•  

    Görsel

    ISINAN SULAR…

    Komşularla sıfır sorun anlayışı, komşularla sıfır ilişkiye evrildi. Yine de pes etmeyip “Değerli yalnızlık” diyerek şişinmekten vazgeçmediler.

    Birkaç aydır ben geliyorum diyen ekonomik yıkım hafta başından bu yana önüne çıkan her şeyi yıkıp geçmeye başladı. Susulsa daha iyi olacaktı. Dün Merkez Bankası Başkanı konuştukça katmerlendi ekonomik kriz. Yaşımızın ve belleğimizin izin verdiğince anımsadığımız öncekilerden farkı olmayan sıcak günler yaşanıyor Türkiye’de. Şimdilik % 10’u geçkin bir devalüasyon söz konusu! Tek fark, bugünün darbeci olma korkusuyla olan biteni izleyen, utangaç nitelemelerle geçiştiren uysallaşmış medyası! Olan bitenin önüne geçemeyen siyasi beceriksizlik,medya üzerindeki egemenliği sayesinde “kral çıplak” dedirtmemekte.

    Tam da bugünlerde savaş tamtamlarının sesi gürleşmekte, yakınlaşmakta!

    Yalnızca adını değiştiren, duruma göre barış duruma göre de savaş adını kullanan vahşet savaşa can simidi gibi sarılmış durumda. Bölgedeki “değerli yalnızlık” da gelecekteki yalnızlığını perçinlemek amacıyla mı nedir bilinmez; savaş çığırtkanlığını yükseltmekte!

    Dur diyecek güçleri ya sindirmiş ya da devre dışı bırakmış olan siyaset kendinden emin bir biçimde savaşa teşne olmakta.

    Açmazların, çıkmazların ve umarsızlıkların bir numaralı ilacı olan savaş kapımızda! Bu uğurda bindiği dalı bile kesmekten kaçınmayan iktidar ve egemenlik tutkusu sıkıştığı köşeden savaşla çıkma niyetinde.

    Dün Irak’a bugün Suriye’ye doğrulan her namlunun, atılan her kurşunun ve fırlatılan her füzenin Türkiye’ye zarar anlamına geldiğini kestiremeyen hıyanet Türkiye’yi kendisinin de altında kalacağı bir yıkıma götürecek mi?

    Analar ağlamasın söyleminin peşine düşerek açılım goygoyculuğu yapanlara da ders olmalı! Bu bir promosyondur! Açılım alana, savaş ve yıkım bedavadır!

    Ceyhun BALCI, 28.08.2013

  •  

    Görsel

     

    26 AĞUSTOS

     

    Yakın ve uzak tarihimizden iki yaprağın adıdır 26 Ağustos!

     

    Bin yıl öncesine gidip de 100 yıl öncesini ıskalamak herhalde böyle olabilir. İrtica kanadı 26 Ağustos 1071’e göndermede bulunan afişlerle donatmış pek çok yeri. Olmayan örtüşmeyi 23 Nisan ve Kutlu Doğum Haftası ile sağlayanların işi bu kez biraz daha kolay!

     

    Hiç kuşkusuz 26 Ağustos 1071 de çok önemlidir! Ama, bu önemi 26 Ağustos 1922’den esirgemek akılla bağdaşacak bir durum olmasa gerek!

     

    Sol kanattaki durum farklı mı? Pek devrimci, bir o kadar demokrat ve elbette özgürlükçü SOL’umuz eline geçirdiği kızılbayraklarla ve dünyanın ve hatta ülkenin SOL’cu kahramanlarıyla boy göstermedeki becerisini her nedense 100 yıl öncesi için yineleyemez. Tıpkı irtica kanadı gibi onların belleğinde de sakatlık vardır bu döneme ilişkin.

     

    İnsanlık tarihiyle başlayan geçmiş akışı her nedense XX. yüzyılın ilk çeyreğinde donar, yok olur bu arkadaşların da belleklerinde. Çünkü, orada Milli Mücadele vardır, Mustafa Kemal Atatürk vardır, emek ve alın teri ve tabii ki kan vardır! Aslında,  devrimcilik söz konusu olunca mangalda kül bırakmayanlar için Devrim de vardır o yakın geçmişte.

     

    Hıyanet hastalığına yakalanmış irtica kanadına, budalalık mikrobuyla hastalanmış solcu ve hiç kuşkusuz devrimci kardeşleri de eklemek kaçınılmazdır.

     

    Kendi devrimine kör, olmuş da son kullanma tarihi geçmişine yar olmayı aklından geçirebilen bu arkadaşlar henüz olmamışının ve olması da pek olası olmayanının aşkıyla yanar tutuşurlar. Romantizmin aşırısı da başa böyle dert olur!

     

    Kurtuluş Savaşı’nın coşkulu zaferi de demek olan 26 Ağustos’u yaratan başta Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve elbette onların peşine düşen şehitlerimizin aziz anısı önünde eğilmek, onları hiç olmazsa saygıyla anmak bu kadar zor mu diye sormadan edemedim!

     

    Ceyhun BALCI, 25.08.2013

  • Bencillik Bir Kişilik Bozukluğudur  

    Son birkaç haftada sanat ve kültür alanını da ilgilendiren birkaç  söyleşi, bencilliğin nasıl bir kişilik bozukluğu olabileceğini gözler önüne seriyor. Bu öyle bir kişilik bozulmasıdır ki  insanı iftiraya,  yalana, ihanete bile sürükler. Toplumsal yaşamımızın geçmişinde, yola devrimci olarak çıkıp, kariyerini ihbarcı ve sonuçta emniyet görevlisi olarak tamamlamış kişiler vardır. Bu gibiler kendi arkadaşları ve sonraki kuşaklarca alay edilerek ve lanetlenerek anımsanır. Benmerkezciliğin yaygın olduğu sanat-kültür dünyasında da bu türden örneklere rastlanır. Sözünü ettiğim  söyleşilerden ilki “Sanat Camiasındaki Ergenekon’a Artık Uyanın” başlığı ile 13.08.2013’te “Star Magazin”de yayımlandı. Söyleşinin bütününü ve burada adını anmak istemediğim sinema yönetmeninin kimliğini merak edenler söz konusu gazeteden bulup öğrenirler. “Yöntem olarak yirmili yaşlarımdan beri hep kendimi olayların dışında tutarım” derken bireyci kimliğini açığa vuran bu sanatçı, nedense dışında kalmak istemediği Gezi olayları sırasında sanat çevrelerince dışlanıp eleştirilmesine belli ki çok içerlemiş. Ancak bir ihbarcının söyleyebileceği şu sözler dökülüyor ağzından: “…son iki yıldır sürekli uyarıyoruz hükümeti. ‘Sanat camiası içindeki Ergenekon uzantılarına’ artık uyanın diye.(…) Hükümete de kızgınım bu yüzden, çünkü yıllarca bunun araştırılmasını istedik. Sadece askerler mi? Ergenekon’un sivil uzantıları var. Sanat ve kültür dünyasında da yok mu?” Bir sanatçının  ağzından çıktığına inanılması güç bu sözleri, belli ki  hasım olarak gördüğü, rahatsızlık duyduğu  kişi ve çevrelere saldırıları, hakaretleri izliyor. Doğrusunu söylemek gerekirse (kuşkusuz benim eksikliğimdir) herhangi bir filmini görmediğim, zaten adını ilk kez bu vesile ile duyduğum bu yönetmen, sözlerinin sadece içeriğiyle değil, dağınık bir kişiliği ele veren söyleyiş biçimiyle de, bana Ergenekon ihbarcısı “haham” Tuncay Güney “tipoloji”sini çağrıştırdı… Söz konusu kişi aynı söyleşide sanat dünyasındaki ihbarcılığıyla da yetinmiyor ve birilerini hükümete ihbar etme alışkanlığını Koç Vakfı’na kadar uzatıyor… Güya bu Vakıf, bu  kişinin bir “video yerleştirme” sergisine maddi destek  sağlayacakken, bir TV konuşmasında “AKP’yi yeterince eleştirmediği”nden ötürü  desteğini geri çekmiş… Bu sözler de bana, bencilliğin kan  kardeşi (kankası!) sayabileceğimiz çıkarcılığın insanı ne ölçüde  alçaltabileceğinin örneği gibi göründü…

    ***

     

    Son günlerde Nobel ödüllü yazarımızla da birkaç söyleşi yayımlandı. Belli ki, zaten kendisi de söylüyor, yeni bir kitabının, daha doğrusu eski kitaplarının yeni biçimlerde pazarlanmasının hazırlığı yapılmakta. Bu anlaşılır bir şeydir. Bir endüstri dalı olan yayın dünyasında da piyasa kuralları işleyecektir… Söz konusu yazarımızın başarısının küçümsenemeyecek bir bölümünü bu işleri iyi bilmesine borçlu olduğunda kuşku yok. Bu söyleşilerden görebildiğim birinde, kendisine ilişkin ya da genel olarak söyledikleri, okur için ilginç olabilir. Ergenekon davası üzerine söyledikleri ise bu yazının başlığını haklı çıkaracak nitelikteydi… Kendisinin bu ve benzer konulardaki görüşleri biliniyor. Fakat bu kez dikkat çeken, rahatlamış tavrı, yanı sıra da alttan alta duyumsanan “timsah gözyaşları”ydı… “Ergenekoncuların (kimlerse onlar) hapiste olmasına” üzülüyormuş… Ama sanırsınız ki bu dava ve benzerleri ona  ve “onun gibilere” karşı “tehditler azalsın”, “kampanyalar sona ersin” diye açılmış… Şimdi artık  sorun kalmamış… Kendi sözleriyle: “Zaten artık dava da yok çok şükür.” Gerçi yine koruması varmış ama “Ergenekon davasından beri sokakta gazeteci, yazar öldürülmüyor, mahkeme kapılarında kimseye saldırılmıyor”muş… Özetle, kahramanımızın (Tanrı korusun!) bir saldırıya uğrama, cezaevine düşme olasılığı ortadan kalkmış…

    ***

     

    Bencillik ve yol arkadaşı çıkarcılık gerçekten de bir kişilik bozukluğudur. Görme yetinizi kaybettirir, insanlığınızı  alçaltır… Yetenekli bir sanatçı da olsanız, yeteneğinizi yerlerde süründürür…

  • Görsel

     

    İSRAİL

     

    Sekiz milyonluk nüfusu ve Konya’nın yarısı kadar yüzölçümüyle İsrail bu nicelikleriyle orantısız öneme sahip bir Ön Asya ülkesi. Şeria Irmağı ile çukur Lut gölünün batısındaki dar alanda uzanan ince-uzun coğrafyasıyla Şili’nin bölgedeki şubesi görünümünde.

     

    Vaat edilmiş topraklara yerleştirilmiş günümüz İsrail’i İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda Vahşi Batı tarafından var edilmiştir. Bölgenin diğer ülkeleri gibi İsrail’in sınırları da masa başı ürünü olduğu için cetvelle çizilmiştir. Sina Yarımadası’nın doğusundaki Akabe Körfezi’nden Kızıldeniz’e ve dolayısı ile de 7 kilometrecik de olsa Hint Okyanusu’na dokunan kıyılarının varlığı kusursuz  tasarımının önde gelen kanıtıdır. 

     

    İsrail, kuruluşundan bu yana çevresiyle sorunlu bir ülke! 8 milyonluk nüfusuyla çevresindeki yüz milyonlarca Arap ve Müslüman’la nasıl başa çıktı sorusu gelebilir akla! Öncelikle, karşı gibi görünenlerin önemli bölümü gerçekte İsrail yandaşıdır. Bunu açıkça söylemezler ama İsrail’in hamisi ABD ile olan ilişkileri onları ele verir. Diğer yandan, İsrail’i çevreleyen toplumlara egemen olan akıl kıtlığı bu ülkenin sağkalımında önde gelen etken olduğu söylenebilir.

     

    İsrail bölge ülkelerinin iç ve dış politika malzemesi olma konusunda da uzak ara öndedir.

     

    Bölgede İsrail düşmanlığı tartışmasız bir (siyasi) getiri kaynağıdır. Örneğin, Mısır’ın devrik Mursi’si bile İstrail topraklarındaki Filistinlilerin soluk borularını kapatıp, onları yazgılarıyla başbaşa bırakmasına karşın görüntüye yansıttığı sözde İsrail düşmanlığı ile epeyce oy toplamıştır.

     

    Kısacası İsrail görünürde şer odağı olsa da gerçekte bölge ülkelerinin hemen tümü İsrail bağlaşığıdır.  Çünkü, ABD ile dost olmanın vazgeçilmez gereğidir İsrail ile de dost olmak.

     

    Türkiye de özellikle son 10 yılda bu kervana katılan, ilkeleri değil gündelik kaygıları gözeten bir dış politika izler durumdadır.

     

    Gazze’ye yardım gerekçesiyle İsrail’le didişir gibi görünen, One Minute derken perde arkasında onunla halvet olan ilkesiz dış siyaset bu durumu halkın dikkatinden uzak tutmayı başarabilmiştir.

     

    Mursi’nin devrilmesini İsrail’e bağlamak bu çılgın ve amaçsız dış siyasetin son halkası sayılmalıdır.

     

    Erişkedeki habere göz atınız! http://www.hurriyet.com.tr/planet/24566571.asp

     

    Ergenekon davasının kökünü oluşturan ifadelerin sahibi, şimdinin Kanada hahamı Tuncay Güney saçmalamalarını sürdürüyor. İsrail bayrağı ile fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmiyor.

     

    Hemen her konuda saldırı ve iç politika malzemesi olan İsrail, iş birilerinin defterini dürmeye gelince eleştiri konusu olmuyor bile!

     

    Emperyalizmin uğraşı ve tasarımlarıyla var olan İsrail; kendisine yüklenen görevi fazlasıyla yerine getirmekte. Hem de kendisine karşı olduğu izlenimi veren ülkelerin desteğiyle.

     

    Niceliksel olarak küçük görünen İsrail, çevresinde halka halka dizilmiş akıl kıtlığı ülkelerinin de desteğiyle muazzam bir güce dönüşmüş oluyor.

     

    Görünürdeki çelişme, perde arkasındaki sevişmeye bırakır yerini buralarda! İsrail bu haliyle sayısız aşığı olan bir yakışıklı semt delikanlısıdır.

     

    Ceyhun Balcı

  • Görsel

     

    TROMSO IL

    Tromso IL takımı 1920’de kurulmuş. Norveç bir kuzey ülkesi. Tromso ise Norveç’in kuzeylisi. Pek çok kez Kuzey Norveç Kupası’nı kazanmış. Haritaya bakıldığında durum daha iyi kavranacaktır.

    Tromso IL ile Beşiktaş JK bu akşam karşılaşacaklar. Tanıdık bir takım! Galatasaray’ı 2005-2006’da eleyerek ilk kez UEFA Kupası’nda yoluna devam etti. Özellikle Tromso’daki maç unutulmaz. Karla karışık yağmurun (yine bir ağustos günüydü) çamur deryasına çevirdiği sahadan değil UEFA şampiyonu Galatasaray’ın başka bir devin de çıkması zordu. Nitekim, o sahada Chelsea bile tutunamamış!

    Tromso IL dünyanın en kuzeyli futbol takımı! Kutup dairesine bu denli yakın bir yerleşim merkezinin uluslararası ortamda mücadele veren ekibi yok! Bu akşamki maçta güneşin bat(a)mayacağını söyleyebiliriz.

    “Beş dakikada Beşiktaş” aforizmasının kahramanı(!) Beşiktaş’ın özenli olması gerek!

    Bir kez daha kutupta donmayalım! Serbest düşüşteki futbolumuzda Yeşil Burun Adaları’nın gerisine düşülmesi sonrası bir de II. Tromso  faciası yaşanmasın!

    Ceyhun Balcı, 22.08.2013

    Görsel

  •  

    Görsel

    ELDE BAYRAK, DİLDE TOPRAK

     

    Urfa’nın Suriye sınırboyunda yaşamak ateşten gömlek giymeye eşdeğer! Can korkusu Urfalı köylüyü gerçekleri görmekten alıkoyamamış.

     

    Urfalı köylü kendisini itip kakan, adam yerine koymayanlara da okkalı bir ders vermiş bu bilgece tutumuyla.

     

    Birkaç yüz köylü Akçakale-Yardımcı karayolunu trafiğe kapatarak seslerini duyurmuş.

     

    Elde bayrak, dilde toprak!

     

    Eldeki Türk bayrağı asıl sorundan kopup, emperyalist kurguların peşine takılan “açılımcı” şaşkınlara ders veriyor. Ne ulusal devletten ne de üniter yapıdan vazgeçmenin gerekmediğine vurgu yapıyor.

     

    Bir köylünün basına yansıyan şu sözleri çok önemli!

     

    “Atadan kalan ve yıllardır ekip biçtiğimiz topraklar Hazine’ye kaydırılınca perişan olduk. Büyük bir göç verdik. Şayet ekip biçecek toprak bulamazsak köyümüzü terk etmek zorunda kalacağız. Toprağımız olmadığı için devletin verdiği hiçbir destekten faydalanamıyoruz. Kendi topraklarımızı bırakıp başka illerde tarım işçisi olarak çalışmak zorunda kalıyoruz. Daha önceden işlediğimiz bu toprakların yapılacak reform ile hak sahiplerine dağıtılmasını istiyoruz.”

     

    Aklın yolu bir!

     

    Elindeki bayrakla devletine, vatanına sahip çıkan bilgelik bir kaç tümceyle sorunu yalın şekilde ortaya koyma becerisi gösterebiliyor! Anadilde eğitim, anadilde sağlık, federasyon, konfederasyon, demokratik ulus lakırdılarıyla suyu bulandıran; sorunu çözmek yerine sorunun parçası olmaktan kurtulamayanlara verilen ileti çok öenmli!

     

    Toprak Devrimi!

     

    Cumhuriyet döneminde eksik ve başarısızlık aranacaksa toprak sorunu en doğru adrestir. Bir kaç kez yaklaşılan  ama bir türlü erişilemeyen devrim! Cumhuriyet Devrimi’ni kesintiye uğratan, etnik ve dinci soslu Truva Atlarını harekete geçiren yumuşak karın!

     

    Sağolasın köylü kardeş!

     

    Okumuş, yazmış ve dahi dirsek çürütmüş ama bu basit sorunu bir türlü algılayamayan kalın kafalılara ders verdiğin için!

     

    Ortalama anlak sahibinin kavrayabileceği bu yalın gerçeğin ortalamanın üzerinde anlak sahibi yönetenlerce anlaşılmaması olanaklı mı? Elbette hayır!

     

    Topraksız köylü, umarsız birey demek!

    Umarsız birey, ya kente göçmeye hazır ya da kula kul olmaya teşne insan demek!

    Kente göçmüş köylü muhtaç vatandaş demek!

    Muhtaç vatandaş, sandıkta keklik oy demek!

    Elbette vazgeçemezler böyle ağız sulandırıcı bir olanaktan!

     

    Umutsuz muyuz? Kesinlikle hayır!

     

    Başka bir Türkiye ve başka bir dünya mümkün diyoruz!

     

    Bu nedenle “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!” diye haykırıyoruz…

     

    Ceyhun BALCI, 20.08.2013

     

     

  • Görsel

     

    SINIRDAN UZAK DURUN!

    (yoksa canınıza okuruz)

     

    Türkiye’nin Suriye sınırında alevlenen çatışmalar bizim yetkilileri harekete geçirdi. Sınır güvenliğini tehdit eden ülke dışı unsurlara değil yurttaşlara geçti sözleri! “Sınırdan uzak durum!” dediler yurttaşlarına. Sel gelince üst komşuya çık, deprem olunca dışarı kaç, keneden korunmak için paçanı çorabının içine sok diyen anlayışa uygun bir öğüt! Şam’daki Toplar Emevi Camisi’nde namaz kılmaya heves edenlerin evlerinin ortasına düşmediği için rahatlıklarına da şaşırmamak gerek!

     

    Türkiye dışında birileri sınırboyunda çatışıyor. Attıkları mermiler, ateşledikleri toplar bizlerin canını aldığı için bana ne diyemiyoruz. Suriye’nin içlerine girip Esad’ı haklama düşleri görebilenler ilgilerini can ve mal güvenliklerini sağlamakla yükümlü oldukları yurttaşlarından esirgeyebiliyorlar.

     

    Üzerinden çok zaman geçmediği için unutmuş olamayız!

     

    Suriye sınırındaki mayınlar temizlenir temizlenmez ile erinç ve gönenç denizine düşecektik! Hesap hatası oldu! Para yerine ölüm yağdı mayınsız alanlar yoluyla. O günlerde pek çok şey öngörülmekle ve sorgulanmakla birlikte bugün yaşananlar konusunda tek söz edilmiş değildi.

     

    Mayınsız Suriye sınırı ne bize ne de Suriye’ye dirlik ve düzen getirmedi. Türkiye tarafında silah ve cephaneyle yüklenen cankurtaranlar dönüşte adını, sanını ilk kez duyduğumuz yaralı çetecileri Hatay’a taşıdı. Yaralısı, yarasızı, hırlısı, hırsızı ile bir yığın ayak takımı ülkemize aktı. Bugün TC sınırları içinde görünen Hatay ilimizde dağdan inen bağdakini kovar örneğince, terör estirir oldu!

     

    Açılım gerekçesiyle doğu ve güneydoğuda boşaltmadık karakol bırakmayan Türkiye, açık bir dış tehdit olarak kendisini gösteren Suriye sınırboyu saldırılarına da kulak tıkadı!

     

    Böyle giderse “Sınırdan uzak durun!” uyarısına kulak asmayanlar çok yakında basınçlı su, biber gazı, plastik mermi ve cop eşliğinde tehdit kaynağı olmaktan çıkartılacaklardır.

     

    Ülke sınırları içinde barışçıl protesto gösterisi yapan yurttaşlarını biber gazı, cop, basınçlı-ilaçlı su ve plastik mermiyle öldürmecesine, gözünü çıkartıp engelli bırakmacasına püskürten kudret sıra sınır güvenliğine gelince hiç de gerekli olmadığı halde sevecen ve hoşgörülü bir tutum takınabiliyor.

     

    İlk bakışta komplo kuramı gibi görünse de Suriye sınırındaki mayınlar bugünler için mi temizlendi diye sormadan edebilir misiniz?

     

    Ceyhun Balcı, 20.08.2013

  • Görsel

     

    CHP “Laiklik” Okunu Kırarsa Erdoğan “Başkan” Olur!

     CHP yönetimi disleksi olmuş haldedir, Kıble’sini şaşırmıştır.

    İmam Gülen’den medet umuyorlar. Kendi tabanını tanımıyor bunlar. Bu taban eğer imamın desteklediği partiye oy verecek olsaydı AKP’ye verirdi, ne diye CHP’ye oy verdi bugüne kadar?  

    Saflığa bakın; Gülen artık Erdoğan’ı desteklemiyormuş, taviz verelim de bizi desteklesin…

    Gülen demeden olmuyorsa, kişiye indirilmiş bir yönetime biz demokrasi mi diyeceğiz, ne diye sandık başında onca kıyamet, atama yapsın bitsin bu iş.

    Bu yol yol değildir, CHP parçalanır, Tayyip de hiç zorlanmadan tek başına gelir başkanlığa oturur.

                İster “asimetrik savaş”, ister sağ gösterip sol vurmak deyin, biz bu yumruğu her darbede yedik, NATO yumruğudur.

                Bugünlerde sandıklara sahip çıkmak üzerine CHP yönetimi kolları sıvadı, bir yandan da halka hiçbir vaadi yok, sadece AKP gitsin. İyi de, kimin ipiyle kuyuya iniyorsun bir bak!

    Altı okunda bir tek tutamağı “laiklik” kalmıştı, onu da yedi CHP!

    İlkelerine sahip çıkmayan CHP hiçbir şeye sahip çıkamaz. Artık tabanına sahip çıkmayan bir CHP var. Türkiye Alevi katliamına götürülürken tabanına güven vermeyen bir CHP görüyoruz!

                Bakın Urfa’da köylülerin ağaya karşı toprak isyanına… Bir tane CHP’li vekil ortada yok. Oysa köylüler haykırıyor:

                “1978’de Ecevit verdi bize, Özal 1987’de elimizden aldı ağaya verdi, perişanız, ekecek toprak istiyoruz.” Bunlar Kürdistan istemiyor, iyi bakın. CHP ortada yok.

    Urfalı köylü ekecek toprak istiyor, elinde Türk bayrağı var, neden ortalıkta yoksunuz? AKP ağalıkla şeyhlikle barışık, yoksulluk ona lazım. Sen CHP’sin, Ecevit gibi “toprak işleyenin su kullananın” desene, o zaman halka umut olursun, iktidar olursun. Şimdi ise feodal gericiliğe ve sömürgeciliğe umut oluyorsun, bu yüce millete sözün bu mu?

    Ecevit de, o imamla bir kere el sıkıştı ve kaybetti, ders almalısınız.  

                Şu anda Alevi kökenli ve Atatürkçü subaylar üzerinde yürütülen tasfiyeyi bu halk çok iyi hissediyor. Kemal Bey’in bir kere bile mahkeme salonuna gitmediğini konuşuyor insanlar.

    Ankara’da Balyoz davasının Yargıtay duruşmaları Cuma günü bitti, oraya da hiç gitmedi.

    Bu haldeyken seçime hazırlanıyoruz.

    Bakar kör olmuş CHP yönetimi, olanları anlamıyor, bulanık görüyor, ayakları yere basmıyor. İşte tam disleksi hali.

    Artık yolu Pensilvanya’dan geçecek Kemal beyimizin, elini tutacak bekâr imamın. O elde kimlerin el izi varsa hepsini bir bir sıkmış olacak. Hepsinin elidir o bir tek el.

    Şimdi bir asimetrik çizik atalım; imam Gülen CHP’yi desteklemiş görünerek CHP’yi bölecek ve aslında Erdoğan’ı desteklemiş olacak. Bu sayede Erdoğan tek başına yeniden gelecek. İşte asimetrik vurgun, insan beyni böyle yanıltılır, AKP’nin itibarlı profesörü Nihat Berker bunun uzmanıdır.

    Gezi Parkı olaylarında İstanbul Büyükşehir ve Beyoğlu belediye başkanları projenin birinci derecede sorumlusu iken, başbakan ile valiyi sürekli önümüze çıkarmaları bir asimetrik programın parçası değil midir? Aynı Mısır’daki gibi, kitleleri gerginleştirmek ve birbirine saldırtacak kadar gerilim dili kullanmak, programın içinde görünmüyor muydu? Amerikalı danışmanlarından talimat almadan o gerdirici lafları edemezdi.

    Ne diyor batı medyası; “Erdoğan aşırı sert davrandı.” Siz dediğiniz için öyle davranmadı mı?

    Adam ne yapıyorsa sizin verdiğiniz 32 danışmanla yapıyor. Aynı danışmanları şimdi Kılıçdaroğlu’na vereceklerse…

    Gülen yemi önlerine salındı, bu yemi CHP yutarsa ölür!

    Şu ana kadar yemin farkına vardıklarından endişeliyim. Disleksi olmuş Y-CHP, ne deyim?

    Amerika’ya güvenip de kendi Alevi seçmenini kaybetmek, hangi akıldır?

    ….

    Salaklık hali “Disleksi” üzerine biraz zihin jimnastiği yapalım. Halk arasında buna ne denir, iyice anlayalım.

    …. Bakar kör, önünü görmez, görür anlamaz.

    …. Akıldan yoksun, akıldane, kolayca kanar, şaşkın.

    …. Aklı havada, kolay kandırılır, her söze kanar.

    …. Saf, kötülük gelecek şeyi bilmez, iyiyle kötüyü ayırt edemez, şeytana uyar.

    …. Laf anlamaz, söz dinlemez, kimseye danışmaz.

    …. Sakar, düz yolda şaşar, kuru çayda boğulur.

    …. Aklı bulanmış, silik adam, salak gibi…

    …. Kıble’sini şaşırmış, matematiğini kaybetmiş…

    Erdoğan’ın dağıttığı ders kitapları da çocukları salaksı yapıyor.

    Şimdi; Gülen’in iltifatına mazhar olmak için A.Kart mecliste türbana yol açmaya başladı, belli ki ilk şart bu. Ecevit’in meclisten attığı Amerikan vatandaşı türbanlı Merve’ye iade-i itibar gelir arkasından.  

    Gördünüz mü, memleketin topraksız köylülerine bir ekimlik tarla için yasa çıkartmayanlar bir örtüye yasa çıkaracaklar. Hem de 10 yıldır AKP’nin yapamadığını yapacak CHP. Atilla Kart, maalesef soyadı gibi “kart altın” çıkmadı.

     Amerika’da müzede camekâna koydukları Hz.Merve analarının türbanını ordan getirip TBMM girişine camekâna koyarlar, yani… Hiç yanlış anlamadınız, bizde camekâna kutsal emanetler konur.

    Bu şimdilik yüz görümlüğü.

    Siz ki AKP’nin meclise serdiği kırmızı halıda Hz.Ali’nin üç sarı hilalini gördüğünüz halde çiğnediniz, çiğnemeye de devam ediyorsunuz, orda başladı disleksi haliniz. Bakın, size o mecliste Merve’nin türbanına selam da verdirirler. Sizin kutsalınız da yok, bitiyorsunuz.

    Siz mi başkanlık sistemine izin vermediniz, imam Gülen’in havucunu size gösterip CHP’yi parçalayacaklar ve Tayyip “başkan” olacak!

    Hem, “laiklik” okunu kırmış bir CHP iktidar olsa ne, olmasa ne?

     

                16.8.2013

    Mahiye Morgül

  •  

     

    GörselSPORUMUZUN HALLERİ

     

    Sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.

    Mustafa Kemal Atatürk

     

    Türkiye’nin içine düşürüldüğü akıldan ve biliden yoksun durum hemen her alanı derinden etkiliyor. Ekonomide sıcak sonbahara geri sayılıyor. Engelli demokrasimizin yaldızları ise  Gezi Parkı’nda çoktan döküldü.

     

    Sporda ise dalga dalga gelen doping haberleri can sıkıcı olmanın ötesine geçerek onur ve gurur kırıcı bir boyuta erişti.

     

    Atatürk’ün deyişi doğrultusunda irdelemek gerkirse; sporcularımızın hiç de zeki bir görüntü vermediği açık. Kafasıyla bedeninin doğru orantılı gelişmediği anlaşılan görkemli görüntüsüyle ilgi çeken bir minder pehlivanımız ağzından çıkanı kulağı duymadığı için FILA tarafından yaptırıma uğratıldı. Kıt aklıyla Ermeni söylemi üzerinden yardımına koştuğu ustalarının Bursa’da stadyuma Azeri bayrağı sokmadıklarını ve (sözde) Ermeni Soykırımı üzerine bilimsel çalışma ve araştırmalarıyla ünlenen genç Mehmet Perinçek’in iki yılını çaldıklarını anımsatmakla yetinmiş olayım.

     

    Türk sporunun doping sorunu öyle bir noktaya vardı ki; tarihte bir ilk yaşandı. Kırkpınar Başpehlivanı bile bu kervana katıldı.

     

    Her iki olgu da zeka ve çeviklik unsurunun ters orantılı gelişimini yansıtması bakımından son derece önemli!

     

    Dopingle bütünleşen halterin adını anmaya dilim varmıyor!

     

    Bugünlerde Moskova’da Dünya Atletizm Şampiyonası heyecanı yaşanıyor. Sporların anası sayılan atletizm ülkelerin önde gelen karizma ve saygınlık aracıdır. Grenada ve Botswana gibi ülkeleri belki de bu sayede öğrendik. 1980 Moskova Olimpiyatları’nın mekanı olan o zamanki Lenin bugünkü Luzniki Stadı yenilenmesine karşın özgün mimarisiyle göz kamaştırıyor.

     

    Bu mükemmel ortamda gözlerimiz geçen yılki Olimpiyat ve Avrupa şampiyonlarımızı arıyor. Ne Nevin Yanıt ne de 1500’cü kızlarımız Aslı Çakır Alptekin ve Gamze Bulut ortalarda yoklar. İşi yine bir kaç genç ve devşirmeye yüklemiş gibiyiz.

     

    Yokluklarının nedeni başarım gücü eksikliği değil! Aylardır ayyuka çıkan doping söylentileri “başarılı(!)” sporcularımızı bir yıl içinde saklanmaya zorlamış görünüyor.

     

    Doping yapan sporcu yalnız değildir. Hele hele böylesi üst düzey sporcuların özerk ve kendi başına davranması söz konusu olamaz! Dolayısı ile, spor alanlarındaki protestoların telaşına düşebilen ama doping olgularını saymakla yetinen spor yönetimi baş sorumludur. Sorumluluklarının gereğini zaman geçirmeden yerine getirmeleri gerekir(di)!

     

    Akılsızlığın, bilisizliğin, bilinçsizliğin  ve elbette kötü niyetin ürünü dopingin Türk sporuna sürdüğü kara lekeler bir an önce silinmeli!

     

    Sporumuzun üzerine çöken bu koyu gölge iç karartıyor!

     

    Bu olumsuz ortamda teselli edici tek gelişme Haziran Başkaldırısı dönemine de damga vuran olgudur. Çok değil haftalar önce biribirlerinin gırtlağına sarılan karşıt yandaşların kolkola girmiş olması gerçekten de sevindiricidir. Genelde sporu ve özellikle de futbolu halka afyon niyetine kullandıranların elini ayağına dolaştıran bu bilinçlenme ve diriliş sporda geleceğe umutla bakmamızı sağlayan biricik gelişmedir.

     

    Dopingin önüne geçilmesi için onu özendiren ortam düzeltilmelidir. Özellikle, Türkiye gibi sportif başarıya aç bir ülkede astronomik ödüllendirme sistemi gözden geçirilmelidir.

     

    Irkçı söylem nedeniyle uluslararası güreş federasyonunca yaptırıma uğratılan Rıza Kayaalp spor ortamından ivedilikle uzaklaştırılmalıdır.

     

    Ceyhun BALCI, 14.08.2013