cumhuriyetciyorum

Çağdaş, akıl ve bilimi rehber edinmiş, laik ve demokratik bir dünya ve Türkiye için…

  • Görsel

    SARIKAMIŞ DENİZ ŞEHİTLERİ ANILIYOR!

    Sarıkamış ve deniz sözcüklerini yan yana getiren başlıkta bir hata yok! Kendisini bile son yıllarda öğrendiğimiz Sarıkamış faciasının bir de Ereğli açıklarında yazılmış önsözü var!

    Görsel

    Bezmi  Alem, Bahri Ahmer ve Mithatpaşa bu önsöz yazılırken Karadeniz’in derinliklerine içindeki askerlerle birlikte gömülen Osmanlı gemileri. Üç bin askerin yanı sıra Sarıkamış’a araç ve gereç de taşımaktalar. Sarıkamış faciasının denizde yaşanan ve yakın zamana dek farkında bile olunmayan bu ayrıntısı son yıllarda anma konusu olmakta.

    Görsel

    Unutmak, vazgeçmek ve tarihe saygısızlık konusunda sınırları zorlayan birilerine inat; bir başkaları da her yıl 7 Kasım’da Ereğli’de deniz şehitlerimizi anıyorlar.

    Sarıkamış  Dayanışma Grubu’nun vefa örneği girişimlerine Ereğli Belediyesi de omuz verince Karadeniz’de derin uykuya dalan şehitlerimizin yüce ruhları anıtlaştırılmış.

    Üç bin askerden kurtulabilen sayısı 167. Kurtulanların bir bölümü yazgılarına eklenen Sibirya tutsaklığıyla kurtulduğuna sevinememiş olmalı! Tarihe kayıtsız kalmayan, dedelerimizi inatla anan ve bu uğurda emek koyan başta Sarıkamış Dayanışma Grubu ve Ereğli Belediyesi olmak üzere herkese şükran borçluyuz.

    Aziz şehitlerimizin yüce anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

    Ceyhun BALCI, 06.11.2013

  • Görsel

    İNGİLTERE’de SAĞLIK VERİLERİ PAYLAŞIMA AÇILIYOR

    Ağustos ayında İngiltere’de sağlık hizmeti verilen ortamlarında boy gösteren afişler aracılığıyla insanların onayı istenmekteydi! Hastalara sağlık bilgilerinin bilimsel araştırma amacıyla kullanımına onay verip vermeyecekleri sorusu yöneltiliyordu!

    Büyük AR-GE fonlayıcılarından Wellcome Trust’ın yanı sıra İngiltere hükümetinin de; kuşkucu toplumsal eğilimi törpüleme işine giriştiğini söylemek olasıdır.

    İngiltere’de 53 milyon kişiyi kapsayan Ulusal Sosyal Güvenlik sistemi dünyanın en büyüğüdür. Nisan ayındaki reformu izleyerek elde tutulan hasta kayıtları konusunda da benzer köklü bir değişikliğe gidilmesini beklemek şaşırtıcı olmayacaktı. Birinci basamak, hastaneler ve hastalık kayıt merkezlerindeki farklı bilgilerin merkezi bir ortamda saklanmasını söz konusudur. Bu da farklı merkezlerin aynı ağda buluşması anlamına gelecektir.

    Hükümete göre böyle bir bağlantı daha iyi bir sağlık hizmetinin yanı sıra hasta veritabanının araştırmalara daha iyi yöneltilmesi amaçlıdır.

    İngiltere’de bu bağlamda çok değerli bilgiler onyıllardır elektronik ortamda yer alan, yine onyıllardır kodlanmış olan ve nüfusun % 100’üne yakınının kapsayan birinci basamağa ilişkin olanlardır. Böylesine bir arşiv ABD’dekileri ve hatta yılllardır merkezi veritabanına sahip Danimarka ve İsveç’tekileri bile gölgede bırakacak değerdedir.

    Bu verilerin bir an önce kullanıma sokulması konusunda Ulusal Sağlık Servisi kaynakların akılcı dağıtımı gerekçesinin yanı sıra İngiltere hükümeti de verilerin endüstri ve akademiye açılması konusunda son derece hevesli bir tutum sergilemektedir. Başbakan David Cameron’a göre sisteme kayıtlı her bir yurttaş araştırma etkinliğinin katılımcısı olmalıdır. Cameron’a göre böylesine bir uygulama ülkeyi terk etmiş olan ilaç üreticilerini geri dönmeye özendirecek ve milyarlarca sterlin potansiyel değere sahip sağlık informatiği endüstrisini ateşleyecektir.

    Sonbaharla birlikte birinci basamak verileri daha önceden merkezileştirilmiş hastane kayıtlarıyla birlikte diğer verilerle eşleşmek üzere veri merkezine akmaya başlayacaktır. Kişisel ayrıntılardan arındırılmış bazı bilgiler güvenli(!) bir portal aracılığı ile onaylı araştırıcıların kullanımına sunulmuş olacaktır.

    Uygulamanın bazı yandaşlarına göre hastaların bu uygulamayı yadsımak için pek az gerekçeleri olacaktır. Wellcome Trust’ın üst düzey yetkilisine göre “hastalar, verilerinin önceleri de şimdikinden daha ayrıntılı şekilde paylaşıldığı düşüncesindedir”. Yine aynı yetkiliye göre hastalar ne iyileştirilmiş sağlık hizmeti ne de kişisel gizliliği korumaya yönelik önlemler konusunda yeterince bilgilendirilmiş değildir. Bireyler bu konuda yeterince bilgilendirildiklerinde ve kişisel verilerinin paylaşılmayacağı güvencesi verildiğinde toplumsal destek sorunu yaşanmayacaktır.

    Öte yandan, araştırmacılar özellikle basında yer alabilecek korkutucu yayınların bireylerin çalışmaya katılımını baltalayacağı kaygısı taşımaktadırlar. Buna karşılık fonlayıcılar bu verilerin araştırmacıların kullanımına açılmasının toplumsal yarara hizmet edeceğinin anlatılması durumunda bireylerin katılımının sorun olmaktan çıkacağı düşüncesindedir.

    Bu uygulamanın karşıtı kampanyanın başındakilerden birisi de hasta dostu gerekçelerle toplanacak bu verilerin sosyal güvenlik şirketi çıkarları gibi başka amaçlarla kullanılabileceği kaygısına dikkat çekmektedir. Yine aynı kişiye göre özel bilgi güvenliğinin kırılmaması olanaksızdır. Bu, gerçekleştiğinde kişilerin sosyal güvenlik hizmetine ve araştırma kurumlarına güvenlerinin sarsılması kaçınılmaz olacaktır. AR-Ge kuruluşları bu uygulamaya uyum sağlamada uzak görüşlü bir tutum içinde değillerdir.

    Nature, 17 October 2013, Health Policy, 283, by Ewen Callaway.

  • BİBİHE

    Görsel

    BİBİHE

    (Biri Bizi İhbar Edecek)

    Şaşıranlara şaşırmakla geçiyor ömrümüz!

    Olacakları kestirmeye gerek yok! Doğrudan söyleyelim! Bundan böyle komuşunuzdan korkun! İki satır imzalı/imzasız ihbar mektubuna/telefonuna bakar!

    “Öğrenci komşularımız bir kız bir erkek olmak üzere aynı evi paylaşmaktadır! Gereğinin yapılmasını….”

     

    İlkeleri bir kez çiğnemeye başladınız mı sonunu kestirmek zorlaşır! Anayasa’yı bile bir kez çiğneseniz bir şey olmayabilir! Ama, ilkeler öyle mi?

    Süreç öyle hızlı ilerliyor ki; ipin ucunu yakalamak olanaksız!

    Daha bir kaç gün önce Cumhuriyet’i deldirdik ama hiç olmazsa pantolonu kurtardık diyerek sevindirik olmamış mıydık? İnsan biraz fırsat vermez mi? Bu küçücük(!) yitime karşı edindiğimiz muhteşem(!) kazanımın tadını çıkartalım!

    TBMM’de türbanın ne sakıncası olabilirdi? Üstelik türban sakızını ağızlarından alarak büyük bir adım atmış olmuyor muyduk?

    Bu, parlak düşüncelerle toplum içine çıkanların yanıtlaması ve yorumlaması gereken bir çetrefildir! Hanelerimize ve hatta yatak odalarımıza yönelen gözlerle nasıl başa çıkılacağı!

    Anımsatmak gibi olmasın!

    “Cehenneme giden yol da iyi niyet taşlarıyla döşelidir!”

     

    Ceyhun BALCI, 05.11.2013

  • TUZAKTAKİ HEKİMLİK

    Görsel

     

    TUZAKTAKİ HEKİMLİK

     

    Bir kitap okudum! Hayatım değişmedi ama sayısız çağrışıma yol açtı! Önce çağrışımlar sonra da kitap diyerek girelim söze!

     

    Hastanın müşterileşmesi güncel ve son derece yeni bir kavram. Esnaflaşan hekim profili öteden beri var olan ama günümüzde kaçınılmazlaşan bir durum! Her ikisi de sistemin dayatması. Kaçınmak son derece zor olsa da olanaksız değil!

     

    Kimilerinin iletişim çağı olarak adlandırdığı bu dönemde bilgi internete düşmüş durumda! Bilginin internete düşmesi kötü müdür diye soracaklar içindir sözüm! Bilginin erişilebilir olması kuşkusuz olumlu bir durum gibi görünür göze! Oysa, internete düşen bilgi denetimsizce güdüleyen ve yönlendiren olunca durum değişir.

     

    Hekimlik uygulamasının içinde olan pek çok meslektaşımın   doğrulayacağından kuşku duymaksızın kısa olgular sunmakta yarar görüyorum.

     

    Hastayla karşılaşınca “neyiniz var?” sorusuyla başlamaktan korkar oldum. Kimi zaman bu soruyu sorma fırsatı bile bulamadığım oluyor. Kendi tanısını koymuş olanlar olguların en zorları. En kötü senaryo, “ben internetten baktım, bende şu hastalık varmış. Film/emar istiyorum”culuk. Böyle bir durumda başınıza ciddi bir dert sarıldığı kesindir. İlk dakikadan başlayarak denetim altındasınızdır. Doğru, tek ve seçeneksizdir. Güdülemeye karşı durursanız hasta haklarını çiğnemekle suçlanmayı da içeren bir dizi sorunla karşılaşmaya hazır olmalısınız. 

     

    Günümüz hastası ilgili ve bilgili olmasının yanı sıra “hasta olma rolünü” de fazlasıyla benimsemiştir. Bir önceki yıl Türk vatandaşlarının ortalama 8’den fazla kez hekime başvurmuş olması hasta olmayı sevdiğimizin belgesi sayılabilir. Gerekli incelemelerin sonunda hasta adayına bir şeyiniz yok deme gafletine düşmemenizde yarar var. Böyle bir durumda hekimliğinizin zan altında olmasına hazır olmalısınız! Bu yolla istemeseniz de karşınızdakini yalancılıkla/rol yapmakla suçlamış olursunuz. Mutlaka bir tanı koyup yine mutlaka bir tedavi uygulamanız beklenmektedir.

     

    İnternete düşen bilgi açıp okuyanlar katında kamuoyu oluşturma işlevi de görmektedir. Önce tedavi bulup sonra da hastalık üreten endüstrinin arayıp da bulamadığı bir fırsattır bu! İstekçi hasta/müşteri her koşulda tedavi üreticisinin değirmenine su taşıyan olacaktır. Dertli olduğuna kendisini inandırmış birinin derdine umar aramasını da olağan karşılamak gerekir. Hasta adayının yaklaşımlarıyla savurganlığı tetiklemiş olması onu hiç mi hiç ilgilendirmez! Böyle anlarda “insanlara her şeyin en iyisi yaraşır” sözünün yüzünüze vuruluvermesine de hazırlıklı olun! 

     

    Tıp dallarının hemen tümünde benzer durumlar yaşanıyordur. Ama, bu kurgudan en çok pay alan olgulardan birisi depresyon olmalıdır. Çağımız insanının içinde bulunduğu koşullar gereği potansiyel bir ruh hastası olduğu savı toplum gözünde giderek daha fazla kabul görür olmuştur. Olası olsa, pek çok kişi internetten edindiği bilgiyle öztanısını koyacak ve marketten/eczaneden ilacını alıp tedaviye başlayacaktır. Reçete zorunluluğu olmasa hekim bu kurgunun  vazgeçilmez bir halkası olmayabilir de!

     

    Türkiye’de 2003 yılında 14 milyon kutu olan antidepresan tüketiminin 2012’de 37 milyon kutuya erişmiş olduğunu; sağlık  harcama devi ABD’de ise 2011’de 270 milyon kutu ile birinciliğe oturduğunu eklemekle yetinelim.1

     

    Bu durum yalnızca kısıtlı parasal kaynakların endüstriye akması sonucunu doğurmakla kalmıyor! Aynı zamanda, gereksiz tedaviler ve bu gereksiz tedavilerin yarattığı risk ve olumsuzlukları da yaşamımıza sokmuş oluyor.

     

    Hekimlik uygulamasında istekçi hastaya karşı koymak, isteklerini kolaylıkla savuşturmak bu satırları yazmak kadar kolay değil elbette.

     

    Dr Mutluhan İZMİR “Antidepresan Tuzağı” (Hayy Kitap, Ekim, 2013) kitabında bu açmaza odaklanmış. Bu ve bu gibi yararlı kaynaklar hekimlerin gündelik meslek uygulamalarının parçasına dönüşmüş olan noterlik rolünden sıyrılmada çıkış yolu bulmalarına yardımcı olacaktır. Diğer yandan, hekim olmayanlara da farklı bir bakış açısı ve doğru bilgi sunumu aracılığıyla bilinçlenme fırsatı sunacaktır.

     

    Depresyon ve onun aracılığıyla açığa çıkan tuzak tıp ortamından bir kesiti yansıtmaktadır. Başka alanlarda da sayısız tuzak olduğunu bilmekte olduğumuza göre sözlerimizi hekimlere, meslektaşlarını ve toplumu aydınlatmada önemli görevler düştüğünü ekleyerek bağlayalım.

     

    Ceyhun BALCI, 03.11.2013

     

     

    1 Antidepresan Tuzağı, Dr Mutluhan İzmir, Hayy Kitap, Ekim, 2013.

  • Görsel

    PARDUS

    Pardus günümüzde bir bilgisayar işletim sistemine ad olmuş durumda! Çocukluğumdan anımsıyorum! Anadolu panteri görülmüş ve şimdiki gibi vurulmuştu. Arada başka savlar da olsa Anadolu’da 40 yıl önce rastlanmış olduğu kabul edilmekteydi.

    Diyarbakır’da bir kez daha rastlanması çok şaşırtıcı! Soyunun tükendiği sanılan bu çok ayrıcalıklı hayvan dostumuzun cansız bedenini görmek iç burkucu oldu! Yine de, heyecan verici bir durumdu!

    Belli ki sayıları çok azalsa da Anadolu panteri ya da Panthera pardus tulliana Anadolu’da bir yerlerde varlığını sürdürmektedir. Sonradan İran parsı türlerinden birisi olduğu düşünülse de coğrafyamız için sıradışı olan bu büyük kedinin Anadolu adıyla anılması pek çoğumuzun gururunu okşamış olmalıdır.

    Bu görkemli görünümlü dostumuzun Anadolu’da bizlerle birlikte soluk alıp veriyor ve yaban yaşamına renk katmayı sürdürüyor olma olasılığı bile fazlasıyla ilgi uyandırıcı hoş bir durum.

    Onun yokluğunun insan kaynaklı dış etkenlere bağlı olma olasılığı biz insanları düşündürmeli! İnsancı bakış açısı bir yana bırakılıp doğaya ve dünyaya bütünsel yaklaşım çok şeyi tersine çevirebilir. Gözüne kestirdiği her yere düşüncesizce yerleşmeyi hüner sayan budalalık mercek altına alınmalı!

    Unutulmamalı ki; Anadolu biz insanlar kadar adını taşıyan panterin de yurdu! Yaşamak bizim kadar onun da hakkı!

    Panthera pardus tulliana’yla daha sık rastlaşmak dileğiyle…

    Ceyhun BALCI, 03.11.2013

    http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay/75095/2/1/25037458/cobanlarin-oldurdugu-hayvan-anadolu-leopari-mi

  • HAKİKATEN CE HE PES!

    Görsel

    HAKİKATEN CE HE PES!

    Demokrasidir” dediler…

    Kürtçülüğe yattın…

    ★

    “Anarşidir” dediler…

    Gezi Direnişi’nden tüydün…

    ★

    “Hukuk” dediler…

    Kendi milletvekillerini verdin…

    ★

    “Din” dediler…

    Okulların imam okullarına dönmesini seyrettin…

    ★

    “Darbecilik” dediler…

    Orduyu yok ettiklerinde sustun…

    ★

    “inanç” dediler…

    Türbanı TBMM’ye soktular, baktın…

    ★

    Tüm bu yüce kavramların zırnığının onlarda olmadığını bildiğin halde, karşı tezler üreterek yüreklice üzerine gideceğine…

    Oyuna geldin…

    Cumhuriyeti Cumhuriyet yapan tüm temel kurumlar

    Demokrasi…

    Hukuk…

    Laiklik…

    İnanç…

    Çağdaş yaşam…

    Tümü bir bir yok edildiğinde…

    Kendi ideolojilerini Türkiye’nin başına geçirdiklerinde…

    Pistin…

    ★

    Ve…

    Vere vere kalmadı…

    ★

    Dön bir bak…

    Başka sarılacak siyasi kurumumuz, tutunacak demokratik dalımız olmadığı için seni eleştirmek istemesek de…

    Dön bak…

    Bu Türkiye midir?..

    ★

    Nihayet türban TBMM’ye girdi…

    “Mazlum ve mağduru oynamaktan” başka hiçbir şey gelmedi mi aklına?..

    Tüm medeni dünya insanları gibi, çağdaş, aydınlık, gelişmiş bir ülkenin bireyi olmak isteyen aydınlık yüzlü insanlarımız, teslimiyeti hüzünle izlediler…

    ★

    Kolunu, bacağını vermiş, ama gücünü ve kimliğini vermemiş en yakınınızdaki Şafak Pavey’e bakın bari…

    Söyledikleri iktidara değil, size derstir…

    ★

    Yarın; ONA SARILMAK İSTEDİM!..

    Bekir Coşkun

    Cumhuriyet

  • YOKSUL BAŞKAN!

    Görsel

    YOKSUL BAŞKAN

    Uruguay uzaklarda bir ülke! Yoksulluk, değil ama “başkanın yoksulluğu” bizlere çok daha ırak!

    Jose Mujika Uruguay Devlet Başkanı! Eski bir Tupamaros üyesi. Tupamaros adını İspanyol egemenliğine karşı 18. yüzyılda bayrak açan önemli bir önderden, Tupac Amaru II’den alıyor. Ulusal Kurtuluş Hareketi olarak da bilinen yapılanma varlığını 20. Yüzyılın ikinci yarısına dek sürdürmüş. Tupamaros’lar Latin Amerika’nın yakın tarihi de demek olan diktaya yenik düşmekten kurtulamamış.

    Jose Mujika alçakgönüllü olarak bile tanımlanamayacak tek katlı bir konutta yaşıyor. Sobayla ısınıyor. Eski model vosvostan başka otomobil kullanmıyor. Kendisini traktör kullanırken görmek şaşırtıcı gelmiyor kimselere. Atalarından ve köylü geçmişinden kaynaklanabilecek bir kabalık sergileyebileceğini açık sözlülükle paylaşabiliyor.

    Eşi senato üyesi! Başka gelirleri yok. Aylığının % 90’ını yoksullara bağışlıyor. Gereğinden fazla kazancın anlamı olmadığını söylüyor. “Basit yaşa, başkaları da var olabilsin!” diyen bir Gandi’nin izinden gittiğini anlamış oluyoruz bu sözlerden.

    Bolivar ruhunun Latin Amerika’da dolaşmasına ön ayak olanlardan. Muz Cumhuriyeti ya da Arka Bahçe olma rolüne karşı başkaldıran Chavez-Morales ve Correa’ya eşlik edenlerden.

    Onun önderliğindeki Uruguay Marijuana’yı yasallaştıran ilk ülke olmuş. İlaç ve uyuşturucu kadar bu amaçla oluşan alışverişin de tehlikeli olduğunu kavramış. Yapılan yasal düzenlemeyle Uruguay’da  kayıtlı kullanıcılar aylık kullanıma denk düşen nicelikte Marijuana’yı eczanelerden edinebilecekler. İlk bakışta itici gibi görünse de; kullanıcının Marijuana’ya erişim için göze alabileceği tehlikeler düşünüldüğünde son derece mantıklı bir uygulama olabilir. Hemen eklemekte yarar var! Bugün ABD’nin bazı eyaletlerinde de bu doğrultuda yasalar çıkartılmakta olduğunu anımsatalım.

    https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2012/11/23/kannabis-dostlugu/

    Yetmişsekiz yaşındaki Jose Mujika yakın geçmişte emperyale teslim olmuş öncüllerine inat bağımsızlık ve egemenlik diyebilen bir yoksul başkan olarak tarihe geçiyor.

    Bu bilgiyi edinince çoğu zaman olduğu gibi kendi coğrafyamızla eşleştirme gereği duydum!

    Duvardan duvara kütüphanelerini dolduran kitaplarıyla ve mangal gibi yüreğiyle ama cebinde 5 lirayla dünya değiştiren Reşit Galip’i unutmak olmazdı. Şimdilerde Andımız’ı oaratan kaldırılan, yetinilmeyip faşist yaftası yapıştırılan Dr Reşit Galip’i…

    İyi ki böyle insanlar yaşamış! İyi ki var olmayı sürdürüyorlar!

    Ceyhun BALCI, 02.11.2013

    http://www.informationclearinghouse.info/article36663.htm

  • UTANÇ ÇUKURU

    Görsel

  • Görsel

    29 EKİM 2013,

    GÜNDOĞDU, İZMİR…

    Önce izlenimleri paylaşalım! Yorumu en sona bırakalım!

    Çok kalabalıktı İzmir Gündoğdu! Ne kadar mı? Bu alanda gerçekleşmiş önceki görkemli buluşmalar sağlıklı karşılaştırmaya olanak verir!

    Bugünkü kalabalık Mayıs 2007 Cumhuriyet Mitingi’ne eşdeğer yoğunluktaydı.

    Görsel

    Üç kişi 50 metre ötedeki İzmir Tabip Odası flamasına ulaşamadık dersem kalabalığı tanımlayabilmiş olurum. Andımız’ın topluca okunması sonrasında biraz olsun seyrelen kalabalığı yarma şansı bulabildik de hedefe erişebildik.

    https://plus.google.com/photos/113712996036446725753/albums/5940245827234800545

    Bazı anlarda kalabalığın içinde sıkışıp kalma korkusu yaşadık. Aynı duyguyu Mayıs 2007’de de yaşadığımı anımsıyorum.

    Bugünkü kalabalığın sayısını en iyi Gündoğdu üzerinde dönüp duran polis helikopteri belirlemiştir. Ancak, söylediklerine değil de bir yerlere yazdıklarına erişilmelidir bugünkü Gündoğdu kalabalığının gerçek sayısını öğrenmek için.

    İnsan selinin içindeki çaresizlikle düşüncelere dalmak da kaçınılmaz oldu! Bunca insan neden buradaydı? Hiç birisini zorlayan herhangi bir güç yoktu! Oraya gelmeleri için birilerince parasal destek de verilmiş değildi. Bindirilmiş kıtalar olmadıkları çok açıktı!

    Gündoğdu bir ortak paydaydı! Özenle incelendiğinde alanı dolduranların toplumun her kesiminden insanlar olduklarını anlamak güç değildi! Ancak, her birisi yaşamdaki kimliklerini alana gelmeden önce bir yerlerde bırakmışlardı.

    Atatürk’e, çağdaşlığa, Cumhuriyet’e, vatana, namusa daha kısa ve öz deyişle insanlığa sahip çıkma ortak paydası Gündoğdu olmuştu bu insan seli için! Çünkü 29 Ekim’di!

    Burada toplanan insan selini kimliklendirmede geleneksel sağ-sol eksenli siyasi terminoloji uygunsuz aygıt olurdu!

    Hiç kuşkusuz alanda partililer de vardı! Ama, bu tarihsel kalabalığı oraya toplayan bir güç değil ama “güçbirliği”ydi! İzmir Cumhuriyet için Güçbirliği Platformu’nun bu başarısı alanı dolduran insan selinin arayışlarına da ışık tutmuş olmaktaydı bir bakıma.

    Önümüzde bir dizi seçim var! Gündoğdu’da bugün yaşanan coşkunun gücü bu seçimlere de mutlaka taşınmalı! Bu başarı için mucizeler yaratmaya gerek yok!

    Atatürk’te ve Cumhuriyet’te birleşmek başarının anahtarıdır!

    Umarız ve dileriz ki; siyaset bu iletiyi almıştır! Almakla kalmayıp, gereğini yapacaktır!

    Ceyhun BALCI, 29.10.2013

    Görsel