cumhuriyetciyorum

Çağdaş, akıl ve bilimi rehber edinmiş, laik ve demokratik bir dünya ve Türkiye için…

  • SPORTİF

    SPORTİF

    Sporla ilgili ama sporun görünmeyen yanına dokunan bir yazı yazmak kaçınılmaz oldu! Yazla birlikte biri birini izleyen spor etkinlikleri Türkiye’yi de ilgilendiren boyutlar taşıyor.

    Türkiye 42 yıl sonra bir kez daha Akdeniz Oyunları düzenleyicisi oldu! 1971’de İzmir’dekini görmedim ama 10 yaşında bir spor ilgilisi olarak basından izlemiştim. Güreş ve boks dışında neredeyse yoktuk! 2013 Mersin’de çok daha geniş katılımla daha başarılı bir sonuç aldığımız kesin!

    Ancak, bu başarı başımızı döndürmemeli. Açılışa katılımın yasak oluşu fazlasıyla skandaldı. Yönetenlerimizin protesto korkusu taşıma ve seçme yandaş izleyiciyle açılış yapılmasına yol açtı.

    Mersin’de başımızdan eksik olmayan bir başka illet doping oldu. Halter sporunun Türkiye’deki vazgeçilmezi olan doping bir kez daha yüzümüzü kızarttı. Bir de yine doping söylentileri nedeniyle Avrupa ve Olimpiyat madalyalı atletlerimizi yarıştıramadığımızı da unutmayalım.

    Kafilemizin bayrağını taşıyarak bir ayrıcalık sahibi olan pehlivanımızın iktidar yandaşlığı yapmaya soyunmakta sakınca görmemesi de bir başka kepazelikti. Sporcu ahlâkından yoksun sözlerinin olağan koşullar altında soruşturulması gerekirdi. Olağandışı koşullar yaşadığımız için alkışlandı!

    Eş zamanlı olarak kadınlarımız Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda ter döktüler. Bir öncekinde final oynadıkları için sorumlulukları büyüktü. Üçüncü olarak üzerlerindeki yükü başarıyla taşımış oldular. Madalya törenindeki Atatürk bayraklı gösteriler bilinçlerinin kanıtıydı.

    U 20 (Yirmi yaş altı) dünya futbol şampiyonası da olanca hızıyla sürdü, bitiyor. Türkiye küresel ölçekli bir düzenlemenin ev sahibi. Final ve üçüncülük maçı dışında oynanan 50 karşılaşmayı izleyenlerin sayısı 261 bin. Berbat bir durum! Maç başına 5 bin izleyici. Tarihin en kötüsü olmayı garantilemiş durumda! Oysa, futbol ülkenin başat sporu değil mi? Bir maç üzerine saatlerce konuşan, yorum yapan ve hatta sövüp, sayan bizler değil miyiz? Takımımız, Irak’ın yarı final oynayabildiği turnuvada ilk 16 yapıp sahneden çekilmiş durumda. Futbolu bile izletemiyorsak olimpiyata nasıl izleyici bulacağız?

    Bugünlerde Kazan’da 2013 Universiad’ı yapılmakta! 2005 İzmir Üniversiad’ını unutmak olanaksız! 2005’te hevesli bir gönüllüydüm. Sporcu köyünde oyunlar boyunca zevkle ve coşkuyla hizmet vermiştim. Tıpkı, Mersin 2013’te olduğu gibi 2005 İzmir’de de hükümet “parayı veren, düdüğü çalar!” oyununu oynamıştı. Mersin’deki kadar olmasa da yerel yönetim dışlanmıştı. Kazanç getirici ne kadar etkinlik varsa İzmir’e taşınanlar eliyle verilmişti. Onlar için spor bahaneydi, cüzdan doldurmaksa şahaneydi.

    Kazan’daki atletizm yarışmalarını izlerken görüntüye gelenler etkileyiciydi. Bir cami, hemen yanı başında soğan kubbeli bir kilise ve onlara eşlik eden başka tarihsel yapılar. Aklıma İzmir’deki Atatürk Stadı’ndan sunulabilecek silüet takılıverdi. Uzaklardaki Hilton Oteli ve onun gölgesindeki bir kaç gökdelenden başka ne girebilirdi kadraja?

    Ahmet Piriştina’nın beklenmedik ölümüyle öksüz kalan İzmir 2005 yerel yöneticilerin deneyimsizliği ve şaşkınlığıyla birleşen afallamayla fırsatçılara ve görgüsüzlere gösteri yapma olanağı vermişti.

    Şu sıralar sürmekte olan bir başka sportif olay Fransa Bisiklet Turu! Başka bir yazının konusu olacak denli kapsamlı ve renkli!

    Ceyhun BALCI, 12.07.2013

  • ANALAR AĞLARKEN

    Görsel

     

    ANALAR AĞLARKEN!

    Açılım ve bölünme kutsanırken pis işlere böyle kılıflar gerektiği için “analar ağlamasın” kodu kullanıldı.  

    Analar şimdi de ağlamaya devam ediyor! Yoksa, bu analar ana değil mi?

    Abdullah Cömert ve Ethem Sarısülük  polis kurşunuyla, Mehmet Ayvalıtaş insan kılıklının sürdüğü aracın çarpmasıyla ve şimdi de Ali İsmail Korkmaz eli sopalı bidon kafalılarca aramızdan alındı!

    Onların anası ana, o anaların ağlaması dikkate değer değil miydi?

    Adlarını andıklarımızın üçünün anası Ali İsmail Korkmaz’ın kalpaklı Atatürklü Türk bayrağına sarılı tabutunun başında bir araya geldiler. Ağlamaktan alıkoyamasalar da kendilerini soylu bir davranış sergilediler. Halk hareketinin belki de temel taşı olan dayanışmayı bu acılı günde de ayakta tutmaktan geri durmadılar.

    Onlar da anaydı! Üstelik oğulları ellerine silah da almamıştı! Tek silahları vatan, bayrak ve Atatürk aşkıydı!

    Elbette, 2013 Türkiye’sinde birilerinin saldırısına uğramak için yeterli gerekçe vardı!

    Ali İsmail Korkmaz’ın ağlayan anası Ethem ve Abdullah’ın acıları henüz küllenmemiş  analarınca teselli edildi!

    http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23703925.asp

    Böyle soylu davranış sergileyen, değerlerini acılı günlerinde de yaşatan bir halkın yenilmesi neredeyse olanaksızdr!

    Ölü bedenlerin geride bıraktığı bu anlamlı ve önemli emanete Türk halkı sonuna kadar sahip çıkmalı!

    Yüce anıları yolumuzu ışıtmakla kalmayacak, bizlere rehberlik de edecek! Anaları ise, “analar ağlamasın” diyerek Türkiye’den vazgeçmeye niyetlenenlerin önündeki aşılmaz duvarlar olacak!

    Ceyhun BALCI, 11.07.2013

     

  • Görsel

     

    SARIKAMIŞ GÖNÜLLÜLERİ

    Türkiye hareketli günler geçiriyor. Coşku ve hareket hız kesecek gibi görünmüyor.

    Bu dönemde yürüyen, haykıran yeri gelince duran, sırası gelince park meclisleri oluşturan ve son olarak da gazdan adam olanları gördük. Gerektikçe boyut değiştiren eylemlilik tekdüzeliğin üstesinden gelmek için de bir seçenek oluşturdu.

    Tüm bunlar yaşanırken bir şey daha oldu! Dr Bingür SÖNMEZ önderliğindeki Sarıkamış Dayanışma Grubu gönüllüleri Sarıkamış Şehitleri anısına Top Yolu Yürüyüşü’nü gerçekleştirdi. Elliyi aşkın gönüllü beş günlerini dağlarda geçirdiler. Gündüzleri yürüyerek beş günde 65 km yol aldılar. Geceleri ise şehitliklerin yanı başında kurdukları kamplarda şehitlerle koyun koyuna oldular.

    Üzerinde yaşadıkları vatanı var eden şehitleri unutmayarak, onların ruhunun şad olmasını sağlayarak önemli bir iş yaptılar.

    Sağolsunlar, varolsunlar….

    Ceyhun BALCI, 10.07.2013

    Sarıkamış Dayanışma Grubu ve AKUT tarafından organize edilen Sarıkamış Şehitlerini Anma ve Top Yolu Yürüyüşü tamamlandı.

     

    Sarıkamış Dayanışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, Erzurum’un Narman ilçesine bağlı Çimenli köyünden başlayan yürüyüşü, 2 bin ile 2 bin 700 rakımda 5 gün boyunca 65 kilometre yol yürüyerek Bardız’da tamamladıklarını söyledi. Sönmez, şöyle dedi: “5 harita mühendisimiz GPS’leriyle hem yolumuzu tekrar tespit ettiler hem de tarihi top yolu çevresinde şehitliklerin yerini birer birer tespit ettiler. İnanamayacağınız sayıda şehitlik tespit ettik. Bunlar büyük toplu mezarlar, üzerinde hayvanlar dolaşıyor, sadece çobanlar onun şehitlik olduğunu biliyor, babalarından dedelerinden… Bazı şehitliklerde dedesi bizzat oraya şehit toplamış olan insanlarla görüştük. Bunların hepsi bir rapor halinde Genelkurmay’a sunulacak ve bundan sonra bu şehitlikler Genelkurmay arşivlerinde olacak.” (Hürriyet, 09. Temmuz 2013)

    http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23683535.asp 

     

     

     

  • TUT AKLINI KAÇMASIN!

     

    Görsel

    TUT AKLINI KAÇMASIN!

    Başlık 2013 Türkiye’sinde yaşananlar için çok uygun!

    “Birkaç ağaç” için isyan eden milyonların başkaldırıdan vazgeçeceklerine ilişkin en küçük belirti yok!

    Süreç dünya ve insanlık tarihine geçecek verilerle yüklü. İnsanların yaşamı için değil de bir avuç varlıklının kazanç kapısına dönüştürülmek istenen kentlerimizden birisi ve en irisidir İstanbul. Kentin giderek küçülen akciğerinin son parçası olan Gezi Parkı bir kamusal alan olarak kamuya kapatılmıştır. Bu kamusal alandan zorbalıkla sökülüp, atılan kamusal unsurların direnişi karşısında şaşkınlaşan ve çaresizleşen yönetici kılıklılar parkı yeniden kamuya açma kararlarını birkaç saat içinde geriye almışlar ve bu kez parka gitmek için hareketlenen yurttaşları gözaltına almışlardır. Böylelikle, kamuya ait bir parka gitmekten başka amacı olmayanların gözaltına alınmasıyla da tarihe geçmiş olduk!

    Çaresizleşen ve bu oranda zavallılaşan yöneticiler artık Taksim Dayanışması’nı gözlerine kestirmiş olmalıdır! Dün akşam (08.07.2013) bu grubun bileşenleri hedef alınarak, gözaltılara girişilmesi başka türlü açıklanabilir gibi değil.

    İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri’nin yanı sıra oda üyesi bir hekimle birlikte Mimarlar Odası yöneticisi ve TMMOB İKK Sekreteri’nin gözaltına alındığı haberleri çok da şaşırtıcı gelmedi pek çoğumuza.

    Günler önce eli çivili sopalı ne oldukları belirsizlerin soruşturulmadığı, kovuşturulmadığı; daha iki gün önce eli palalı insan kılıklıların estirdiği terörün salıverilme ile ödüllendirildiği ortamda hiç kuşkusuz suçluları Taksim Dayanışması içinde aramak doğru değilse ile tutarlı bir davranıştı!

    Hukuk çerçevesinde salıverilen eli palalılar karşısında hukuk çerçevesinde gözaltılar yapılmış oldu!

    Bir yandan “Tut aklını kaçmasın!” diye mırıldanırken diğer yandan da böyle bir durumda aklı başında insanlar için dışarıda olmanın eziklik nedeni olduğu gerçeğinin altını çizmek kaçınılmaz oldu!

    Tüm bu yaşananlar içinde tek olumluluk gözlerimizin önüne serilen kendi sonuna koşan bir yönetim tablosunun varlığıdır!

    Ceyhun BALCI, 09.07.2013

  • KASDER YOK EDİLİRKEN

     

    Görsel

    BU ÇIĞLIK DUYULSUN

    (KASDER BELEDİYE VE YARGI ELİYLE YOK EDİLİRKEN)

    Kısa adı : KASDER!

    Açık adı : Türkiye Kas Hastalıkları Derneği!

    Bir derneğin adının önüne Türkiye’nin gelebilmesi Bakanlar Kurulu kararı ile olası. Kamu yararına statüsünün de belirleyicisi. Yirmi yılı aşkın zamandır adının önünde Türkiye olan bir dernek. Kurucusu ve başkanı Prof Dr Coşkun ÖZDEMİR!

    Destekleyicisi ve özendiricisi olması gereken bir kurumla, belediyeyle mücadeleye girişmiş durumda KASDER! Yeşilköy’de zamanın İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Bakırköy Belediyesi’nin katkı ve destekleriyle edindiği alçakgönüllü yapıdan kapı dışarı edilmek üzere!

    Dernek İstanbul dışında da büyük kentlerdeki şubeleri aracılığıyla ulusal ölçekte varlık gösteriyor.

    Vizyonunu, “Kas Hastalığı ile yaşayan bireylerin, sağlıklı bireyler ile aynı standartlarda yaşayabileceği bir Türkiye.” olarak belirlenmiş.

    Misyonu, Uluslararası engelli hakları doğrultusunda kas hastalarının sosyal yaşama tam ve etkin katılımını sağlamak, kas hastalarını doğru bir şekilde bilgilendirmek ve yönlendirmek, fiziksel, sosyal ve ruhsal olarak mümkün olan en iyi duruma getirmek, nöromüsküler hastalıkların nedenlerine ve tedavilerine yönelik araştırmaları bilimin ve etik kuralların rehberliğinde desteklemek, toplumu nöromüsküler hastalıklar konusunda bilgilendirmek, kas hastalarının yaşam kalitelerini yükseltecek çalışmalar yapmak olarak saptanmış.

    Eşitlik, Bilimsellik, Erişilebilirlik, Entegrasyon, Dayanışma, İnsana Saygı ve Evrensel İnsan Hakları, Sosyal Sorumluluk, Etik Değerler, Kalite, Özveri ise öncelenen değerler olarak sıralanmış.

    Böyle bir derneğe destek olmak varken neden köstek olunur sorusu aklınıza takılacaktır! Uluslararası ölçekte bilimsel işbirliği yapabilme potansiyeline sahip olan bu derneğin aylardır tüm uğraşlara karşın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan randevu alamadığı bilgisini yorumsuz paylaşmakla yetiniyorum.

    Türkiye’ye egemen olan akıldışılık anımsandığında bu gibi derneklerin işlevi çok daha önem kazanmaktadır. Kas hastalarının bir yandan daha iyi bakım koşullarına kavuşturulması ve böylelikle yaşam sürelerinin uzatılması ve gündelik yaşam kalitelerinin yükseltilmesi; diğer yandan da henüz iyileşmeyi sağlayacak tedavisi olmayan bu hastalıklara yakalanmış kimselerin tedavi sahtekârlığından korunmasında önemli rolü olan KASDER’in varlığını sürdürmesi istenmemekte midir? TC’si yok edilmeye çalışılan Sağlık Bakanlığı’nın akupunkturla kas hastalığı tedavi ettiğini öne süren bir şarlatana yetki verdiğini anımsayarak bu kuşkumuzun yersiz olmadığını söyleyebiliriz.

    Ne yazık ki bu durumun giderilmesi, bir yanlışlığın önüne geçilmesi doğrultusunda güvence olan yargı düzleminde bütün çareler tükenmiş durumdadır. Başka deyişle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin KASDER’i yok etme girişimi hem de yargı dayanaklı olarak gerçekleşmek üzeredir.

    Pazar günü Taksim dolaylarında eli palalı insan müsveddesinin sergilediği eylemler için “hukuk çerçevesindedir” yorumunun yapılabildiği Türkiye’de ilgili ve yetkililere KASDER’in başına gelenin hukukun neresinde olduğunu sormak da hakkımız olsa gerek!

    Ceyhun BALCI, 08.07.2013

     

     

     

  •  

    Görsel

    BİRGÜN’E AÇIK MEKTUP!

     

    “G…nün kılıyım!” düzeysizliği sokaklara inen eli sopalı ve palalı çaresizlerin oluşturduğu görüntülerle tamamlanıyor! Böyle başa böyle traş deyişine benzeterek böyle söyleme, böyle eylem demek uygun düşecek!

     

    Halk hareketinin düzeysizlik ve orantısız şiddet karşısındaki yaratıcılığı her türlü saygıya ve yüceltmeye değer bir evrimleşme içinde! Haykıran, yürüyen, duran ve forum yapan adamdan Gazdanadam’a uzanan süreç söze gerek bırakmayacak ölçüde yaratıcılık ve zeka içeriyor!

     

    İsyanbul’da gerçekleştirilen Gazdanadam Festivali yaratıcı olmasının yanı sıra birleştirici olma umudu da yarattı! Umut gerçek oldu! Bir eksikle! Gazdanadam Festivali’ni canlı yayından izlerken bir duyuru yapıldı! Birgün gazetesinin destekçilikten çekildiğini öğrendik! Gerekçe ilginç! İlginç olduğu kadar da gülünç! Festival ulusalcı ve şoven gösterilere sahne olmaktaymış Birgüncülere göre! Böyle bir ortamda daha fazla duramazlarmış!

     

    Birleşe birleşe kazanmak ya da faşizme karşı omuz omuza savaşım vermek varken sudan nedenlerle kendi küçük dünyalarına dönmek açıklanabilir bir tutum mudur? Kuşkusuz tercihleridir, saygı duymak da gerekir! Ancak, Türkiye’nin bir halk hareketiyle ayağa kalktığı bugünlerde herkesin sorumlu ve akılcı davranmasını beklemek de bir o kadar haktır!

     

    Çok bellidir ki, halk hareketine egemen olan bayrak ve Atatürk ortak paydası Birgüncülerin rahatsızlıklarının temel gerekçesidir!

     

    O halde bir kaç soru soralım bu dostlara!

     

    Bir kaç gün önce Mısır’da alanlara inen milyonlarca insanı birleştiren Mısır bayrağı ve ruhu canlandırılan Cemal Abdül Nasır değil miydi? Bu hesapça Mısır halkı da ulusalcı bir tutum takınmıştı! Çok doğru öyleydi! Ama, bu çok doğru tutumun şovenizmle özdeşleştirilmesi bilgisizliğin yanı sıra halka saygısızlık anlamına gelmiş olmuyor mu?

     

    Yine soralım!

     

    Türk halkı geçen yüzyılın başında emperyalist işgale karşı savaş verirken, Cumhuriyet’i kurarken, devrimleri yaparken neyin ve kimin etrafında birleşmişti? Hiç kuşku yok ki bayrak ve Atatürk’tü Türk halkını ortak bir ülkü çevresinde birleştiren! Geçen yüzyılın başında da içinde bulunduğumuz yüzyılın ve binyılın başında da ortak paydamızın bayrak ve Atatürk olması kendisini solda görenleri ve sosyalist sayanları neden rahatsız eder?

     

    İki nedeni olabilir bu rahatsızlığın! Birincisi bilgi eksikliği! İkincisi ise siyasi tutum sahteciliği!

     

    Dünya tarihinde kendi bayrağına, halkına ve devrimci önderine sırtını dönen bir solculuk görülmüş müdür? Görülmüşse de buna solculuk denmeye devam edilmiş midir?

     

    Kafası karışık solculara çağrıdır!

     

    Olmamış ve olması pek de olası görünmeyen devrim aşkınızı bir yana bırakıp olmuş devriminize sahip çıkmanın ve onu diriltmenin tam zamanıdır!

     

    Ulusunuzla, yurdunuzla ve elbette tarihinizle barışmanın tam da zamanıdır! Küçük ve sanal dünyanızda debelenmek yerine birleşmeyi ve omuz vermeyi denemek bu kadar mı zor?

     

    Gazdanadam Festivali’nin destekçiliğinden çekilme gerekçeniz hem halk hareketine hem de o halk hareketinin dayandığı köklere saygısızlık içeriyor!

     

    Türk halkına özür borçlusunuz!

     

    Ceyhun BALCI, 07.07.2013

     

     

  • diren türkiye gazdanadam

    “……… HİÇ BİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK!”

    Sıkça kullanılan bir kalıptır! “Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak!” denir. Bazen dileğimizi ifade etse de çoğu zaman gerçeğin ta kendisidir! Önemli dönüm noktaları o anda fark edilmese de günün birinde tarih yazıldığında belirgin şekilde duyumsanacak sonuçlara yol açacaktır!

    “Hiç bir şey 31 Mayıs’tan önceki gibi olmayacak!” sözünü şu an için bile söylemekte olanaklı!

    Son günlerde 31 Mayıs öncesindeki hoyratlıkla “Ehliyetleri değiştiriyoruz! Değişim bedeli de 101 TL’dir dediler. Eskisi gibi olumlu görünümlü bir vurgun kurguladılar!” Sosyal medya aracılığıyla yükseltilen tepkiyi izleyerek çok geçmeden bedeli 15 TL’ye indirdiler.

    Ancak, dikkat edilirse eğer halkın üzerine TOMA, basınçlı su, biberli gaz, plastik mermi ve copla saldırmayı sürdüren iktidar yadsımakta olsa da halk hareketinin mesajını almıştır. Korku dağlarla birlikte yönetenleri de sarmıştır!

    Öyle olmasa 31 Mayıs öncesi hükümet 101 TL’den böyle kolaylıkla vazgeçer miydi?

    Saldırganlıklarının da içi koftur.

    Türkiye’de hiç bir şey 31 Mayıs’tan önceki gibi değildir, asla 31 Mayıs öncesindeki gibi olmayacaktır! Bu durum içinde bulunduğumuz günlerde yaşananlarla apaçık ortaya çıkmıştır!

    Yarın İsyanbul’da olmak, Gazdanadam Festivali’ne katılmak vardı….

    Ceyhun BALCI, 06.07.2013

  •  

    Görsel

    DARBE Mİ, DEVRİM Mİ?

     

    Demokratçılık oynayanların gözü aydın! Onlara sakız gibi çiğneyebilecekleri yeni bir konu çıktı. Mısır’da darbe mi, yoksa devrim mi oldu? Geleneksel paradigmalar gereğince birileri işin özünden kopup salatalığım var diyene tuz alıp koşanlar gibi davranacak!

     

    Partilerimiz de şimdiden böyle bir konumu benimsemiş gibiler. TBMM’de grubu olan dört partimiz Mısır’daki darbeyi kınamışlar. Birisi ana diğeri de gizli iktidar partisi olan ikiliye diyecek bir şey yok!  

     

    Muhalefetle görevli ama iktidarla uzlaşma alışkanlığından bir türlü vazgeçemeyenelere ne demeli?  

     

    Mısır’da bir saptamaya göre sokaklara inen 20 milyon kişinin hiç mi etkisi yoktur son gelişmeler üzerinde?

     

    Son TBMM artık partiler birliği meclisine dönüşmüştür. Muhalefetten ödü kopan muhalefet partileri zamanında yaşıyoruz!

     

    Mısır’daki halk hareketine şaşı bakışları kendi ülkelerindeki halk hareketine bakışlarını da ele vermiş olmaktadır. Tabanları sokaklarda gaz-cop-su-kurşun yerken olayın dışındaymış gibi izleyenlerin Mısır’daki gelişmeyi aceleyle “darbe” olarak nitelemelerinde şaşılacak bir şey yoktur.

     

    Bu gelişme Türkiye’de bir iktidar sorunu kadar muhalefetsizlik sorunu olduğunu bir kez daha doğrulamıştır.

     

    Unutulmasın ki; halkın gücü önünde hiç bir kurum ya da edilgenlik duramaz! Bakınız Mısır’a! Hem Mısır’da hem de Türkiye’de halkın gücüne saygısızlık etmeyiniz!

     

    Mısır’a bakarak hiç olmzsa Türkiye’deki halk hareketini sahipsiz bırakmaktan vazgeçiniz! AB(D)’ye şirin görünmek gibi bir niyet içindeyseniz Mısır konusunda onların da çark ettiğini anımsatırım!

     

    Eliniz değmişken bir kınama da Portekiz için yapın! Aradan 40 yıl geçmiş olsa bile orada da askerler gerçekleştirmemiş miydi Karanfil Devrimi’ni? Sizin deyişinizle Karanfil Darbesi’ni…

     

    Bir de penguen medyasıyla aynı çizgiye düşmeseniz iyi ederdiniz!

     

    Ceyhun BALCI, 04.07.2013

  • TAHRİR DERSİ

     

    Görsel

    TAHRİR DERSİ

     

    Benim kuşağımın ilkokul yıllarında Tahrir dersi vardı! Kompozisyon yazmayı öğrenirdik. O yıllarda sıkıcı bulduğumuz bu dersin değerini iş işten geçtikten sonra algılamıştık!

     

    Güncel Tahrir Kahire’de bir meydanın adıydı. O meydanı dolduran yüz binler Mübarek’in egemenliğine son vermişti.  Uzun yılların edilgenliği deneyimsizlik demekti. Mübarek gitsin de gerisi kolay anlayışı Mısır’ın Muhammed Mursi denen işbirlikçi yobaza tutulması anlamına geldi.

     

    Tahrir Meydanı’ndaki başkaldırıyla göreve gelen Mursi yine aynı meydanın duruma el koyması ve yarım kalan devrimi tamamlamasıyla devrildi. Mursi de % 51 halk desteğine sahipti. Oysa, o destek aylar önce yapılan seçimle ortaya çıkmıştı. Tahrir’de toplanan yüzbinler bir bakıma seçimi yenilediler! Türkiye’de bizlerin geçen ay boyunca tanıştığımız eli sopalı yandaşlar bile koruyamadı onu!

     

    Mursi ne yaptı da başına bunlar geldi? ABD ve İsrail yandaşlığının üzerine Suriye ile ipleri kopartma tüyünü dikince olanlar oldu! Tarihini bilmeyenlerin başına gelmesi gereken geldi! Mursi’nin ülkesinde bundan yarım yüzyıl önce Nasır Suriye’yi de içeren Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurmaya yeltenmişti. Başarılamasa da bu damar hiç yok olmamacasına varlığını korumuştu.

     

    Son dönemde coğrafyamızda kilit rol Suriye’nindi! Suriye direnir de ayakta kalırsa Suriye düşmanları devrilirdi. Türkiye için de aynı kuram ortaya atılmıştı. Kuramın uygulamaya yansımasıdır Mursi’nin % 51 desteğe karşın devrilmesi. Çoğulculuğu anlamaktan uzak her çoğunlukçu gibi kendisinden başkasını yok saydı! Sokağa dökülen milyonlar Mursi’yi deliğe süpürmüşlerdir. Deliğe süpürme işini efendilere bırakmak yerine kendi işlerini kendileri bitirmiştir.

     

    Mısır’da yarım kalan devrim gerçekleştirilirken dikkatten kaçmaması gereken bir noktayı anımsatalım! Tahrir’i dolduran kalabalık bu kez doğru paydada buluşmuştur! Ellerindeki bayraklardan ve Nasır resimlerinden bellidir bu doğruk!

     

    Tartışmalar sürecektir. Yönetime ordunun el koymuş olması pek çok kişi için karşı çıkış dayanağı olacaktır.

     

    Her türlü tartışma bir yana Mursi tartışılmaz halk desteğine karşın kısa sürede gitmiştir. Suriye’nin direnci ilk etkisini göstermiştir. Diğerlerinin bunu izlemesi kaçınılmazdır!

     

    Türkiye’de (şimdilik) hız kesmiş görünen halk hareketinin başarıya ulaşmasında önemli rol oynaması gereken siyaset kurumu ortada yoktur. Çok bellidir ki; muhalefet konumundaki siyasetimiz de sandık fetişizminin tutsağıdır. Oysa, meydanlara inerek başkaldıran milyonların ortaya koyduğu karşı duruş bir bakıma seçim güncellemesi anlamına gelmekte değil midir?

     

    Mısır’da kimilerinin (belki de haklı olarak) darbe olarak niteleyeceği ordu müdahalesi önlenebilir miydi? Elbette önlenebilirdi! Mursi sokaklara dökülen milyonların istemini algılayıp, seçime gitmeyi akıl edemez miydi? Bu yolu seçse ordu müdahalaesine gerek kalır mıydı?

     

    Özetle Mursi Tahrir desrinden sıfır almıştır. Sınıfta kalmaktan öte, belge almıştır.

     

    Demokrasiyi belirli aralıklarla sandığa gitmeye indirgeyen anlayış var olmayı sürdürdükçe Tahrir benzeri dersler almayı sürdüreceğiz.  Bu dersleri bir de siyasetçilerimiz alabilse de gereğini yapabilse her şey daha kolay ve güzel olacak!

     

    Ceyhun BALCI, 04.07.2013

  • Aydınlık’taki Mavi Vatan köşesinde (30.06.2013) Hasdal esiri Amiral Cem Gürdeniz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı için yazmış!

     

    Görsel