cumhuriyetciyorum

Çağdaş, akıl ve bilimi rehber edinmiş, laik ve demokratik bir dünya ve Türkiye için…

  • Image

    TAŞNAK-BDP BULUŞMASI

    Bugünkü Aydınlık’ın 9. sayfasında çok önemli bir haber ilişti gözüme. Çok daha görülebilir şekilde olmalıydı bu haber diye düşündüm. Haberin başlığı :

    “BDP, Taşnak Partisi’ni ağırladı!”

     

    Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş türünden bir buluşma! Cumhuriyet’in 90. yılında anlamlı bir temas! Haberden iki partinin daha önce de Vaşington’da buluştuğu not edilmiş. Her iki partinin iplerini tutan ülkenin başkentinde buluşmaktan doğal ne olabilir?

    Image

    İki partiyi yakından tanıyalım!

    Önce BDP! Açık adı Barış ve Demokrasi Partisi. Ambleminde dalının neremize battığıyla ünlenen meşe ağacı var! Merkez Sol olduğu ileri sürülse de Kürt Milliyetçiliği misyonunu öne koymakta. Normalleşen Türkiye’de terör örgütü PKK ile arasına sınır koyma tiyatrosundan da kurtulmuş durumda. Daha dün federasyon zamanı geldi diyen bir tutum içinde. Askeri kazanımlarımız bu düzeye gelmişken bir şeyleri yaşama geçirme zamanı diyen bir yapılanma! Örneğin CHP’yi “milliyetçilik”le suçlayabilmiş olan Sosyalist Enternasyonal’e gözlemci konumunda üye!

    Taşnak Partisi ise 1890 doğumlu. Taşnak Ermenice’de federasyon anlamına geliyor. Pek çok örgütün birleşmesiyle kurulduğu için bu adla anıldığı söyleniyor. 1894’te Sason başkaldırısıyla silahlı eylemlere başlayan Taşnak 1896’da bu kez İstanbul’da Osmanlı Bankası baskınıyla dünyanın ilgisini çekme girişiminde bulunmuş.

    Fransız, Rus ve İngiliz emperyalizminin maşası olmakta sakınca görmeyen Taşnak’ın şansı Sovyet döneminde tersine döner. Özellikle, Stalin döneminde sayısız Taşnakist Sibirya’yı boylar. Sonrasında ver elini Diyaspora! Sovyet sonrası dönemde de inişli çıkışlı bir grafik izleyen Taşnak Partisi koalisyon ortağı olma noktasına kadar geldiğine göre fazla söze gerek yok! Ülkesi olan bir ulus daha büyük ülke peşinde!

    Tıpkı Kürt cephesindeki eşdeğeri gibi Taşnak Partisi de eli kanlı bir geçmişe sahip. Onların başkalarına yaptıklarına bakmak yerine kendileri gibi olmayan Ermenilere yaptıklarına göz atmak çok daha iyi fikir verecektir. Etnikçi olmayan Ermenileri öldürdükten sonra alınlarına haç çizen Taşnak Partisi militanları Kara Haç çetesini oluşturmuş! Neden mi kara haç? Kuruyan kan kararır ya işte ondan!

    2015’e geri sayarken elde ettiği kazanımlarla belirli bir konuma gelen BDP ile sözde soykırımın 100. yıldönümünde 3 T’nin ilkini ve ikincisini yani Tanıma ve Tazminat’ı kotarmaya çalışan Taşnak Partisi’nin BDP’den öğrenecek çok şey olduğu kuşkusuzdur.

    Sözde soykırımı zahmetli çalışmalarla çürüten Mehmet Perinçek’in hapislerle engellenmeye çabalanması ve bir kenara çekilme yaşındayken yine bu konuyla ilgili hem de İngilizce kitaplar yazan emekli büyükelçi Şükrü Server Aya’nın Londra’daki kitap tanıtım gününe Türk elçiliğinin ilgisiz kalması boşuna değildir.

    Image

    Tencere yuvarlanıp kapağını bulmuştur. İyi ama, bu yuvarlanmaya izleyici kalanları unutalım mı? Taşnak ve Kürt milliyetçiliğinin önündeki engelleri temizleyenler hiç unutulur mu? Aslında bir üçlü vardır karşımızda! İçimizdeki İrlandalılar! Pardon! Kürtçüler ve Ermenilerden soykırım için özür dileyelimciler!

    Ceyhun BALCI, 04.12.2013

     

    Image 

  • BİR MEKTUP…

    Image

    BİR MEKTUP!

    Teknoloji her şeyi sanallaştırdı. Kağıt ve kalem yok olma yolunda! Basılı kitaplar da tarihte kalmak için gün sayıyor! Mektup çoktan tarih olmuştu! En son ne zaman bir mektup yazmıştım? Ya da almıştım? Bir yurtseverin mektubu bu yokuluğu hiç beklenmedik anda sonlandırdı!

    İznini almadığım için adı bende saklı olan yurtseverin Maltepe Askeri Cezaevi’nde çile doldurmakta olduğunu söylemekle yetiniyorum!

    Dik duran ve direngen insanların satırlarıydı mektuba yansıyan! Alttan alıp, kendisini kurtarmaya çalışan değil; haykıran, sorunun içerideki kendilerinin olmaktan çok sözüm ona dışarıdaki bizlerin ve daha da önemlisi ülkenin sorunu olduğunu vurgulayan bir mektup!

    Okunması dileğiyle….

    Ceyhun BALCI, 02.12.2013

    Image

  • ÇIPLAK AYAKLA KOŞMAK

    Image

    ÇIPLAK AYAKLI MARATONCU

    Sporla ve spor tarihiyle ilgilenenler anımsayacaklardır. İlk kez bir siyahın maraton kazanışını. 1960 Roma Olimpiyatları’nda ipi göğüsleyen Abebe Bikila (1932-1973) “çıplak ayaklı” oluşu ile de ilgi odağıdır. Bu başarısını bir sonraki olimpiyat olan Tokyo’da  yineleyecektir.

    Bir başka ilginçlik de Abebe Bikila’nın ülkesi Etiyopya’nın bayrağını sömürgecisi olan İtalya’da dalgalandırmış olmasıdır. Tıpkı, 1936’daki Berlin Olimpiyatları’nda “ırkçılık” kazanının kaynatılmaya başlandığı Hitler Almanya’sında onur kürsüsünün doruğuna tırmanan kara derili Jesse Owens’ın yaptığı  gibi…

    Abebe Bikila’ya dönersek; o günlerde çıplak ayaklı koşuculuğun özellikle koşanın yoksul Afrikalı oluşu da göz önüne alındığında yokluktan kaynaklandığı sanılabilir.

    Oysa, gerçek farklıdır!

    O çıplak ayaklı maraton öncesinde ünlü bir spor ayakkabı üreticisi olan Adidas (aynı zamanda olimpiyatın spor ayakkabısı destekçisidir) kullanması için Bikila’ya bir çift ayakkabı verir. Ayakkabıları deneyen Bikila rahat edemez. Ayakkabı kullanma olanağı bulunduğu halde “çıplak ayakla koşma”yı seçer. Çünkü, “çıplak ayakla” daha rahat koşmaktadır.

    Çıplak ayaklı koşu utkuya taşır Bikila’yı…

    O günün koşullarında ve bilgi düzeyiyle “çıplak ayakla koşmanın” sağlayabileceği avantajlardan habersiz olan Bikila yarış sonrasıda “çıplak ayakla” koşusunun nedenini şöyle açıklayacaktı :

    “Dünyanın ülkem Etiyopya’nın daima kararlılık ve kahramanlıkla kazandığı gerçeğini bilmesini istedim!”

    O günlerde pek de anlam verilemeyen bu davranış bugünlerde Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmanın sonuçlarıyla anlam kazanmaya aday oldu denebilir.

    Ekte çevirisine yer verilen bu yazıda da vurgulandığı gibi, “çıplak ayaklı koşuculuk” ayakkabılı koşuculuk ile karşılaştırıldığında özellikle maraton gibi uzun mesafelerde sporcuya biomekanik kazanç ve böylelikle kas-iskelet sakatlıklarından bağışıklık sağlamaktadır.

    Artık anlaşılmıştır ki; ayakkabılı koşucularda kaçınılmaz olan bir dizi döngü orta ve uzun erimde kimi kas-iskelet rahatsızlıklarına eğilim yaratmaktadır.

    İlk bakışta çok güç gibi görünen “çıplak ayaklı koşuculuk” artık gerçekte kolaylık sağlayan kazançlı bir seçenektir.

    Ceyhun BALCI, 02.03.2010

    Image

    ÇIPLAK AYAKLI KOŞUCUCULUK GERİ(mi) DÖNÜYOR

    Nature, 28 January 2010, 463 : 433-434.

    William L. Jungers

    İki ayağı üzerinde yürümesi ve koşması insanı maymunlardan ayırt edici özelliğidir ve hominisin, uzun süredir  hem insanı hem de uzak akrabalarımızı içeren kökenimizden ayrımında belirleyici uyumu olmuştur. İki ayak üzerideliği milyonlarca yıldır süregelmekte olan insan bu sürecin % 99’unda ayakkabısızdır.1 İnsan ayağının eşsiz ve özgün anatomisi de dünyanın belirli bölgelerinde hâlâ olağan bir durum olan çıplak  ayaklılığın sonucudur. Dolayısı ile, Lieberman ve meslekdaşlarının bu konudaki biomekanik araştırmaları  (bu sayının 531. sayfasında)3  insan evriminin değerlendirilmesine ilişkin  göndermelerde bulunmaktadır. Bu yayın, ayrıca koşu ayakkabısı tasarımı ve spor hekimliğine ilişkin yararlı ve düşünmeye yöneltici potansiyeli ile  de dikkat çekicidir. (Açıklama :  Artık ne ayakkabıyla ne de çıplak ayakla koşmuyorum).

    Ayakkabılı koşucuların çoğu yere ilk olarak topukları ile basarlar (Ayak Arkası Teması, AAT).Bu çalışmada gözlemlenenler3gibi deneyimli çıplak ayaklı koşucuların (koşullara bağlı olarak değişmekle birlikte) yere ilk basışları bazen AAT şeklindeyse de bu tür basışta yineleyici, aşırı şok kuvvetleri nedeniyle ortaya çıkabilen sakatlıklardan uzak durma adına bu tür basıştan kaçınırlar. Ayağın düz olarak  (Ayak Önü teması, AÖT) daha önüne  ya da lateraline basılması (Ayak Ortası Teması, AOT) bazılarınca ayak biomekaniği bakımından daha arzu edilen bir durum olarak görülmektedir. AÖT ve bazı AOTdurumlarında ayağın bası(nç) merkezi temas sırasında zorunlu olarak önden başlamakta ve öne hareket etmeden önce ayak parmaklarının zeminden kalkması öncesinde kestirmeden arkaya doğru yer değiştirmektedir. (Sprinterler ayakkabılı olsunlar ya da olmasınlar başka mekanik nedenlerle ayak önleri üzerinde koşarlar). Diğer farklılıklar arasında ise, AÖT ile koşan çıplak ayaklı koşucuların daha kısa adımlar atma eğiliminde oluşları ve daha iyi bir bacak ve ayak bileği uyumu sağlayacak düz (dikey) bir bacakla koşmaları sayılabilir (etki kuvveti karşısında vücut kütle merkezinin azaltılması için). Bu durum geçici kuvvetin köreltilmesine yarar ve daha az uyumsuzluk anlamına gelir  (“daha rahat koşu”). Çoğu çağdaş koşu ayakkabısında yer alan ve  rahatlık, dengelilik ve AAT’ındaki geçici kuvvetleri zayıflatmayı amaçlayan yükseltilmiş ve yastıklanmış topuk tasarımı bazı kas-iskelet sorunlarına yol açabilmektedir.

    Lieberman ve arkadaşlarının  bu çok yönlü çalışması3 ayak ve bacakla bire bir aynı boyutta “L biçimli çift sarka町eklindeki çarpışmalı modeli geliştirerek çıplak ayaklı koşunun temel biomekaniği  konusundaki bilinenleri doğrulamakta ve geliştirmektedir. Daha sonra böyle bir sarkaç modeli aracılığıyla hareketli ya da hareketsiz bir ayak bileği varlığında zemin ile çarpışmada ne kadar enerji alış verişi içinde olunduğu da hesaplanmıştır. Ayrıca, karşılaştırmalı insan veritabanını da yalnızca laboratuar ortamındaki verilerle değil Afrika’daki geleneksel çıplak ayaklı koşucuları da inceleyerek geliştirmişlerdir (Şekil 1). AÖT (ve bazı AOT koşucularında) yapanlarda ayağın efektif kütlesinin azaldığını ve bir miktar geçişken enerjinin dönel enerjiye dönüştürüldüğünü belirlemişlerdir; baldır kasları topuk düşmesini önlemekte ve AÖT koşucuları hem Aşil tendonu hem de ayağın uzunlamasına kavisindeki elastik enerji birikiminin yarattığı önemli bir kazançlılığa  sahip olmaktadırlar. Sonuç olarak,  AÖT ve AOT koşucuları daha fazla baldır ve ayak kası gücüne gereksinim duyarlar ancak,bu özellikler  çıplak ayaklı koşucuyu çok sert yüzeylerde bile rahatsız edici ve yaralama potansiyeline sahip geçici şoklardan korur.

    Bu çalışmada varılan sonuçlar Bramble ve Lieberman’ın insan vücudunun Homo’nun 4 ortaya çıkışı ile başlayan dönüşümünde dayanıklı koşu(DKH)  hipotezini tamamlayıcı ve güçlendirici niteliktedir. Çok eski australopitosen tipte iki ayak üzerindelik (bir Australopithecus aferensis olan Lucy’de görüldüğü gibi) oldukça eski bir özellik ve herhangi bir standarda göre büyük bir başarıdır. Ancak,  bu iskelet tasarımı Pliocene/Pleistocene dönem bileşkesinde yaklaşık 2 milyon yıl önce  belirmiştir. Daha uzun alt ekstremiteler ve daha kısa ayak parmakları bu yeni tasarımın parçalarıdır, ve eğer DKH doğruysa bu özelliklerin tam kavisli bir ayakla birlikte evrimi olasılıkla av kovalama için bir bütünün stratejik uyumsal bir parçası ile bağlantılıdır.5,6 Australopitosen çıplak ayağı topuk-parmak yürüyüşü için ve belki de kısa, patlayıcı sprintler için son derece uygundur.7 Bu noktada, Lucy’nin bir maratoncu olmadığı  anımsanmalıdır.

    Blogosfer ve tanınmış dergiler, daha doğal ve daha az yaralanmaya eğilim gösteren yönlerine övgüyle birlikte ve sıklıkla DKH’e ve ayakkabısız ayağın evrimsel üstünlüğünün çekiciliğine onay veren hararetli tartışmalarla dolup taşmaktadır. Diğer yandan da, koşu ayakkabısı üreticileri ve diğer  ayakkabı tasarımcılarının da bu yeni çalışmayı göz önünde tuttuğu açıktır.3 Çıplak ayaklıymış gibi ayakkabı tasarımları, bugün için endüstrinin küçük bir bölümünü kapsamakla birlikte güncel olarak ilgi çekicidirler. Çoğu ayakkabılı koşucuda asla kas-iskelet sorunu oluşmasa da, mevcut veriler ayakkabılı koşucularda % 19-79 olguda sorun geliştiğini göstermektedir.9 Her ne kadar, özellikle ileri teknoloji ürünü ya da PKYYT (pronasyon kontrollü,yükseltilmiş yastıklanmış topuklu) tasarımlarının yaralanmaya yol açtıklarına ilişkin keskin kanıtlar bulunmamakla birlikte benim görüşüme göre bu tasarımların söz konusu yaralanmaları önlediklerine ilişkin de dişe dokunur bilgi yoktur.10,11  Sonuç olarak, ayakkabıların genel olarak bazı tipte süreğen ayak sorunlarına yol açtığına ilişkin güvenilir  bulgular vardır.12,13

    Düşüncelerin yerini gelişmiş verilerin alması ve anekdotların yerine de bilimsel açıklamalar ve denenebilir modeller oluşturulabilmesi için Lieberman ve arkadaşlarınınkine benzer daha başka çalışmalar yapılması gerekmektedir. Eğer gerekliyse koşucu ayağının giydirilmesi bakımından kanıta dayalı yaklaşımla birlikte özenle tasarlanmış biomedikal çalışmaya gereksinim olduğu ortadadır.

    William L. Jungers

    Anatomik Bilimler Bölümü,Stony Brook Üniversitesi Tıp Merkezi,

    Stony Brook, New York 11794-8081, ABD

    e-mail : William.jungers@stonybroosk.edu

    1. Trinkaus, E. J. Arch. Sci. 32, 1515-1526 (2005)
    2. Klenerman, L.&Wood B.A. The Human Foot : A Companion to Clinical Studies (Springer 2006)
    3. Lieberman, D.E. el al. Nature 463, 531-535 (2010)
    4. Bramble, D.M.&Lieberman, D.E. Nature 432 345-352 (2004)
    5. Rolian, C. Et al. J. Exp. Biol. 212, 713-721 (2009)
    6. Lieberman, D.E., Bramble, D.M,Raichlen, D.A.&Shea, J.J. in The First Humans (eds Grine, F.E., Fleagle, J.G.&Leakey, R.E.)77-98 (Springer 2009)
    7. Lee, S.S.M.&Piazza, S.J. J.Exp. Biol. 212,3700-3707(2009)
    8. McDougall,C. Born to Run : A Hidden Tribe,Superathletes and the Greatest Race the World Has Never Seen (Knopf 2009)
    9. Van Gent, R.N. et al. Br. J. Sports Med. 41,469-480 (2007).
    10. Rishards, C.E.,Magin, P.J.&Callister, R. Br. J Sports Med. 43, 159-162(2009)
    11. Kerrigan, D.C. et al. PM&R 1, 1058-1063(2009)
    12. Rao, U.B.&Joseph, B. J.Bone Joint Surg. 74B,525-527(1992)
    13. Zipfel, B.&Berger, L.R. The Foot 17,205-213(2007)
  • ACIKLI SON!

    Görsel

    ACIKLI SON!

    Expo serüveni bir kez daha düş kırıklığıyla son buldu! Toplumun gözünde Expo kente bol ziyaretçi ve doğallıkla para girişi olarak sunuldu. Durum böyle olunca pek çok şeyden vazgeçilebilirdi. Kişi başına düşen yeşil alan yoksulu İzmir’de İnciraltı bile gözden çıkartılabildi. Son süreç boyunca işin bu yanı çok da dikkate sunul(a)madı! Hatta, bu açıdan eleştirmeye yeltenenlere “yoksa sen İzmir’in gelişmesine karşı mısın?” diye çıkışıldığı da oldu. Oysa, İzmir EXPO’ya ev sahipliği yapabilirdi. Örneğin bir çöp toplama alanı ya da taş ocağı EXPO yapılaşmasının mekânı olara seçilebilirdi. Böylelikle, kent bir olumsuzluktan kurtarılabilirken, kazanç da sağlanabilirdi.

    Bir de tema yanlışlığına değinmek gerekir! Bilindiği gibi Türkiye’de pek çok şeyin yerelleşmesi söz konusuyken; sağlık, merkezi yapısını korumaktadır. Dolayısı ile sağlık temalı bir düzenlemede yerelden çok merkezin öne çıkması şaşırtıcı olmamalıydı! Tıpkı, olimpiyatlar gibi bu düzenlemede de kentin öne çıkması gerekirdi. Bu öne çıkış da ancak kente özgü bir emayla söz konusu olabilirdi.

    Son Expo yenilgisi kentin yeşilini kurtardı mı?

    Yetkililerin açıklamalarına bakılırsa bu soruya olumlu yanıt vermek son derece zor! Örneğin başkana göre İnciraltı’na AVM değil ama sağlıkla ilgili yatırımlar yapılabilirmiş. Yatırımı, yapılım olarak anlamak olası! Her ikisi de yeşili yok etmeyecek mi diye sormak durumundayız!

    Başka açıklamalar da var!

    Tümünün toplamı, Expo yenilgisine üzülürken İnciraltı’nın kurtuluşuna sevinmek için henüz erken dedirtecek türden!

    Acıklı son yalnızca Expo için değil, İnciraltı için de geçerli!

    Ceyhun BALCI, 28.11.2013

  • MEHMET FUAT UMAY

    Image

    Dr. MEHMET FUAT UMAY

    (1885-1963)

    Mehmet Fuat Umay 1908 kuşağından bir Tıbbiyeli. Pek çok yaşıtı gibi yaşamı cephelerde geçmiş. Fırsat bulduğunda Tıbbiye’yi bitirmiş. Savaşlarda yorulup, barışta bir kenara çekilme fırsatı bulanlardan olmamış.

    Türkiye Cumhuriyeti yorgun, yoksun, hastalıklı bir nüfusun yanı sıra hatırı sayılır bir  öksüz-yetim ordusu da devralmış. İzmir Marşı’na konu olan

    “şehit olanları deftere yazdım,

    öksüz yavruları bağrıma bastım”

    dizeleri şehit sayısı kadar yetim-öksüz olduğunu doğrular.

    Pek çok şey çözüm için sırasını bekleyebilirdi! Anasız-babasız çocuklar öyle mi? Henüz Cumhuriyet’i ilan etmeden bu yaşamsal soruna el atan kalpaklıların işbölümünde Dr Mehmet Fuat Umay’a bu çocuklara kol-kanat germe görevi düşmüş. 1923 yılının ilk aylarında yola düşen Dr Mehmet Fuat’ın yolu bu kez uzaklara, ABD’ye uzanmış. Amaç, Darüleytam’dan dönüştürülecek Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağış toplamak!

    Image

    Doğu ABD : Mavi Rota Mehmet Fuat Umay’ın yolculuk rotası

    O zamanın ulaşım olanakları göz önüne alındığında zorlu bir yolculuk. New York’tan başlayıp, Şikago, Filadelfiya, Waşington DC ve başka irili ufaklı Amerikan kentlerini kapsayan bu yolculuk bir taşla iki kuş vurulmasını sağlamış.

    Bir yandan muzaffer Türkiye tanıtımı yapılırken diğer yandan da oralardaki Türkler’in yanı sıra dünyanın bir çok köşesinden Müslüman’ın bağışları toplanmış. Toplanan 100 bin dolar bu yolda iyi bir maya olmuş.

    Bu çok bilinmeyen tarih sayfası Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözlerini bir kez daha doğrulamıştır da diyebiliriz!

    “Ordu yok diyenlere : KURULUR!

    Düşman çok diyenlere : YENİLİR!

    Para yok diyenlere : BULUNUR!”

    Türkler savaşta da, barışta da böyle davranabildikleri için Çılgın Türkler olmadılar mı?

    Bu zahmetli yolculukta yalnızca para toplamakla yetinmemiş. Aynı zamanda bilgi ve görgü de toplamış. Ünlü eğitimbilimci John Dewey bile ziyaret edilmiş. Özellikle, yetimhane ve çocuk yuvalarına zaman ayırılarak, dönüşteki projeler için dağarcık doldurulmuş.

    Savaşta vatana, barışta öksüz çocuklara odaklanan Dr Mehmet Fuat, kendisine Atatürk tarafından verilen UMAY soyadını da fazlasıyla hak etmiştir. Umay, eski Türk mitolojisinde çocukları koruyan ruhtur!

    Mehmet Fuat UMAY’ın adı yeterince duyulmuş mudur? Duyulduysa gereğince tanınmış mıdır? Umay da Tıbbiyeli ordusunun içindeki sayısız neferden birisidir sonuçta. Yapacağımı yaptım! Bundan sonra dinlenmeliyim dememiş!

    2010’dan bu yana her yıl yapılmakta olan Ulusal Tıp Günleri’nin dördüncüsüne Dr Mehmet Fuat UMAY’ın adının verilmiş olması ve böylelikle biraz olsun tanınmasına katkıda bulunulması değerbilir bir davranış.

    Ulusal Tıp Günleri’nin ilki (2010) İzmir’de, ikincisi (2011) Antalya’da, üçüncüsü de (2012) Kütahya Emet’te gerçekleştirilmişti. Sıra bu kez Ankara’da! 6-8 Aralık’ta Ankara’daki 4. UTG de öncekiler gibi kendi yağıyla kavrulacak. Konuşmacılar da izleyiciler de kendi olanaklarıyla katılacaklar bu anlamlı düzenlemeye. Bugün için düşünmesi bile olanaksız gibi görünen bir şey başarılmış olacak. Tecimsel kuruluşların parasal katkısı söz konusu olmayacak.

    Ulusal Tıp Günleri Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak 70’li yıllara dek sürdürülen Milli Türk Tıp Kongreleri ruhunu da canlandırmayı amaçlıyor. Henüz emeklemekte olan Ulusal Tıp Günleri ayaklarının üzerinde de durabilmeli! Yetinmeyip koşar adım gitmeli!

    Ceyhun BALCI, 27.11.2013

    Okuma Önerisi : Bir Devrimci Doktorun Anılar, İş Bankası Yayınları, Haziran 2006.

  • İZMİR’DE DÜN

    Görsel

    İZMİR’DE DÜN!

    İzmir dün gökten inen yağmurla suya doydu! Caddeler dere yatağı, meydanlar göl gibiydi. Kentleşmeyi yapılaşmaya ve doğa talanına indirgeyen anlayış sanık sandalyesindeydi. Bilmiyorum ne denli sorgulandı? Oysa, evini ya da işyerini su basan, suya batan kentte işine erişemeyen pek çok insan hiç kuşkusuz kent yöneticilerinin kulaklarını epeyce çınlatmıştır. Birkaç gün içinde bu çınlatmadan da çınlamadan da eser kalmayacaktır!

    Basına da fazlasıyla yansıyan sayısız görüntü akılsız insanın yenilgisiydi aslında!

    Kötü rastlantıya bakın ki; yarın da EXPO 2020 oylanacak. Birileri bu görüntüleri kullanır da oyları başkalarına yöneltirse yandı gülüm keten helva! Bunca emek, bunca heves ve elbette beklenti bir kez daha kaf dağının arkasında kalacak!

    Kentin yeşilini, çiçeğini, böceğini paraya, pula satan anlayış böyle günlerde sorgulanmazsa ne zaman sorgulanacak?

    İzmir’de dün en gelişmiş yaratık (elbette kendimizce) insanın utanç günüydü. Her şeye egemen, her türlü gücü yerle bir eden insan denen varlığın gökten inen suya teslim olduğu tarihti.

    Egemenliği gökte arayan insanın gökten gelen güce karşı koyması beklenebilir miydi?

    Burada kesmek en iyisi! Daha fazlası kovuşturma konusu bile olabilir!

    Ama, İzmir’in ya da bir başka kentimizin ve bütünüyle ülkemizin yağmura, kara, sele, depreme teslim olmaması için insanın; insancı değil doğacı bir geniş bakış açısına gereksinimi çok açık değil midir?

    Ceyhun BALCI, 26.11.2013

    Görsel

  • Görsel

    GEVREĞİMİZ SUSAMSIZ OLSUN!

    Gevrek susamsız olur mu? Gür sesli bir hayırdır bu sorunun yanıtı. Gevrek susamsız olursa adı beygıl olur. Bir de çöreklerin, böreklerin ve elbette tahin ve onun helvasının vazgeçilmezidir.

    Bilinen en eski yağlı tohumlardan birisidir Latince adıyla Sesamum indicum ya da susam! Burma, Hindistan ve Çin dünya üretiminin yarısını karşılıyor. Dünyada 4 milyon ton/yıl üretim söz konusu. 2007’de Türkiye’de 23 bin ton susam üretilmiş. Geçtiğimiz yıl ise üretim 15 bin tona kadar gerilemiş. Susamsız gevrek projesinin gerekeçesi de burada yatıyor.

    Bunca derdin arasında kendisini gösteren susam krizi nasıl yorumlanmalı?

    Türkiye’nin ihanet çemberinde olduğu bugünlerde susam kıtlığını da bu ihanetin bir uzantısı olarak değerlendirmek yanlış olur mu?

    Üretmeyi unutmuş, vatan da içinde olmak üzere her şeyi satmakta olan; Turizm-İnşaat-Tekstil üçgenine sıkışmış bir üretimsizliğin dayattığı susam kıtlığı şaşırtıcı gelmemeli kimseye.

    Susamsız gevrek yiyebilirsiniz belki ama tahılsız, etsiz, sütsüz ne yapacağınızı iyice düşünmeniz gerekir!

    AKIL TATİLDE, HIYANET İŞBAŞINDA OLUNCA susamsız gevreğe duacı olmak gerekiyor! İşin ucunda açlık da var!

    Ceyhun BALCI, 22.11.2013

  • Görsel

    BİR HABER…

    Son zamanlarda tanışık olduğum bir durumla bir kez daha karşılaştım. Kitap alışverişime bir de gazete eklendi. Bu kez bilgilendirildim. Sat(a)mayan gazeteler bu yolla okur(!) kazanıyor. Alınca okumamak olmazdı! En azından göz gezdirdim!

    Poşetten çıkan Bir Gün’de (16.11.2013) rastladığım bir haber “Sağına sarmısak, soluna soğan!” dedirtecek türdendi.

    Konu Seyit Rıza! Bu değeri pek geç farkedilmiş büyüğümüz 76. ölüm yıldönümünde anılmış. Hem solcu hem etnikçi ve kesinlikle Cumhuriyet düşmanı BDP bu feodal bey için düzenlenen anmada Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlere Selçuklu ve Osmanlı birikimiyle yaklaştığından dem vurmuş. Çok ilginç değil mi? Ülkemizde Selçuklucu’ya rastlanmasa da; Osmanlıcı sayısı hiç de az sayılmaz. Onlara sorsanız Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’ya da olumsuz yaklaşmıştır. Şu zavallı Cumhuriyet’in başına gelene bakar mısınız? Osmanlıcısı da Kürtçüsü de Cumhuriyet’e karşıdır! Şaşırmamak gerekir! Çıkarları yerle bir olmuştur. Birisi din diğeri de feodalite üzerinden kurduğu ve sürdürdüğü egemenliği yitirmiştir. Kuyruk acılarının bundandır!

    Sorsanız gerinerek solcu olduğunu söyleyecek bir etnikçi ve ayrılıkçı partinin ortaçağ artığı bir ölmüşten medet umması akılla bağdaşır mı? İyi okunduğunda, böylesi ipuçları maskelerin düşmesine ve gerçek yüzlerin ortaya çıkmasına yarayabilir.

    Yaşamın doğal akışına aykırılık içeren bu durumun ülkemize özgü olmadığını da söylemek olasıdır. Küresel ölçekli bir postmodern dalga her türlü değeri yıkıp geçmektedir. Her türden sahtecilik iyiyi-kötüyü, ileriyi-geriyi karıştırmamıza yol açmaktadır. Uygar Avrupa’da durum farklı mı? Gidin İngiltere’ye, Fransa’ya sol yaftalı partiler ayrımcılığa ve dışlayıcılığa rahmet okutacak türden bir ataklık içindedir. Kısacası bulaşıcı bir hastalıktır küremizi pençesine alan!

    Ülkedeki insanların aş, iş ve onur sahibi olmalarının peşine düşecek yerde Seyit Rıza güzellemeleriyle yol almaya çalışanların aklından ve niyetinden kuşkuya düşmemek olası mıdır?

    Bu türden sol maskeli gerici ve bölücülere anımsatmakta yarar var! Ülkemizin genelinde ve özellikle de doğu ve güneydoğusunda Cumhuriyet’le birlikte düzeni bozulan derebeylerinin Cumhuriyet’e başkaldırması son derece olağandı! Cumhuriyet’in bu yıkıcılara yumruğunu aynı sertlikte indirmesi de!

    Sizce bu insanları doğru, düzgün ve namuslu davranmaya çağırmanın bir yararı olur mu? Hele, hafta sonunda Diyarbakır’da sahnelenen berbat tiyatrodan sonra!

    Ceyhun BALCI, 17.11.2013

  • KKTC

    Görsel

    15 Kasım

    YAVRU VATAN

    1983-∞

    Birilerinin çoktan vazgeçtiği, bir başkalarının vazgeçmeye can attığı yavruvatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 30. yaşını kutluyor!

    “Olmak ya da olmamak”tan doğmuştur!

    Dik duruşun, kararlılığın ve hatta diklenişin ürünüdür!

     Görsel

    Değeri yeterince bilinmiş midir? Yükselmesi, tanınması ve kendi ayakları üzerinde durması için gereğince çaba gösterilmiş midir?

    KKTC ile ilgili tartışılacak çok şey olabilir!

    Bunların hiç biri 30. yaşgünü kutlamasına engel değildir!

    Unutulmamalıdır ki, KKTC yok olmak yerine varolmanın; tarihten siliniş yerine tüm güçlüklere karşın ben varım diye haykırmanın adıdır!

    Sağkalımdaki eşsiz çabaları için Bülent Ecevit ve Rauf Denktaş’ı ve canlarını vermekten bir an olsun sakınmayarak toprağa düşenleri saygıyla anarak!…

     Görsel

    Ceyhun BALCI, 16.11.2013

    Görsel

    Görsel

  • Görsel

    Dr. MEHMED FUAD UMAY 4. ULUSAL TIP GÜNLERİ

    6-8 ARALIK 2013  ANKARA

     ANKARA ÜNİVERSİTESİ  TIP  FAKÜLTESİ CEBECİ HASTANESİ 50. YIL AMFİSİ

    DİKİMEVİ / MAMAK – ANKARA

    Kongre Başkanları

    Prof. Dr. Recep AKDUR: Ankara Üniversitesi Tıp F. Halk Sağlığı AD Başkanı

    Prof. Dr. (E) Diş Tbp. Alb. Yavuz S. AYDINTUĞ: Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ağız Diş Çene Hastalıkları Cerrahisi Ana Bilim Dalı önceki Başkanı.

    Kongre Sekreterleri

    Op. Dr. M. Erkan BALKAN: Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Birimi.

    Prof. Dr. İ. Hamit HANCI:  Ankara Üniversitesi Tıp F. Adli Tıp AD

    Beyhan GÜRGÖZE: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Üniversite Sporları Federasyonu Başkanı

    Prof.Dr Uğur KOCA: Dokuzeylül Üniversitesi Tıp F. Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD

    Prof Dr Çimen OLGUNER: Dokuzeylül Üniversite Tıp F. Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD

    İLETİŞİM : erkanbalkan@hotmail.com  GSM:  0532 313 87 21

    PROGRAM

    06 ARALIK 2013 Cuma

    13.30-15.30: Anıtkabir ziyareti.  Atatürk’ün mozolesine çiçek konulması, anı defterinin yazılması ve müze gezisi.

     

    07 ARALIK 2013 Cumartesi

    08.30-09.00 : KAYIT

    09.00-10.00 : SAYGI DURUŞU – İSTİKLAL MARŞI VE AÇILIŞ KONUŞMALARI

    Prof. Dr. Recep AKDUR: Kongre Başkanı

    Prof. Dr. Şehsuvar  ERTÜRK: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı

    Prof. Dr. Kasım KARAKÜTÜK: Ankara Üniversitesi Rektör Yardımcısı

    Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU: Türkiye Barolar Birliği Başkanı

    Serdar DENKTAŞ: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı.

     

    10.00 – 10.40  1. Oturum

    Oturum Başkanları :

    Prof. Dr. Recep AKDUR. Ankara Üniversitesi Tıp F. Halk Sağlığı AD Başkanı

    Uz. Dr. Mustafa DİNLER. Hekimler ve Sağlık Çalışanları İçin Hukuk Derneği Bşk.

    Konuşmacılar:

    Dt. Orhan ÖZKAN. Ankara Diş Hekimleri Odası Onursal Başkanı.   (Dr. Fuat Umay’ın yeğeni.)  Dayım Dr. Mehmed Fuad UMAY

    Doç Dr. Veysi AKIN. Yazar, Trakya Ü. Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü. Bir Devrin Cemiyet Adamı : Doktor Fuad Umay

     

    Prof. Dr. Yavuz Sinan AYDINTUĞ. Kongre Eş Başkanı .

     

    10.40 – 11.00  Plaket Sunumu

     

    – Ulusal Tıp Günleri Düzenleme Kurulu’nun Plaket Sunumu

     

     

    – Dr. Fazıl DOĞAN’ın Hemşerileri Emet-Cevizdere Dayanışma Derneği  ECDAD nin. Plaket Sunumu

     

    11.00-11.30 Dinlence

     

    11.30 – 12.45  2. Oturum

     

    Oturum Başkanları :

    Prof. Dr. Erdener ÖZER. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fak. Patoloji  AD Bşk. – İzmir Tabip Odası Önceki Bşk.

    Yrd. Doç.Dr. Serdar SÜTÇÜ. Türk Diş Hekimleri Birliği II. Bşk.

     

     

    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU. Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı. – Doç.Dr. Elif GÖKÇEARSLAN ÇİFTÇİ.  Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğ. Üyesi

    Dr. Fuad Umay’dan sonra; Devrimci Bir  Doktorun Gözünden Günümüz Çocukluğuna Bakış

     

    Prof. Dr. Yavuz Sinan AYDINTUĞ. Kongre Eş Başkanı. Diş Hekimi Gözüyle  ATATÜRK

     

    Dr. Öğr. Alb. Ali GÜLER. Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü.  Atatürk’ün Saklanan Şeceresi

     

    Prof. Dr. Adnan ATAÇ. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Tıp Tarihi ve Deontoloji önceki AD Başkanı. Sevgi  dolu Anadolu (doğa, tarih ve insan konulu digital  gösteri)

     

    Prof. Dr. Sedat SEVER. Ankara Üniversitesi. Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitimin Kültürel Temelleri Bölümü. Çocuk ve Okuma Kültürü

     

     

    12.45-13.30 YEMEK ARASI

     

    13.30 – 15.00  3. Oturum

     

    Oturum Başkanları :

    Prof. Dr. Ahmet SAYAL. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Eczacılık  Bilimleri Merkezi  önceki Bşk.

    Uz.Dr. Bahtiyar MUHAMMEDOĞLU. Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği – Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB).

     

    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Sema AKA. Bağımsız Araştırmacı.  Uygar Uygur Türklerine Ne Oldu?

     

    Prof. Dr. Hanım HALİLOVA. Azerbaycan Kadın Hakları Müdafaa Cemiyeti Başkanı, Azerbaycan Bağımsızlık Hareketi Kadın Lideri. Hedefimiz Türkiye ve Türk Dünyası AR-GE’sini Kurmaktır.

     

    Av. Sadun KÖPRÜLÜ. Irak Türklerinden, Araştırmacı Yazar, Irak Türkmen Cephesi Ankara Eski Temsilcisi. Irak Türklerinin Günümüzde Sağlık Hizmetleri.

     

    Prof. Dr. Yalçın ÖZKAN. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Eczacılık Bilimleri Merkezi. Başkanı  Eczacılık Terimlerinin Türkçeleştirilmesi.

     

    Prof. Dr.  Aslıhan AVCI. Ankara Üniversitesi Tip Fakültesi Biyokimya AD Biyokimya ve Cumhuriyet

     

    Güzide Filiz TUZCU. İstanbul Üniversitesi  Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde doktora öğrencisi.  Antik Türk Kavimlerinin Tıp İlmine Katkıları.

     

    15.00-15.30 Dinlence

    15.30 – 17.00  4. Oturum

     

    Oturum Başkanları :

    Prof. Dr. Uğur KOCA. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD

    Doç. Dr. Deniz ÇALIŞKAN.  Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD

     

    Konuşmacılar

    Prof. Dr. Mustafa KAHRAMANYOL. (E) Tbp. Alb. KBB Uzmanı. Balkan Savaşlarında Sağlık Hizmetleri.

     

    Yrd. Doç. Dr. Engin KURT.  Gülhane Askeri Tıp Akademisi  Tıp Tarihi ve Deontoloji AD. İstiklal Harbinde Sağlık Hizmetleri

     

    Doç Dr. Çetin ARSLAN. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı. Ceza Hukuku Açısından Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddet

     

    Dr. Ozan UZKUT. Antalya Tabip Odası Genel Sekreteri. Sıfır Tolerans Çalışma Grubu.  Mobbingle Mücadele Derneği Antalya Temsilcisi. Hekime Şiddette Tabip Odası Yaklaşımı

     

    Öğr. Gör. Dr. Nihal BİLGİLİ AYKUT. Başkent Üniversitesi Halk Sağlığı A.D  ve  Kadın Araştırmaları Merkezi (BÜKÇAM)Türkiye’de Nüfus Planlaması Politikaları ve Aile Planlaması Hizmetlerinin Geleceği

     

    Öğr. Gör. Psk. Ezgi TÜRKÇELİK. Başkent Üniversitesi Halk Sağlığı A.D  ve  Kadın Araştırmaları Merkezi (BÜKÇAM)Kadına Yönelik Şiddet – Türkiye’de Durum

    SOSYAL PROGRAM

    18.30  Ankara Üniversitesi Cebeci Yerleşkesi Siyasal Fakültesi arkası

    ÇINAR Restaurant – Toplantı Yemeği

     

    08 ARALIK 2013 Pazar

    09.00 – 10.30  5. Oturum

    Oturum Başkanları :

    Prof. Dr. Osman Şadi YENEN. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD

    Av. Kürşat BOZKURT. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi

     

    Konuşmacılar

    Öğ. Gör. Dr. Sare MIHÇIOKUR. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD ve Kadın Araştırmaları Merkezi (BÜKÇAM) Erken/Zorunlu Evlilikler, Çocuk Gelinler

    Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR. Nöroloji Uzmanı, Serbest Hekim -Türkiye Kas Hastalıkları Derneği Başkanı. Demokrasi ve Halk, Sağlık ve Halk, Bilim ve Halk

    Doç. Dr. Cebrail ŞİMŞEK. Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi İş ve Meslek Hastalıkları Kliniği Eğitim Görevlisi. Cumhuriyet Döneminde İş Sağlığı ve Meslek Hastalıklarına Genel Bakış

    Doç. Dr. Kemal Macit HİSAR. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD Karşılaştırmalı Sağlık Hizmetleri: İsviçre, Küba, Türkiye

    Op. Dr. (E) Alb. Aytekin ERTUĞRUL.   Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Sağlık Dairesi önceki Başkanı.  Türkiye’de İlk Yardım Mücadelesi (Deniz Kuvvetleri ve Türkiye Deneyimi)

    Av. Ahmet MEMET. Yunanistan – Gümülcine. Serbest Avukat, Yunanistan’da  Adli Tıp

    10.30-11.00 Dinlence

    Oturum Başkanları :

    Prof. Dr. Hamit HANCI. Ankara Üniv. Tıp Fak. Adli Tıp AD

    Dr. Mecit VEYSELOV. Ukrayna

    Konuşmacılar

    Dr. Av. Savaş ÖZDAĞ. Ankara Barosu Yasa İzleme Enstitüsü Başkanı. Taraf Bilirkişi

     

    Dr. Öğ. (E) Alb. Ahmet TETİK. General Prof. Dr. Tevfik Sağlam’ın anlatımıyla Gülhane Askeri Hastanesi

     

    Op. Dr. Hüseyin BEKİR. Yunanistan-Gümülcine. Serbest Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, Skolyoz

     

    Yrd. Doç Dr. Serap Selver KİPAY Muğla Üniversitesi. Fethiye Sağlık Meslek Yüksek Okulu  Müzik Ruhun Gıdasıdır, ya Hücrelerin?

     

    Doç. Dr. Gürkan ERSOY. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi  Acil Tıp AD – Herkes İçin Acil Sağlık Derneği Genel Sekreteri.  Hasta Yakınlarına Ölüm Bildirimi

     

    Yrd. Doç. Dr. Meral DÖLEK. Acil Hemşireleri Derneği Başkanı. 2013 ICN Teması ve Hemşirelik

    12.30-13.30 YEMEK ARASI

    13.30 – 15.00  7. Oturum

     

    Oturum Başkanları :

    Prof. Dr. Yıldırım Beyatlı DOĞAN. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD

    Op. Dr. Mehmet Erkan BALKAN. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Birimi.

     

    Konuşmacılar

    Av. Özcan PEHLİVANOĞLU. Serbest Avukat, Rumeli-Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (RUBASAM) Başkanı .İstanbul’un İşgalinin Günümüzde Hatırlattıkları

     

    Prof. Dr. Esin KAHYA. Atatürk Kültür Merkezi, Uluslar arası Tıp Tarihi Kurumu, Türk Tıp Tarihi Kurumu, Uluslar arası Bilim tarihi Kurumu, Türk Bilim Tarihi Kurumu, Türk Felsefe Derneği’nin üyesi. Atatürk Döneminde Bilim Adına Yapılan Çalışmalara Örnekler

     

    Prof. Dr. Semih BASKAN. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD. Cumhuriyetin İlk Tıp Fakültesi

     

    Prof. Dr. Ramazan İNCİ.  Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji  AD. Ne Olacak Bu Üniversitelerin Hali? Nasıl Bir Üniversite İstiyoruz?

     

    Prof. Dr. Erdal BEŞER. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A. D. Ülkemizin Kalkınmasında Üniversitelerin Rolü Ne Olmalıdır?

     

    Op. Dr. Ceyhun BALCI. Serbest Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, İzmir Tabip Odası Yönetim  Kurulu Üyesi.  İki Ayaklı Olmak

     

    15.00-15.30 Dinlence

    15.00 – 16.45  8. Oturum

     

    Oturum Başkanları :

    Op. Dr. Ceyhun BALCI. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi.

    Prof. Dr. Prof. Dr. Resul  BUĞDAYCI. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD

    Konuşmacılar

     

    Dr. Ali DOĞAN. Balıkesir, Bandırma Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı .Nörolojik ve Psikiyatrik Bir Bozukluk Olarak Hubris (Kibir) Sendromu

     

    Yrd. Doç. Dr. Levent SEÇKİN. Bozok Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve  Doğum AD  Bilimsel ve Teknolojik Gelişmeler Bağlamında Hekimliğin Geleceği

     

    Vet. Hekim Adnan SERPEN. İzmir Veteriner Hekimleri Odası Onur Kurulu ve Veteriner Halk Sağlığı Çalışma Grubu Üyesi. Kentlerdeki Yeşil Alanların Tek Sağlıktaki Yeri

     

    Op. Dr. Mehmet Erkan BALKAN. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Birimi. Üniversite Reformunda Öncü Bir Maarif Nazırı: Lüleburgazlı Emrullah Efendi

     

    Yrd. Doç. Dr. Suavi TUNCAY. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi. Çevre, Kent ve Ülke Düzenini Bozan Suça Yönelik Davranış Kalıplarının Nedenleri ve İletişimin Önemi.

     

    Prof. Dr. Akın YILDIZ. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi. Acil Serviste Doktor Manzaraları

    Kapanış Töreni

    (Sertifika ve Teşekkür Belgelerinin Takdimi)