜSTE İŞİTTİKLERİM

    Tren, vapor, metro ve belediye otobüsleri insanların serbest kürsüsü işleviyle yüklü.

    Dün (20.12.2013) 63 numaralı EVKA 3- Gümrük otobüsünde Alsancak’a yolculuk etmekteyken bir kaç dakika sonra işiteceklerimi kestiremezdim. Adliye durağında otobüse binen son derece çağdaş görünümlü çift yanı başımdaki koltuğa oturuyor. Çok geçmeden erkeğin duyulabilir tonda yorumları başlıyor. Kulak kesilmeme gerek yok! İstemesem de işitebiliyorum! Gazeteye göz atmaktan vazgeçip, özenle dinlemeyi seçiyorum.

    Kod adı ayakkabı kutusu olan güncel rezalete bir de başka açıdan bakma olanağı doğmuş oluyor bu kulak misafirliğiyle. Meğer, Türkiye döviz kazanıyormuş böylelikle.  Ayakkabı kutusundaki milyon dolarlar hırsızlık ürünü sayılmazmış. Ülke kazanırken lafı bile olmazmış bu yeşil dolarların, turuncu avroların! Ülkenin önünü kesme girişimleriymiş gerçekte bu operasyonla yaşananlar.

    Otobüsteki serbest kürsüye daha fazla tanıklık edemeyeceğim için üzgünüm. Acelem var, Alsancak’ta inmeliyim! Kendisini onaylayan hanımefendinin yanındaki beyefendinin son sözleri de yerelle ilgiliydi.

    İzmir bir fırsatı kaçırma noktasına gelmiş son babalı-oğullu rezalet yüzünden. Belediye seçimlerini bir kez daha CHP’nin kazanacağına kanaat getirmiş belli ki yandaş beyimiz! “Şu CHP de ne şanslı, yine dört ayak üstüne düştü!” işitebildiğim son sözleriydi. Başka ne inciler saçtı bu yurttaşımız bilemiyorum. Zamanım olsa sonuna dek duymak isterdim.

    Görüştür, eğilimdir deyip geçmek vardı bu sözlere! Oysa, en olumsuz şeylerin bile nasıl rasyonalize edileceğine ibretlik bir örnekti işittiklerim. Türkiye’deki kutuplaşmanın boyutlarnı göstermesi bakımından da anlamlıydı duyduklarım. Şaşırtıcı olduğu kadar ürperticiydi demekten başka söz bulamıyorum! Böylesine kabul edilemez olaylara bu denli soğukkanlı yaklaşım olabilir mi sorusunun yanıtı ne yazık ki “evet” olmak durumunda!

    Ceyhun Balcı, 21.12.2013

     

  • TOZ DUMAN ARASINDA

    Türkiye babalı-oğullu soygunlarla sarsılınca bazı haberler de güme gitmiş oldu. Onların da hakkını vermek gerekir! Unutulmayı hak etmiyorlar

    Image

    VİZESİZ AB(?)

    Geçen hafta cilalı haberlerden birisi olarak pazarlanmıştı. “AB, Türkiye vatandaşlarına vizeyi kaldıracak!” haberi kulağa ve göze hoş görünmüştü. Oysa, bilinçli bir şekilde görmezden gelinen yönü vardı haberin. Pek çok medya kuruluşu haberin vize bölümünü büyütürken, diğer bölümünü ara ki bulasın! “Geri kabul anlaşması” da sözde antlaşmanın önemli öğesiydi. Türkiye, konumu gereğince Asya ve Afrika kaynaklı insan kaçakçılığının geçit noktasında yer alıyor. Kaçakların önemli bölümü Avrupa’yı hedefledikleri için sorun AB için de çok yakıcıdır. Vizesiz AB havucunun arkasındaki sopa da budur! Yakalanan kaçaklar Avrupa’dan Türkiye’ye iade edileceklerdir. Yükselen ve uçuşa geçen Türkiye kaçak besleme ve barındırma noktası olacaktır. Bu önemli ayrıntının kamuoyunun gözünden kaçırılması önemlidir! Yanıltma söz konusudur! Vize kaldırılabilir belki ama çok da önemli bir bedel ödetilecektir.

    BİR BABA BİR OĞUL

    Image

    Saatlerin 2015’e 1 kalayı gösterdiği bugünlerde önemli bir başka gelişme daha oldu. Sözde Ermeni Soykırımı lobisi 1015’te dalya deme hazırlıkları içindedir. Tanı(n)ma yolunda önemli yol almışlardır. Sırada Tazminat ve elbette Toprak var! Büyük Ermenistan hedefine giden yolda önemli bir köşetaşı çok uzağımızda değil.

    Güneşin balçıkla sıvanamadığı gibi “Ermeni soykırımı olmamıştır!” demek de suç değil artık! AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Doğu Perinçek-İsviçre Davası’nda vardığı kararla “Ermeni Soykırımı yalandır!” demenin suç olmadığını kesinleştirmiştir. Bu konudaki Rus arşiv çalışmalarıyla başka dillerde de yapıtlar veren oğul Perinçek hapislerde engellenirken, baba Perinçek’in hukuksal düzlemdeki başarısı bu ülkeye yapılmış en büyük iyiliklerden birisi olarak anılmayı hak ediyor! Talatpaşa Komitesi’nin Avrupa’da ses getiren eylemlerinin utkuyla sonuçlanmış olması 2015’e 1 kala paha biçilmez önemde bir kazanımdır. Önemsenmelidir! Üzerine üşüşen leş kargaları karşısında Türkiye’nin önemli bir kozu olmaya adaydır.

    Ayakkabı kutularına istiflenen yeşiller bu önemli gelişmeleri gözden kaçırmamıza neden olmasın!

    Gündem babalar ve oğullarla sarsılırken bir başka baba-oğulun hakkı yenmesin!

    Ceyhun BALCI, 19.12.2013

  • MUHALEFET ARANIYOR

    Image

    KOALİSYON

    Bir zamanlar fazlaca haşır neşir olduğumuz olguydu koalisyon. Son 10 yılda neredeyse unutmuştuk! Bunun nedeni yokluğu değil hissedilmemesiydi! Mutlak çoğunluk son derece kıvrak ve etkili(!) bir uygulama içindeydi.

    Oysa, siyaset ve İslam ilişkisinin olduğu her yerde parçalı bir yapı söz konusudur. İrili, ufaklı sayısız yapı, şeyh, önder vs vardır. Parçalılık görünürde düşünsel olsa da daha çok çıkarsaldır. Adına tarikat/cemaat denen her yapı aynı zamanda ekonomik bir güç ve birliktir. Geçmişteki bu durum son 10 yılda derinleşti.

    Tarih boyunca koşullar gereği bu ayrılıklarını bir yana bırakan parçalı yapının son günlerde ayrışma eğiliminde olduğu gözlemlenmekteydi. Kırılganlık şaşırtıcı değildi. Ama, dün başlayan sürecin bu denli yüksek perdeden ses çıkartması da beklenen bir durum değildi.

    İktidarın kaptırılması tehlikesinin hiç olmasından mıdır bilinmez! Uzunca süre tek yumruk olabilmiş koalisyon çatırdamaktadır.

    Gülmeli mi yoksa ağlamalı mı?

    Türkiye siyasetine ve özellikle de muhalefetine bakarsanız ne demek istediğim anlaşılacaktır. Bir şeylere angaje olmuş, iktidara değil de sürücü değişikliğine teşne siyaset anlayışı bugünün önde gelen sorunu gibi gözükmektedir.

    Bunun böyle olduğu önümüzdeki günlerde daha iyi anlaşılacaktır!

    Ad vermekte sakınca yok! Ülkeyi değil de kısır çekişmeleri, iktidarı değil de muhalefeti ya da yedek lastik olmayı seçebilen CHP-MHP ikilisi tarihsel bir yanılgıya düşmüş durumdadır. Hep söylendiği gibi iktidar değil muhalefet sorunu vardır Türkiye’nin! İktidar istemeyen bir muhalefet vardır karşımızda!

    Bu sorun çözülmedikçe iktidar düştür. Yeni polis şefleri, yeni savcılar atanarak bu atak da savuşturulabilir! Artık, iyice bellenmelidir ki; Türkiye’de iktidar, iktidarı kolayca terke edecek gibi durmamaktadır!

    Aylar önce MİT üzerinden gerçekleştirilmek istenen atağı anımsayın! İktidar için yasal düzenleme bile yapılabilmiştir. Şimdi de yapılabilir!

    Muhalefet, muhalefet gibi olmalı!

    Ceyhun BALCI, 18.12.2013

  • ÖMER HAYYAM

    Image

    ÖMER HAYYAM

    (1048-1131)

     

    Rubaileri ölümünün üzerinden on asır geçse de suç unsuru olmayı sürdüren İranlı şair!  Hayyam’ı nasıl bilirsiniz dense pek çoğumuzun aklına şarap düşkünü, rubai ustası, gününü gün eden ateist gelir akla! Yaşadığı çağa göre oldukça uzun sayılabilecek yaşamında topu topu 150-200 rubai yazmış. Ona ait olmayıp yazdığı varsayılanlarla birlikte sayı bini bulmuş.

    Oysa Hayyam çok daha fazlasıdır. Onu bir kaç yüz rubaiye sığdırmak, onu bilmemek ve yüce anısını incitmek anlamına da gelir!

    Şair ve rubai yazarlığına filozof, astronom, matematikçi ve bilimci sıfatları da eklenmeli.

    Pascal Üçgeni’ni ilk bulan kişi olduğu çok da bilinmeyen bir başka özelliğidir.

    Öklid dışı geomterinin de temellerini atmış.

    Selçuklu hükümdarı Melik Şah’ın çağrısıyla bir gözlemevi kurmuş.

    Mutezile felsefesi akımının güçlü izleyicilerinden birisi olmuş!  Yazgı/alın yazısı inancını o çağda yadsıyacak denli yürekli ve özgüvenli olabilmiş.

     

    “Beni özene, bezene yaratan kim? Sen!

    Ne yapacağımı da yazmışsın önceden.

    Demek günah işleten de sensin bana :

    Öyleyse nedir o cennet cehennem?”

    diyebilmek bu çağda olduğu gibi o çağda da her babayiğin harcı değildir. Çadırcı anlamına gelen Hayyam babasının mesleğinden gelme adıdır.

    Miladi ve Gregoryen takvimlerden çok daha duyarlı ve hatasız Celali takvimini de bulandır!

     

    Soran, sorgulayan doğal olarak da özgürce ve sınırsızca yazan ve yine doğallıkla softanın, yobazın ve çıkarları aşınanların korkulu düşü olmuş.

    Ömer Hayyam bu dünyadan göçtükten 1000 yıl sonra bile çok güvenilir ve duyarlı bir turnusol kağıdı işlevi görebiliyor. Aydınlığın, aklın ve bilimin sesi olduğu için ona saldıranlara, onda inanca saygısızlık arayanlara yobaz etiketi yapıştırarak bugün de bizlere ışık saçmayı sürdürüyor.

    Ömer Hayyam’ı bilmek, onu sevmek ve benimsemek bugün de insanın başını derde sokabiliyor. Fazıl Say en son örnek! Ona yapılan dinsiz, imansız yakıştırması da son derece yersiz ve dayanaksız! Tek kusuru farklı bakmak! Avrupa’da kendisinden 500 yıl sonra gerçekleştirilen aydınlanma devrimini, erkenden başarmış olmak gibi bir hataya düşmüş!

    Kısacası Ortaçağ karanlığında devrimcinin adıdır Ömer Hayyam!

    Ceyhun BALCI, 16.12.2013

    Image